22 Aralık 2014 Pazartesi

Pekmez ve Bala Dikkat !!


Son zamanlarda gündem olan pekmezlerin kansorejen olabileceğine dair haberlere denk gelmişsinizdir mutlaka..Ben de bu konuda birkaç birşey eklemek istedim:

HMF (HİDROKSİMETİL FURFURAL) pekmez, bal ve reçel için  bir kalite kriteri sayılan, protein ve şekerin yüksek sıcaklıkta uzun süre kalmasıyla ortaya çıkan kanserojen bir madde. 


Açık ateşte saatlerce kaynatılarak yapılan pekmezler bu anlamda risk oluşturuyor.. Ateşte değil de güneş altında bekletilerek yapılan pekmezleri tercih etmek gerekiyor.. Keçiboynuzu ve Andız pekmezleri içeriğindeki düşük protein nedeniyle kaynatılarak yapılsalar bile HMF içerikleri yüksek olmuyor, bu nedenle kaynatılmış pekmez alacaksanız illa bunları tercih edin..
Bunun dışında vakum altında düşük sıcaklıklarda pişirilerek yapıldığı için fabrikasyon pekmezlerin köy pekmezlerine göre HMF açısından daha sağlıklı olduğu söylense de, yine de fabrikasyon ürünlere sıcak bakamıyorum ben, bu nedenle doğal olanın en sağlıklısını bulmaya çalışıyorum..

Balı da lütfen sadece güvendiğiniz bir üreticiden alın.. Bal donmasın diye sıcağa maruz bırakılıp plastikleştirilerek, bir daha asla donmaması sağlanabiliyor balın.. İçeriğindeki HMF oranını varın siz düşünün.. Sanılanın aksine şeker katılmamış bal da donar.. İçeriğindeki çiçek özleri vs müsaittir buna.. Diğer taraftan içine şeker koymuş damgası yememek için müşteriye donmayan bal satacağım diye doğal yollarla elde ettiği canım balları ısıtıp satan bilinçsiz üreticilerimiz de var maalesef.. Mutlaka sorarak alın balınızı.. Bu işin bilincinde olan insanlardan lın, değilse de uyarın bilinçlenmesini sağlayın.

Reçel konusundaki fikrime gelince bal ve pekmez gibi besin değerleri açısından bu kadar zengin iki gıda maddesi varken evimde reçeli hiç kullanmadığımı söyleyebilirim..

En sağlıklı pekmezi ve balı buldunuz, evinize aldınız..
Maalesef ki bununla bitmiyor..
Sağlıklı bir şekilde üretildiğine inandığınız bal ya da pekmez her sıcak gıda ile birlikte tüketilişinde sizin ellerinizde de HMF oluşturmaya devam ediyor..
Ve siz çocuğunuza şifa vereyim derken aslında zehir vermeye başlıyorsunuz..
Bir defa bunları asla ama asla sıcağa maruz bırakmak yok..
Keke tatlansın diye pekmez koymak, sıcak süte bal ilave etmek, kaynar kaynar ıhlamur bal limon içmek tehlikeli..
Peki ama ne yapacağız diyorsunuz, hepsinin alternatifi var:
Kekinizi kuru meyveler ile yapın, az suda kaynatın kuru meyveleri, çekin blenderdan..
Bu marmelatı kekinizi tatlandırmak için kullanabilirsiniz..
Ayrıca diğer taraftan karbonhidratları pişirmek Akrilamid denilen kanserojen bir madde oluşturduğundan 120 derecelerde küçük muffin kaplarında ya da yayvan bir tepsiye hamurunuzu incecik yayarak kekinizi yaparsanız çok daha sağlıklı olacaktır.
Diğer bir alternatif ise kek pişip soğuduktan sonra üzerine bal veya pekmez dökmek olacaktır..
Eğer çocuğunuza sıcak ballı süt veriyorsanız sütün sıcaklığını azaltın.
Balı 43 derecenin üzerine çıkamamak gerekiyor, çıktığında hem içindeki yararlı enzimler ölüyor hem de HMF oluşumu başlıyor..
Bu nedenle sütü bu sıcaklığın altına kadar soğutup öyle bal koyun veya hiç koymayın.. Ben kızıma sütün tadını şekerli bilip öyle alışmasın diye genelde sade veriyorum.. Ara sıra keyif için ilave ediyoruz..
Ihlamur ya da bitki çaylarına da sıcakken bal ilave edilmemeli..
Biz balı sadece kızımın sütlacında ve kuru meyvelerden yaptığım meyve suyunda kullanıyoruz, soğuyunca ilave ederek.. Bazen de sabah bitki çaylarında ya da sütünde.. O da yine ılıkken tabii..
Pekmezi doğrudan kahvaltısında ekmeğe sürerek yiyor, hiç birşeyi tatlandırsın amaçlı kullanmadım pekmezi bugüne kadar..
Yine özellikle belirtiyorum ki günlük rutin beslenme alışkanlıklarını zararlı kimyasallardan kurtarınca olayın neredeyse tamamını kurtarmış sayılıyorsunuz.. Bilinçli yaklaşarak, çocuğunuzun günlük beslenme düzeninden zararlı ve yanlış olan ne varsa çıkarın, sonrasından da korkmayın.. O zaman ayda yılda bir yapılan tatlılar, dışarıda yenen keyifli atıştırmalıklar o kadar da etkilemeyecektir o sağlıklı bedeni.. Kanserin en sevdiği şey sürekliliktir unutmayın..

24 Kasım 2014 Pazartesi

Günlük Yemek Menüsü..


Gün içinde herşeyi dengeli alsın amacıyla hazırladığım ve uzun zamandır uyguladığım günlük yemek menümüzü paylaşmak istedim sizinle.. Burada porsiyon miktarları çok önemli.. Lütfen porsiyonlarını yiyebileceği kadar ayarlayın.. Az az yesin ama herşeyden yesin..  Ve asla son kaşıkçı olmayın.. Onu da kendinizi de yemekten soğutmayın.. Bizim bile canımızın istemediği birçok zaman olabiliyor, ona da bu konuda saygı gösterin.. Bir öğün yemek istemiyorsa kaldırın yemeğini, sakın alternatif sunmayın.. Bir sonraki öğününe kadar bekleyin, acıktığı için yiyecektir.. Genel bir durum varsa iştahı ile ilgili menülerini renklendirin, ilgisini çekecek sunumlar yapın, oyuna dönüştürün.. Bir şekilde dahil olacaktır.. Daha önce de yazdığım gibi masada mutlaka bir yeri olmalı ve yemekler mutlaka masada yenmeli, oyun alanında ya da dolaşarak değil.. Tercihen ailenin yemek saatlerine denk getirilmeli yemek saatleri, ama mümkün olamıyorsa da en azından yemek yediren de onunla birlikte oturup yemeli, aynı tip tabaktan, aynı tip menüden.. Yemek boyunca küçük bir çocuğu aynı konsantrasyonda tutmak zor olabilir, bunun için odağı yemekten kaydırmadan küçük oyunlar dahil edilebilir sürece ama asla televizyon değil.. Birkaç öğün üstüste yemediğini gözlemlediğiniz bir gıda varsa bıktığı, onu mutlaka çıkarın listeden belli bir süre.. Sonra tekrar alın listeye.. Bu yemek programının özünde zorlamadan çok çeşitli beslenme var, zorlayarak çok yemek yedirme değil.. Kilolu değil, direçli bir çocuk yetiştirmek olmalı strateji her zaman..

Kahvaltı:
Yumurta (Binbir çeşidini yapabilirsiniz, yumurtayı sevmiyor olsa bile seveceği bir çeşit mutlaka çıkacaktır, yumurtanın mutlaka ama mutlaka sabah kahvaltısında olması gerekiyor)
Beyaz Peynir
Zeytin
Domates
Kuşburnu Marmeladı
Pekmez (Her sabah farklı çeşit veriyorum: üzüm, keçiboynuzu, andız gibi)
Tereyağı (Ekmeğe sürüp üzerine pekmez ya da kuşburnu marmeladı sürüp yiyoruz)
Çay: Ihlamur-bal-limon. Dönüşümlü olarak içine papatya, rezene, hatmi çiçeği, elma kabuğu, çubuk tarçın, ayva yaprağı, zencefil atıyorum. Özellikle da kışın..
Gece yatmadan sütünü içme fırsatı olmadıysa çay yerine süt veriyorum..

Ara Öğün: Havuç, elma, armut, mandalina gibi meyveler ya da ceviz, badem, kabak çekirdeği içi gibi kuruyemişlerden koyuyorum bir tabakla oyun alanına.. Canı isterse yer, zorlamak yok bunun için.. Genelde de yiyor ama:) Tabağa birkaç parça koyun, miktarı abartmayın.. Bu sizin ve onun motivasyonu için önemli.. Hergün aynı tabağı yapmayın sakın, hergün farklı kombinasyonlarda hazırlayın, yemediğini gözlemlediğiniz gıdalara ara verin, koymayın bir süre..

Öğlen:
1 porsiyon çorba (İster erişteli domates, İster ezogelin, ister brokoli, ister mercimek, ister tarhana ne isterseniz)
1 porsiyon yoğurt ve kefir karışımı
1 bardak meyve suyu (Haftada 1 yada 2 kez dondurulmuş vişne, kuru kayısı, kuru erik, kuru elma, kuru hünnap, keçiboynuzu, kuru yabanmersini, kuru dutu kaynatıp (soğuyunca bal koyabilirsiniz) sürahi ile buzdolabına koyuyorum, tüm hafta bizim enfes meyve suyumuz bu)
Az miktarda tam tahıllı ekmek

Uyku sonrası, Akşam üstü:
1 porsiyon et yemeği (Günde bir kez kırmızı et alması gerekiyor, demir açısından.. Burada en önemli  ve en fazla yanlış yapılan şey süt ürünü ile birlikte vermemek.. Süt ürünleri demir emilimini engelliyor çünkü.. Etin yanına yoğurt çıkarmak sık yapılan yanlışlardan.. Bu nedenle her öğünde dikkat ettiğim en az 1 süt ürünü olmalı kuralı burada olmamalıya dönüşüyor.. Burada seçenek kıyma soslu erişte, etli vaya kıymalı bir sebze yemeği, köfte olabilir)
1 bardak taze sıkılmış portakal-nar suyu (Gün içinde elma armut yemediyse ondan da katabilirsiniz, nar-portakal mutlaka olmalı ama, özellikle kışın güçlü bağışıklık sistemi için)

Ara Öğün: Havuç, elma, armut, mandalina gibi meyveler ya da ceviz, badem, kabak çekirdeği içi gibi kuruyemişlerden koyun yine bir tabakla oyun alanına.. Sabah meyve verdiyseniz şimdi kuruyemiş verin mesela..

Akşam:
1 porsiyon sebze ya da kurubaklagil yemeği
Az tam tahıllı ekmek (Bulgur ya da pirinç pilavı da varsa menüde ekmeği vermeyin)
1 porsiyon sütlaç

Yatmadan:
Ilık süt (Bazen ballı bazen balsız.. Sütün tadını sürekli tatlı bilmemeli..)

Bir de yatmadan Mutlaka ama Mutlaka Dişler Fırçalanmalı
Gün içinde oyun olarak eline verin diş macunlu fırçasını ama akşam yatmadan mutlaka siz de destek olarak iyice fırçalamasını sağlayın.. Teşvik etmek için siz de fırçalayın onunla, internetten diş fırçalama şarkılarını açın.. Çocuk doktorumuza randevumuz esnasında beklerken diş doktoruna gidiş yaşının o kadar çok düştüğünü görüyorum ki inanamazsınız.. Günde 5 dakika ayıracağınız vakit hem onun hem de dolayısıyla sizin  acı çekmesini engellemiş olacak ilerleyen zamanlarda..



2. Çocuğu Beklemek..



Kendimi bildim bileli sağlık problemleri ve maddi nedenler gibi mecburi durumlar dışında bir çocuğu kardeşsiz bırakma yönünde ailenin aldığı kararlara karşı çıktım hep.. Kardeşi olması bir çocuğun en doğal hakkıdır, o hak anne baba kararıyla çocuktan alınmamalıdır bence.. Gitgide yalnız, ayakları yere bassın diye rekabet ortamlarına ittiğimiz çocuklar yetişmeye doğru gittikçe trend; kardeşin önemi daha da artıyor artık günümüzde.. O yönü gelişsin, bu yönü gelişsin diye binbir eğitim aldırdığımız çocuklarımızın sadece bir kardeşe sahip olarak kazanacağı öyle büyük değerler var ki.. Günümüzün trendi tek çocukta kalıp, tüm imkanlarını tek çocuk için kullanmak, ikinci çocuğa birincinin geleceğini çalacak yaklaşımında bulunmak maalesef.. Ben tek bir çocuğa yapay bir dünya imkan sağlamaktansa 2 çocuğa daha az ama daha doğal bir ortam yaratmaktan yanayım.. Bir ailenin herşeyini paylaşacağı gibi iki kardeşin de imkanlarını paylaşmaları gerektiğini bilerek büyümelerinin onlara kattığı değer, kardeşi olmasaydı şayet dışarıda alabilecekleri her türlü eğitimden çok daha kıymetli bence.. Evet sonuç olarak kardeş şart, peki ne zaman.. Yıllardır çevremden gözlemlerim, 1. çocuktan sonra 2. çocuk kararı için arayı açmanın alınan kararı zorlaştırdığı yönündeydi.. Gitgide büyüyen çocukla, gün geçtikçe rahata alışan aile için ne yaşayacaklarını bildikleri o süreci tekrar yaşamayı göze almak gerçekten çok daha zor,.. Hatta bence ilk çocuk kararı almak değil, ikinci çocuk kararı almak cesaret istiyor.. Çünkü artık başına ne geleceğini biliyorsun, hangi süreçlerden geçeceğini, seni nelerin beklediğini.. Yıllardır bu nedenle isteğim çok ara vermeden 2. çocuk kararını almak yönündeydi.. Bu durumun şöyle de bir avantajı vardı, ilk çocuğun bilinci çok fazla oturmadan gelen kardeş sanki hep varmış gibi algılanmasına neden olacak bu da ilerki yaşlarda kardeş sahibi olan çocuklarda oluşan kıskanma, rakip görme duygularını yaşamamasına neden olacaktı.. Diğer taraftan 2 yaşına doğru artık artık yavaş yavaş evin içinde de kendi yaş grubuna yakın bir arkadaşa olan ihtiyacının olduğunu hissetmek bu kararın doğruluğunu bir kere daha gösterdi bana.. Bir abla ya da abi kardeş gibi değil de 2 arkadaş olarak büyümeleri ikisi için de çok kıymetli değerler olacaktı bence ara çok açılmazsa.. Bir diğer avantajı ise ilk çocuğun çoğu eşyası evden çıkmadan daha 2. çocuğun gelmesi anne baba açısından çok büyük rahatlıktı.. Artı bebek büyütme konusundaki bilgilerin tazeliğini yitirmemiş olması da paha biçilemez bir başka avantaj.. Bu düşünceler ile kızımız 1.5 yaşındayken kararını aldığımız 2. melek oğlumuz 3 ay sonra aramıza katılacak inşallah.. Kız çocuğun bu kadar tadına erdiğimizden midir, yoksa onun için alınan bir karar olduğundan dolayı kız daha iyi arkadaş olur düşüncesi mi bilinç altımızda oluştu bilemiyoruz ama cinsiyetin erkek olduğunu öğrendiğimizde babamız da ben de oldukça şaşırmıştık.. Bir süre bu fikre alıştıramadık kendimizi, farklı bir tecrübe olacak diyorduk birbirimize sadece.. Ama baştan beri cinsiyet konusunda birbirileri için hayırlısı ne olacaksa o olsun diye dualarımı eksik etmemiştim hiç.. Bu nedenle içten içe de biliyordum ki bu en hayırlısıydı..
Bu süreçte bir bedende 2 çocuğun ne kadar farklı etkileri olduğunu gördüm belirgin olarak.. Kızımda 4 hafta süren bulantı süreci oğlumda 10 haftayı geçmişti.. Ultrasonlarda bile sıcak çikolatalarla zar zor dönen kızıma inat bunda karnımda bir köstebekle yaşıyorum sanki:) Kızımda çok ilerleyen haftalarda ultrasonda gördüğümüz o tam bebek görüntüsünü oğlumda daha en başta görmüştük, net bir şekilde erken şekillenmişti.. Cinsiyeti bilmediğimiz o günlerde öyle ki bir arkadaşım bu erkek olacak demişti, "baksana daha başta net işte, direkt olaya girmiş.. Kız olsa dur oram öyle olsun dur buram şöyle olsun diye sizi bekletirdi daha, kız erkek hayata bakış açımız daha anne karnından belli baksana" diye gülümseyerek her seferinde hatırladığım o yorumu yapmıştı:) Hala gülerim ama haklı da çıkmadı değil:) Bu hamilelikle birlikte ekşi-tatlı tezinin de doğruluğunu kanıtlamış oldum sanırım.. Zaten ekşi insanı olan ben kızıma hamileliğimde ekşi yemeye devam ederek ayrımı çok anlamamıştım da oğluma hamileliğimde girdiğim tatlı krizlerim ve her tatlı dendiğinde gözlerimin parlaması beni şaşırtmıştı.. Kızımın bacağında çıkan çilek lekesinden sonra bu hamileliğimde çok dikkat ediyorum kimseden habersiz birşey ağzıma atmamaya.. Umarım gözümün döndüğü bir an olmamıştır hatırlamadığım:) Hamilelik bambaşka bir boyut çünkü..2. Çocuğa hamilelik çok daha hızlı geçiyormuş onu anladım, zaten ilk çocuğun hayatınıza girmesiyle koşmaya başlayan zaman burada da etkisini gösteriyor.. Aynı tempo, aynı yoğunlukla giden bir zaman dilimi üzerine gelen hamilelik periyodunda kaçıncı haftada olduğunuzu bile takip edemiyorsunuz çoğu zaman.. Öyle ilk hamileliğinizde işten eve gelince devrilip yatmalar, evde yemek yoksa dışarıda yemeler falan da yok bunda.. Çocuğunuz tüm enerjisi ve ihtiyaçları ile sizi beklemeye devam ediyor her iş dönüşü.. Hiç gözünüz korkmasın ama.. Yetişiyorsunuz hem de hepsine, hem de keyifle.. Sonuçta kocaman bir aile oluyorsunuz artık, o kadar cilvesi de olsun.. Bu süreçte hiç alışmadığım ve belki de hiç alışamayacağım tek şey onun harketleriyle duran dünya.. İster hararetli bir toplantı ortası, ister alakasız bir mekan.. Onun ben burdayım dediği her an dünya durdu benim için.. Tamam artık alıştım, yine tekmeliyor işte diye birşey yokmuş anladım.. Her seferinde elim karnımda, ağzım kulaklarımda onun tadını çıkarıyorum, hiçbirşeyin de engel olmasına izin vermem bu andan geri kalmama..

Bu hamilelikte de daha önce Taze Annelere Tavsiyeler (Hamilelik) yazımda detaylarını paylaştığım gibi, hamilelik günlüğü tutmaya, haftada iki kez balığa, her öğün kalsiyum içerikli gıdalar yemeğe, ara öğünlerde meyve-sebzeden geri kalmamaya, bol bol yürüyüş yapmaya devam..

22 Kasım 2014 Cumartesi

2. Doğumgünü hazırlıkları..

Tüm yazı elimizdeki uğur böcekleri ile geçirince bu yılki dogumgünü konseptimiz belli olmuştu.. Öyle ki her seferinde köyden istanbula dönüşlerimizde kendisinden özür dileyerek elimizde istanbula taşıdığımız uğur böcekleriydi arabaya binmeye ikna sebebimiz ve yol boyunca yol arkadaşımız.. Hal böyle olunca kırmızı siyah konsept hazırlığı başladı.. Yine düştük ailecek eminönünün dar sokaklarına.. Kostüm ve ev hazırlıkları için Can süs'ten tülleri, kırmızı siyah balonlarımızı ve uğur böcekli ev süslerimizi, Şerifoğlu'ndan ise kostüm hazırlıkları için gerekli keçe ve diğer malzemeleri aldık.. Bütün bu alışverişler esnasında bizimle hiç usanmadan yürüyen, küçük molalarımıza keyif katan küçük prenses pasta malzemelerimiz için son durağımız olan Besan'a kadar dayanabilmişti.. O küçük kalabalık dükkanda kucağımda inatla mışıl mışıl uyuyan küçük prenses ile seçtim tüm pasta malzemelerini, insanların gülümseyen bakışları altında.. Vee artık alışveriş tamamdı, sıra gelmişti hazırlıklara..
İşten geldikçe akşam akşam küçük uğurböceği ile birlikte kesip biçip yapıştırarak, kulağımın dibindeki o küçücük nefesi ile hazırladık kostüm ve magnetlerimizi.. Çoğu kez yerlerde yatıp yuvarlanma molaları vererek, öpücüklerle dopingler alarak.. Ortaya çıkan görüntü ikimizi mutlu etmeye yetmişti.. 






Hele kostüm o kadar sevilmişti ki neredeyse hergün denendi herhalde doğumgünümüze kadar.. Arkada ki uğur böceği kanatlarımız ve uçuşan eteklerimiz favorimizdi..




Bir gece önceden kekinin yapımı ile başlayan pasta hazırlıklarımız aşağıdaki gibi sonuçlandı.. Doğumgününde sabahtan itibaren tüm günü benimle oynayarak geçirmek isteyen küçük kuzu sayesinde son dakikaya kalan pasta süslemesi için kafamda farklı bir tasarım olsa da son dakikada hızlıca böyle bir tasarım çıkardık ortaya.. Hatta öylesine son dakikaya kalmıştı ki davetlilerimiz gelmeye bile başlamıştı ben son uğur böceklerini pastaya kondururken:)


 
Tüm davetlilere kırmızı ya da siyah giyinmelerini rica etmiştik.. Herkes bu isteğe keyifle riayet etmiş ve ortaya öyle etkileyici bir sahne çıkarmışlardı ki.. Bazıları alışverişe çıkmak zorunda kaldıklarını anlattı mutlulukla.. Herkes için keyifli bir anı olmuştu bile şimdiden.. Biz pastayı üflerken onlar bizi fotoğraf çekerken ben de dayanamadım onları fotoğraf çektim, o etkileyici kırmızı-siyah şıklığını..
7'den 70'e herkese tekrar tekrar teşekkür ediyorum, bizi kırmadıkları ve bu güzel ambiyansı yarattıkları için..
Gecenin finalinde ise artık klasiğimiz olan 365 güne 365 foto videosu vardı yine.. Son 1 yılda hergün çektiğimiz fotoğraflardan gün gün nasıl değiştiğini, bize dolu dolu yaşattığı anları özetlemeye çalışan kısacası koskoca 1 yılı 6 dakikaya sığdırmaya çalıştığımız bir çalışma oldu yine.. Tabii izleyen herkesin yüzünde bıraktığı kocaman bir gülümsemeyle:)
Bir doğumgünü kutlamalarını daha tamamladık böylece.. Küçücük bedenindeki kocaman yüreğiyle hiçbir aşamasından geri kalmayan, her anımızda yanımızda yardımcımız olan küçük uğur böceğiyle süreç daha da keyif alınası bir hale bürünmüştü.. 
"İyi ki varsın küçük insan, iyi ki sen geldin" dedirtti bize yine her seferinde.. 


19 Kasım 2014 Çarşamba

Doğumgününde Bir Babanın Kızına Yazdıkları..

"Tam 2 yıl oldu hayatımıza gireli.. Diğer yarısını bulmuş olmakla zaten dolu dolu geçirdiğimiz günlerimiz, çok özel bir şeyi yaşıyor olmanın farkındalığı vardı hayatımızda.. Senin gelişinle dolacak olan kocaman da bir boşluğumuz varmış meğer, o günlerde hiç farkında olmadığımız.. 2 yetişkin bir çocuk değil,  3 arkadaş olduk.. Hayatın hiçbir anından geri kalmadın.. Bizi de bırakmadın.. Sabahın köründe yollara düşerken bir kere bile sızlanmadan, dağ tepe bayır gezerken  en keyif alanımız sendin..  Nerelerde kalmak zorunda kaldık bazen, hepsini sesini çıkarmadan keyfe dönüştürdün.. İnsanların büyük bir çocukla bile çıkmaya cesaret edemeyeceği her yola çıkma cesareti verdin bize daha küçücükken.. Tam bir bireydin aslında.. Hiç tepeden bakarak konuşturmadın kendinle, hep senin göz seviyendeydi diyaloglarımız.. Hep bunu istedin çünkü.. Her şeyi anlattık, anlar anlamaz diye düşünmeden.. Küçüktür anlamaz, aklı ermez dedirtmedin bize bir kere.. Her seferinde de sabırla dinledin.. Anlamaya çalıştın kocaman gözlerle dinleyerek  büyüklerin saçma dünyasını.. Elini ver dediğimizde bir kere vermemezlik etmedin, oyunun en heyecanlı anında bile elimizden tutup kalktın.. Öyle güçlü bir güven oluşmuştu ki aramızda böyle keyifli bir anda bile beni çağırıyorlarsa vardır bir nedeni diye düşündüğünü hep hissettirdin peşimizden keyifle gelirken.. Hiç yalan söylemedik sana, hiçbir şeyle kandırmaya çalışmadık.. Bak kuş geçiyor demedik hiç mesela o anı kurtarmak için de olsa.. Hep gözlerinin içine bakarak gerçeği anlatmaya çalıştık, her seferinde anladığını görerek.. Cezalar ödüller hiç olmadı hayatımızda.. Yersen onu alırız, yemezsen bu yok demedik hiç.. Hiç izin vermedin buna.. Küçücük bir bedene kocaman bir yürekti sığdırdığın.. Kırılan, kaybolan bir oyuncağı her görüşünde üzülecek kadar kıymetini bildin her şeyin..  Bir çocuğa bakmak olarak görmedik asla seninle başlayan günlerimizi.. Yanında olmaktı sadece tek hedefimiz,  geldiğin bu koskoca yabancı dünyayı sana anlatmak, seni anlamak.. Seninle büyümek belki de.. Hiç tanımadığımız bir şehirde kendimiz için gezip tozmaların arasında senin için de saatlerce park arayıp seninle hoplayıp zıplayacak kadar da saygı duydurdun  kendine.. Sen hep bizden oldun.. Ne biz peşinden koştuk, ne de sen bizim peşimizden.. Birlikte yürüdük hep, en fazla keyif aldığımız şey buydu çünkü.. Bebek arabasının hapsedici rahatlığındansa bizimle yürümeyi tercih ettin hep.. Hep birlikte olmak, mekan ne olursa olsun birlikte vakit geçirmek.. akla gelmeyen şeylerden keyif ortamları yaratmak.. Pazartesileri artık daha bir zordu senden sonra.. Yine de her sabah anlatarak evden çıkışlarımıza el sallayarak cevap verdin.. Hiç kaçarak gitmedik senden.. Sensiz yapacağımız şeyleri sensiz yapmaktansa hep sonraya erteledik keyifle, sonrasına yine birlikte planlar yaparak.. Hep seninle birlikte zaman geçirmenin yollarını aradık, yanından kalkıp bir iş yapmaktansa o işe seni de dahil etmenin yollarını aradık hep.. Kıracaksın düşüncesiyle hiçbir eşyamızı kaldırmadık yerinden.. Hiçbir dolap kapağını kilitlemedik.. Birlikte keşfettik her şeyi seninle.. Çok güldük çokta eğlendik.. Zaman zaman her ne kadar hissettirmemeye çalışsakta, gözümüzde en ufak bir kaygı gördüğünde gelip sarıldın o kocaman yüreğinle her seferinde hissederek.. Sana bir bebek, bir çocuk gibi davranmamıza izin vermedin hiç.. Boyundan büyük dersler verdin bazen bize.. Annenle şaşırarak birbirimize bakakaldığımız öyle çok an yaşattın ki.. Bu küçücük bedenle gelen kocaman dünya karşısında anne baba otoritesi oluşturmak yerine gelen bu arkadaşla birlikte büyüyen 2 insan olmaktı aslında bizim tek yapabildiğimiz.. Şimdi yolunu dört gözle beklediğimiz dördüncümüz ile de daha neler yaşatacaksınız bize kim bilir..
İyi ki doğdun Era, İyi ki geldin.. Şu dünyada saflığın doğallığın varlığına bir kez daha inanmamızı sağladığın için.. Sevginin bambaşka boyutları olduğunu bize her gün farklı şekillerde yaşattığın için.. Dahası kocaman yürekli bir arkadaşlığa bizi dahil ettiğin ve  bizi her gün seninle biraz daha büyüyen insanlar yaptığın için.."

13 Kasım 2014 Perşembe

Et-Süt-Yumurta-Tavuk-Ekmek-Meyve Sebze Alırken Dikkat Edilecekler..

Bu bloğu yazmaya başlamamdaki temel neden insanların düşünmeden tükettikleri şeyleri sorgulamalarını sağlamak, biraz daha fazla kazanabilmek adına market raflarından evimize gelen ürünlerin doğallıklarıyla  nasıl oynandığı konusunda insanların bilinçlenmesini sağlamaktı.. Biliyorum ki  insanların bilinçlenmesi demek seçici bir toplum demekt yani önümüze  ne sürülürse onu almak değil biz neyi talep edersek üreticilerin ona yönelmesi  demek aynı zamanda.. Biz sorguladıkça  yoğurda, süte, ekmeğe katkı maddesi konmaması demek bu en basitinden..  Market rafındaki  doğal olduğu reklamları dönen bir limonatanın bile  3 kuruşa satılarak maliyetini nasıl çıkarıyorlar acaba diye cevabını bulmaya çalıştığım durumun hiçte masum cevaplarına ulaşamıyorum maalesef.. Ticari anlamda satışa sunulan seri üretimlerin hiç birinde doğallık aramayın,  maalesef ki  daha geniş kitlelere daha uzun süre hitap edebilmek için ürünü bazı modifikasyonlardan geçirmek zorundalar.. Burada önümüze iki yol ayrımı çıkıyor; birincisi ucuz ve kolay olanı, önümüze dayatılanı, doğallıktan vazgeçileni seçmek.. İkincisi ise maalesef artık pahalı ve zor olan haline gelen doğalı arayıp bulmak.. Her zaman söylediğim gibi bir çanta için günlerce  mağaza mağaza dolaşabiliyorsak, beğendiğimizi gördüğümüzde her türlü paraya kıyabiliyorsak bunu sağlığımız için de yapmamız gerekiyor.. " yaa zaten çocuğu nereye kadar koruyacağız ki" yaklaşımı asla kabul edebileceğim bir yaklaşım değil.. Vücuda giren herbir katkı maddesinin kanser yapana kadar orada beklediğini ve yıllara ihtiyacı olan kanser oluşumunun artık 3 yaşındaki çocuğa kadar indiğini düşünürsek koruyabildiğiniz kadarını korumak ana mantık olmalı.. En önemli kısım da kanserin en sevdiği şey olan "rutin" den katkı maddelerini çıkarabilmek.. Evinizde o doğal ortamı yarattıktan sonra ayda yılda bir dışarıda ne yemiş çokta önemli değil, rutinini kurtardıysanız çocuğunuzun dışarıda geçen vakitler için paranoya haline hiç gerek yok.. Lütfen bilinçli tüketiciler olun, sorun, sorgulayın, etiketleri okuyun, istediğinizi talep edin, aldığınız ürünün basitce bir maliyet hesabını yapın ki içeriğinin saf olmadığını  net bir şekilde görün.. Kullandığımız en temel gıdalarda bile dönen oyunlar  akıl alacak gibi değil çünkü:
ET:  Günümüzdeki  hayvanların tamamına yakını mısır slajı ile beslendiğinden dolayı ya şeker hastası ya da kanser..  Ya organik mağazalardan sorgulayarak almak  lazım ya da yerel üreticiye inmek gerekiyor.. Yakınınızda bulunan bir köye gidin, orada et sorun ama hayvanın ne ile beslendiğini sormayı ihmal etmeden..
SÜT: Yukarıda bahsettiğim gibi sütünü aldığınız hayvanın mısır slajı ile beslenmediğinden emin olmanız lazım.. Market  raflarındaki her türlü sütte katkı maddesi olduğu gerçeği ve organik sütlere de çok fazla güvenememem nedeniyle benim önerim yine bir köyün yolunu tutmanız olacak.. İstanbulda da olsanız yakında bir köy mutlaka vardır,  haftalık bir kez alacağınız 5 litrelik süt hem yoğurt, kefir, sütlaç yapımına hem de içmeye rahat rahat yetecektir.. Haftada bir kez de süt gibi birşey için koşturmaya değer diye düşünüyorum.. Sütü aldığınız yere mutlaka ama mutlaka mısır slajı ile beslenip beslenmediğini sorarak alın ama.. Ben gözümle görüp güvendiğim ipek hanım çiftliğinden getirtiyorum sütümü haftalık olarak..
Tavuk-Yumurta:: Organik etiketi olan süte tavuğa inanmayın, tavuk sektörünün organik üretimle piyasaya yetişebilmesi mümkün değil..  Gidin yine en  yakın köye, sorun soruşturun tavuğu besleme şekillerini..  Mısır küspesi, hazır yem kullanıyorlarsa almayın,  otlayan tavuksa kaçırmayın hem yumurtasını hem tavuğunu.. Ayda bir bile gidip alsanız olur,  alabildiğiniz kadar yumurtayı  buzdolabına doldurun dönüşte, tavuk etini de  parçalayıp atın dondurucuya.. Ayda bir uğraşmaya değer diye düşünüyorum.. Bunu yapamıyorsanız market gibi yerlerden tavukta yumurta da almayın evinize, emin  olun daha sağlıklı yaşarsınız..
EKMEK: Piyasadaki ekmeklerin içeriği maalesef un-su-maya değil.. Tahmin bile edemeyeceğiniz kadar katkı maddesi var içlerinde.. Kırık beyaz renkli tam buğday ununun bile boyanarak kahverengiye dönüştürüldüğü bir sektörden bahsediyoruz sağlıklı göstermek için.. Lütfen ekmeğinizi evinizde kendiniz yapın, öyle makinede falan da değil, benim gibi fırında.. Haftada bir kez uğraşmaya değer diye düşünüyorum.. Undaki buğdayın tohumu GDO lu mu, ilaç kullanıldı mı  diye düşünmemek için de organik un alın..
MEYVE SEBZE: Dikkat edeceğiniz iki nokta meyve sebzede ilaç kullanılmaması ve tohumunun has yani genetiği değiştirilmiş ziraat tohumu olmaması olmalı.. Semtinizdeli organik pazarları öğrenin, gidin sorarak sorgulayarak alın meyve sebzenizi..İpek hanım çiftliği yine benim tercih ettiklerimden..

Yandaki marketten almak varken hepsini kim uğraşacak diye düşünmeyin ne olur, artık doğal olana ulaşmak için emek harcamak gerekiyor.. Zira sağlığımız da hiç ucuz değil tam da bugünlerde.. Üstelik kaybedince bir kez, yandaki market servette dökse önünüze, telafisi olamıyor..

20 Eylül 2014 Cumartesi

Antibakteriyel Sıvı Sabun Gerçeği..

Antibakteriyel sıvı sabunlardaki içeriklerin açığa çıkması nedeniyle sıvı sabunlar yeniden sorgulanmaya başladı.. Sıradan bir sıvı sabuna mikroorganizmaları öldüren kimyasallar eklenerek elde edilir antibakteriyel sıvı sabunlar.. Birkaç bakteriye karşı test edilir fakat sanki hepsini öldüyormuş gibi reklamları yapılır.. Maalesef ki normal sıvı sabunlara göre temizlikte daha üstün olduklarını ispat eden herhangi çalışma da bulunmamaktadır.. Bu kadar ağır kimsayalı bünyesinde barındıran antibakteriyel sıvı sabunların içeriğindeki en zararlı maddelerden biri de Triclosan'dır.. Basit bir internet araştırması ile ne kadar zararı olduğunu görebilirsiniz.. Sağlığımızı tehdit etmeden de bakterilerden kurtulabiliriz diye düşünüyorum.. Yıllardır ilaç sektöründe üretim sahalarında çalışmış biri olarak üretime giren herkese (çalışan, misafir farketmez) ilk verilen eğitimin el yıkama eğitimi olduğunu belirtmek isterim.. Bu eğitimlerde el yıkamanın kimyasal değil fiziksel bir işlem olduğu her seferinde vurgulanarak, her üretim sahasına girişte en az 15 saniye ellerin iyice ovalanarak yıkanması gerektiği anlatılır.
Bu anlamda sıvı sabun olarak tavsiyem market raflarından alınan bol kimyasallı sıvı sabunlar yerine moms green gibi tamamen doğal içerikli markalardan yana olacak..  Ben evimde bu markayı kullanıyorum.. Organik marketlerden alacağınız sıvı sabunları da kullanabilirsiniz..
Madem el yıkama konusuna girdik, özellikle uyarmak istediğim bir konu daha var.. Lütfen ama lütfen  alışveriş merkezi, mola yerleri gibi ortak kullanılan tuvaletlerde el kurutucu fanları kullanmayın.. Bakteri ve mikrop açısından zengin o ortamın havasını nemli ellerinize üfleyerek yıkayıp temizlediğiniz ellerinizi daha çok kirletmenize neden oluyor.. Bir de ricam o tür ortamlarda çeşme başları, kapı kolları gibi mikroplar açısından zengin yerlere temas etmememiz yönünde olacak, özellikle de ellerinizi yıkadıktan sonra buna dikkat edin.. Mutlaka bir peçete olsun elinizde..

14 Eylül 2014 Pazar

Fiyat/Performansı En İyi Ürünlerden: Era Izgara Makinesi..

Yıllar önce Tefal marka ızgara makinesine dünya para vermiş biri olmanın yanında ne ızgarasından ne de temizliğinden memnun kalmıştım.. Izgarayı çok seven bir aile olarak, mutfağımızın vazgeçilmezi balığı ızgara yapmak işkenceye dönüşmeye başlayınca ciddi bir araştırmaya giriştim.. Piyasada yine ünlü markaların yüksek rakamlı ızgara makinelerinin reklamları dönüyordu.. Hem temizliği pratik olan hem de dumanı kokusu  olmayan bir ızgara makinesi bulayım ne kadarsa ne kadar vereceğim diye başladım araştırmaya.. İsteklerim doğrultusunda yaptığım araştırmalar Era marka ızgara makinesine çıkmaya başlayınca anladım bu markanın ciddi bir müdavim kitlesi olduğunu.. Daha önce ne adını duymuştum, ne de bir fikrim vardı.. Diğer tarafta kıyaslama yaptığım markalar philips gibi dünya devi markalardı.. Hakkında o kadar o kadar olumlu yorum okuyunca, tüm aradığım özellikleri birarada barındırdığını görünce, bir de 60 TL gibi bir fiyatı olduğunu öğrenince marka ne olursa olsun riske girmeye, bir kere denemeye değer dedim ve hepsiburada üzerinden verdim siparişini.. Geldiği gibi ilk denemeyi yaptık hemen.. Gerçekten çok başarılıydı..
Piyasadaki diğer ızgara makinelerinden en büyük farkı tasarımı.. Diğer makinelerde rezistansın aşağıda olması ve et piştikçe rezistansın üzerine yağ damlatması duman ve kokuya neden oluyor.. Ayrıca rezistans aşağıda olduğu için üzerine yani direkt olarak sıcak yüzeye koyduğunuz et de pişmeden yanma eğiliminde oluyor.. Oysa Era marka rezistansı üst kapağa tasarlamış, alttaki ızgara teline koyduğunuz et üstten usul usul pişiyor, yağıda rezistans üzerine damlamadığı için ne duman ne de koku oluyor.. Alt hazneye az miktar da su koyuyoruz biz, yağ bunun içine damlıyor, temizlik de kolay oluyor.. Balkona falan gerek kalmadan rahatlıkla mutfağın ortasında ızgara yapabiliyorsunuz böylece.. Temizliğe gelince, rezistansın bulunduğu üst kapağı ayırıp alt hazneyi ve ızgara telini bulaşık makinesine atabiliyorsunuz.. Üst kapağının olması da temizlik açısından müthiş bir artı.. Etrafa herhangi bir sıçrama falan da olmuyor böylece..
3 yıl önce 60 TL'ye aldığım bu ürünü hala tam performans kullanmakta olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.. Üstelik haftada 1 ya da 2 defa ızgara yapılan bir mutfağa sahibim.. Evimdeki fiyat performans olarak en iyi ürün diyebilirim.. Eğer siz de ızgara makinesi alma niyetindeyseniz öyle servet harcamaya falan gerek yok, zamanında harcamış biri olarak tavsiyem Era' dan yana olacak..




7 Eylül 2014 Pazar

İçtiğiniz Soda/Maden Suyuna Dikkat..

Sulardan sonra piyasadaki birçok soda/ maden suyu markasının da masum olmadığı ortaya çıktı.. Türk Gıda Maddeleri tüzüğüne göre soda ve maden sularının nitrit ve amonyok içermemesi gerekiyor.. Maalesef ki Sağlık Bakanlığı tarafından yaptırılan analiz sonuçlarına göre 11 markada nitrit ve amonyak tespit edildi, bu markalar:
- Uludağ
- Kızılay
- Kınık
- Askoop Kızılcahamam
- Salihli
- Çınar
- Şifa
- Kula
- Yıldız
- Çamlık
- Kuzuluk

Bu markaların yanında analiz sonuçları temiz çıkan 5 marka ise
- Sırma
- Sarıkız
- Efe
- Beypazarı
- Özkaynak

Maden suyu ya da sodayı içerken vücudumuza yararlı olduğunu düşünerek tüketiyoruz, fakat vucüdumuza verdiğimiz zararın farkında olamıyoruz.. Maalesef ki günümüzde artık hiçbir şey düşündüğümüz kadar masum değil..
Bu arada maden suyu ile soda arasındaki farkı da açıklamakta fayda var:
Soda ile maden suyu aynı şey değildir. Soda, içme suyuna, 1 litreye en az 570 mg bikarbonat ve 1000 mg karbondioksit katılarak elde edilen yapay bir içecektir.
Maden suyu ise doğal bir içecektir. Mineral açısından çok zengindir. İçeriğinde bikarbonat ve karbondioksitin yanısıra magnezyum, kalsiyum, sülfat gibi ana elementler de vardır.

4 Eylül 2014 Perşembe

Tatil Köylerindeki Menülerin İç Yüzü..

Tatil sonrası hoş bir paylaşım olmayacak belki ama herşey dahil sistem tatil köylerinin mutfakları yıllardır konuşulur.. Ben size birinci ağızdan bir yazı paylaşmak istedim.. Aşağıdaki yazı ekşi sözlükten alıntıdır, tatil köyünde aşçılık yapan birinin itiraflarını içeriyor, bir kere daha farkında olup silkelenmekte fayda var.. 
""...
*Eğer her şey dahil sistem in uygulandığı bir otelde tatil yapacaksanız kulak kabartınız. aşağıdakileri peşinen kabul etmiş oluyorsunuz
*Kırmızı et olarak genelde hindi eti kullanırız. bu da yapısı gereği fazla süner. ne kadar pişirirseniz pişirin elastiki bir yapısı vardır. müşteriler genellikle çok az pişmesinden şikayetçidir.
*Balık olarak alabalık ya da kuzu balığı verilir. kuzu balığı da tercihen tuzda pişmiş olarak verilir. aslında tükettiğiniz köpek balığıdır. ben hiç kuzu balığı pişirdiğimizi hatırlamıyorum. tuzde pişirmemizin nedeni lezzet farklılığını ortadan kaldırmaktır. 
*Donmuş balıklardan genelde sudak ve kalamar kullanılır. ahtapot ege bölgesinde daha yoğundur. tabiki bunları biraya bastırıyoruz.
Bir gün akşam büfesinden kalan 50-60 kg eti tabiki çöpe atmıyoruz. bu müsrüflüktür. stajyerlere sosunu yıkatıyoruz ve başka bir sos ile bağlayarak büfeye sunuyoruz. örneğin demiglace sos ile pişmiş bir yemeğin etlerini alıp hollandez sos ile tekrar büfeye sunuyoruz ama hollandez sos öyle kolay degildir. emeğe saygı lütfen.
*Pastane bölümüne girmek bile istemiyorum. onlardan ben bile tiksindim desem yeridir. 
bir pastaneye gittiğinizde vitrindeki o devasa boyuttaki tatlıları gördüğünüzde ve fiyatını sorduğunuzda içinizi tuhaf bir sevinç katlar ya hani.. 
eve gittiğinizde afiyetle tüketirsiniz onları.. tadı çok lezzetlidir ya..
herşey dahil sistemini uygulayan bir otele gittiğinizde büfede devasa boyutlarda krem şanti ile kaplanmış yaş pasta tarzında tatlılar karşılar ya sizi.. kime sorsanız ismini bilmedikleri, herkesin birbirinin yüzüne aval aval baktığı, maşa ile tabağınıza koyarken stajyer çocukları kikirdeyerek sizi izledikleri pastalar vardı ya.. 
evet evet.. onlar işte doğru bildiniz.. 
biz onlara doyuran deriz. 
bir akşam önce kalan artıkları cocuklar büfeden toplar, pastanedeki demi chefler bu tatlıları bir güzel yoğurur ve akabinde üzerine pralin, damla drop, çırpılmış krema ve en sonunda meyve aromalı krem şanti ekleyerek tekrar büfeye gönderirler.. 
bu durumdan müşteriler şikayetçi değildir çünkü ilk önce biten pastamız bu doyuran'dır. hatta takviyesi olmadığından mütevellit, bazı müşteriler şikayet ederler alamadıkları için. 
pastanede bu olay biraz daha hijyeniktir. eğer sahibi çok iğrenç bir adam değilse sadece vitrindeki pastaları kullanır. 
sevgili ustalarım, biliyorum beni yetiştirdiğiniz güne lanet ediyorsunuz, belki şu anda beni kınıyorsunuz, hatta yer yer kalaylıyorsunuz ama baktım kimse bilmiyor. bende sosyal sorumluluğumu yerine getireyim dedim. 
üzgünüm.
*Kasaphanede işler bütün gelen parçalara bakar. genelde köftelerde dana döş ve gerdan kullanılır. eğer adana kebap ya da urfa kebap var ise menüde yemeyiniz. tekrar söylüyorum herşey dahil sistemin olduğu bir otelde adana kebap yemeyiniz. elinizi bile sürmeyiniz. 
*Soğuk bölümünde ise işler çığrından çıkmıştır. genel olarak yapılan portör muayenelerinde gaita oranı çok yüksektir. bunun nedeni mutfak personelinin hijyeninin yanı sıra mayonez içerikli yiyeceklerin bu bakterileri gereğinden fazla üremeye yol açmalarıdır. 2000 kişilik bir otelde yapılan rus salatasında aşçıların elleriyle harmanlamadığını düşünmek birazcık saflıktır.
*Eğer türk gecesi var ise ve menüde çiğ köfte de mevcutsa hemen koşa koşa gidip atlamayın. önce bir düşünün. 1 kg çiğ köfte yaklaşk 2 saatte yapılıyor. orada bulunan çiğ köfte en az 20 kg dir. eğer tam kıvamında oldugunu düşünüyorsanız işler sandıgınızdan daha kötüdür. stajyerler ayaklarına poşet giyer ve büyükçe bir kazanın içinde bir güzel yoğururlar. kıvamı mükemmel oluyor ama tadını bilmiyorum. müşteriler iyi olduğunu söylüyor. o kadar da tarif vermişimdir. 
*Bütün bunlara rağmen büfede hiçbir masraftan kaçılmaz. müşetileri aldatmak için bol bol karpuz ve kabak dekoru yaparız. bir gün saydığımda büfede 20 çeşit yemek olmasına rağmen 50 ye yakın dekor vardı. önce gözünüzü doyurmak nedir bunu çok iyi biliriz.
*Kendim tatile gittiğimde nedense yarım pansiyon otelleri seçerim. yemeğimi otel dışında tüketirim. içecekleri ise tabiki otelde kullanırım. kahvaltı bölümü en sevdigim bölümdür çünkü herşey hazırdır. üreten firmanın günahı boynuna. 
*Patates içeren yemekleri bol kalorilidir ve tokluk hissi verirler. çalıştığım mutfakta en az 3 kişiyi patates çuvalının başına dilkerim. sabahtan akşama kadar patates soydururum ve bir öğünde en az 3 yemeğim patates içeriklidir siz farketmeseniz de patatesi gördügünüzde saldırıyorsunuz. içgüdüsel bir şey galiba. 
*2000 kişilik bir otelde sıcak büfede en az 20 kişi çalışması gerekir. akşamları yemek yediğiniz büfenin önünde bekleyen aşçıların sayısı 4 ü geçmiyorsa ve kılık kıyafetleri temiz ama düzensizse orada işler pek iyi gitmiyor demektir. ben mesleğimi saklayarak hemen muhabbete girerim ve sıcak bölümünün yemeklerinin diğer bölümlerden iyi oldugunu cok yorulduklarını tahmin ettiğimden bahsederim. hemen kaç kişi yapar, nasıl yapar, maaş durumu nedir dökülürler. bu şekilde otel değiştirdiğim çok olmuştur. 
*Mümkün olduğunca şov olarak tabir edilen o anda hazırlanan yemekleri tercih edin. sıra bekliyorsunuz biliyorum, lezzetsiz ama hijyeniktir. 
*Pasta tüketecekseniz dilimlenmiş yaş pastalara ağırlık vermeyiniz. detayına girmicem başım belaya girebilir. 
-- aslında yazıp sildiğim birtakım maddeler de mevcut ama bilmemeniz daha iyi olur. burada noktalamak en iyisi. ileride bir gün kitap çıkarırsam haberdar ederim sizleri.""

Hangi Marka Su..

Daha önce su konusunda derin araştırmalar sonucu uzunca bir yazı yazmıştım.. O dönemde de aradığım özellikler
- Sağlıklı bir ambalajının olması (pet ya da polikarbon yerine cam olması, aslında en sağlıklısı tek kullanımlık cam şişeler)
- Alüminyum, nitrit ve nitrat içermemesi,
- Yüksek kalsiyum, magnezyum içeriğinin olması
- Düşük sodyum oranına sahip olması
- pH oranının 8'in üzerinde olması
- Ozonsuz olması,
- Dolum tarihinin üzerinden en fazla 2 hafta geçmiş olması
gibi özelliklerdi..
pH değerinin 8 ve üzerinde olmasına ayrıca bir parantez açmak lazım ki o da suyun alkali iyonize su olduğunuz gösterir. Alkali su,
- Vücudun pH oranının korunmasına ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur
- Vücuttaki asidik kalıntıları temizler
- Zayıflamaya yardımcı olur
- Birçok hastalığa neden olan serbet radikalleri nötralize eder
- Antioksidan etkiye sahiptir
O dönemde sağlık bakanlığının analiz sonuçlarına göre hazırlanmış su raporundaki ilk 10 su markasında yukarıdaki aradığım özellikleri değerlendirdiğimde Kipa su ön plana çıkmıştı.. O dönemde de paylaştığım gibi bir sudan beklediğim özellikler konusunda nettim de bunların hepsini tek başına karşılayacak bir su markası bulamamıştım yine maalesef.. Bir taraftan Kipa suya devam ederek diğer taraftan araştırmalara devam ediyordum yine.. Biz neyi talep edersek onu karşılamak zorunda kalacaklar konusundaki inancım geç yerini bulsa da her zaman, araştırmaya devam ettim inatla.. Kipa suyu bulamamaya başladıkça da hızlandı bu süreç..
Mayıs ayında güncellenmiş olan sağlık bakanlığı su raporuna 3. sıradan giren, eylül ayındaki listede de 4. sırada kalan Taşkesti isimli su markası yeni keşfim oldu.. Listede içilebilir su olabilmesi için yapılan analiz sonuçlarına göre puan verilmiş su markalarının olduğu Eylül 2014 güncel listesinin linkini burada paylaşıyorum.. Maalesef ki yine sıfırın üzerine çıkabilen 14 marka su olabilmiş.. Onlar da maalesef bildiğimiz büyük ve ünlü su markaları değil, daha çok yerel markalar.. Bunlar sırasıyla Buzdağı, Kızılcahamam Javsu, Munzur, Taşkesti, Tekir, Kalabak, Abant, Nazlı, Kipa, Erpınar, Efemsu, Karlık Madran, Fuska, Şırlan.. Dışarıda her gün elimizin altında olan o ünlü su markaların  su değerlerini eksi mertebesinde görmek yine şaşırtmadı beni..
Taşkesti su, hem cam damacana ve hem de tek kullanımlık cam şişe seçenekleri olan, 8 pH değerinde, yüksek bikarbonat oranı ile sindirime yardımcı, yine yüksek kalsiyum ve magnezyum içeriği olan, düşük sodyum oranı ile tuz diyetine uygun özelliği, yüksek mineral değerleri nedeniyle doğal kaynak suyu değil doğal mineralli su olarak geçmesi ile dikkatimi çeken marka oldu.. 5, 8, 15 litrelik cam şişe seçenekleri var.. Artık her yere yayılan bir de bayi ağı var..
İlk sıradaki Buzdağı da cam damacana seçeneği olan gitgide yayılan bir marka..
Ama yine de dörtdörtlük seçeneğiniz hiç olmuyor bu ülkede, aradığınız bazı özelliklerden feragat etmeniz gerekiyor.. Bu iki markada da su değerleri gerçekten çok iyi olmasına rağmen ozonlama ile dolum yapılıyor, "organik madde için sarf edilen oksijen miktarı" değeri bunu ifade ediyor analiz sertifikasındaki..
Ozonsuz su olsun derseniz Elmacık marka var, o da su değeri açısından çok gerilerde..
Ben yukarıdaki suda olması gereken özelliklerine göre değerlendirdiğimde, bulunduğum yere yakın  bayi durumunuda gözönüne aldığımda Taşkesti suyu tercih ettim..
Su tercihi konusunda Buzdağı, Taşkesti ve Elmacık markalarından yana kullanın yine tercihlerinizi derim, cam damacanalarını alın mutlaka.. Hangisini seçeneğinize de yukarıdaki özelliklere göre değerlendirip, hangi özellikten feragat edeceğinize göre karar verin.. ozonsuz mu olsun, su kalitesi çok iyi mi.. ikisi bir arada mümkün değil maalesef güzel ülkemde..

Son olarak özellikle şunu vurgulamak istiyorum, evimize aldığımız suyu araştırıp her bir değerini kontrol ediyoruz ama dışarıda ayaküstü aldığımız kanser saçan pet şişe sulara dikkat etmiyoruz maalesef.. Dönen mailler sayesinde arabada pet şişe su bekletmeyeye özen gösteriyoruz da büfelerden ayaküstü aldığımız o suların arabada bekletilmiş pet şişelerden hiçbir farkının olmadığını atlıyoruz.. Günlerce, bazen yaz boyunca kolilerinde güneş altında bekletildikten sonra buzdolaplarına alınan bu suları ne olur tüketmeyin, içtiğiniz şey sadece su değil çünkü artık.. Her yerde rahatça bulabileceğiniz cam şişe suları tercih edin, hem kendiniz hem de çocuğunuz için.. Su değeri çok düşük bir markanın cam şişesini de alsanız içiniz rahat olsun.. Emin olun su değeri çok yüksek olan bir markanın güneş altında beklemiş pet şişesinden çok çok sağlıklıdır..






27 Ağustos 2014 Çarşamba

Kanser Saçan Temizlik Maddeleri

Bugüne kadar koruyucular ve doğal temizlik malzemeleri konularında detaylı birçok yazı yazmış olsam da, tekrar toparlayıcı kısa bir yazı yazmak istedim.. Bugünlerde olduğu gibi sorgulanması gereken tek şey antibakteiryel sıvı sabunlar değil aslında.. Kullandığımız her türlü temizlik malzemesi yani şampuanlar, bulaşık ve çamaşır makinesi deterjanları paraben gibi koruyucu içeriklerinin yanı sıra fosfat, sülfat, formaldehit, ftalat içerikli.. Bu maddeler hem doğaya hem de insan vücuduna çok fazla zararları olan bir maddeler.. Biz bu zararlı kimyasalları bulaşık makinesinden yiyoruz, çamaşır makinesinden vücudumuza alıyoruz, temizlenmiş evin her bir köşesiyle temasımızla vucüdumuza daha da fazla girmesini sağlıyoruz.. Evimizi, kap kacağımızı, giysilerimizi temizlerken vücudumuzu her gün biraz daha kirletiyoruz aslında.. Bu zararlı maddeler kanser yapana kadar vücudumuzda birikiyor, dahası  cilt rahatsızlıkları gibi bir çok rahatsızlığı da beraberinde getiriyor.. Peki hemen hemen her türlü temizleyicide, şampuanlarda, sıvı sabunlarda, bulaşık deterjanlarında, çamaşır deterjanlarında olan bu koruyuculardan ve fosfattan nasıl uzak duracağız?
En doğal seçenek sabun cevizi.. Bu konuda daha önce yazdığım yazıda  detaylarını paylaştığım gibi sabun cevizini artık internet üzerinden kolaylıkla bulabiliyorsunuz.. Ya bir kese içine attığınız sabun cevizi kabuklarıyla bulaşık ve çamaşırlarınızı yıkayabilirsiniz.. Ya da yine o yazımda detaylarını paylaştığım oranda kaynatıp suyunu alarak bulaşık, çamaşır makineniz ya da her türlü ev temizliğiniz için kullanabileceğiniz sıvı deterjanınızı hazırlayabilirsiniz..
Diğer bir masum seçenek Mom's Green ürünleri.. Tamamen doğal içerikle bir anne tarafından piyasaya sürülen bu ürünler zararlı bileşenler içermiyor.. Ev için temizlik ihtiyaçlarınızı buradan karşılayabilirsiniz.. Sıvı sabunlar, bulaşık, çamaşır deterjanları,  yüzey temizleyiciler gibi seçenekleri mevcut.. İnternet üzerinden sipariş verebiliyorsunuz..
Diğer tüm kişisel bakım ürünleri için de tavsiyem kesinlikle organik ürünler almanız..Ekoorganik ve Cityfarm bu anlamda alışveriş yapabileceğiniz yerler.. Özellikle Ekoorganik yıllardır sipariş verip, her seferinde düzgün çalışmalarına hayran olduğum çok güvenilir bir mağaza.. İnternet üzerinden sipariş verebildiğiniz gibi Beylikdüzü Migros'un  arkasındaki mağazalarından da alışveriş yapabiliyorsunuz, avrupa yakasında evlere de servis yapıyorlar.. Ekoorganikteki organik markaları Cityfarmda da bulmanız mümkün.. Cityfarmın Bağdat caddesinde ve istinya parkta mağazaları mevcut.. Bağdat caddesi evlere servis yapabildiği gibi yine Cityfarmın internet sitesinden de sipariş verebiliyorsunuz..
Market raflarından hem kendimizi hem de doğayı zehirleyen bu temizleyicileri almak yerine birşeyleri değiştirmenin zamanı artık.. Alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil elbet, elinin altındakini almak yerine diğerine ulaşmaya çalışmak için daha fazla efor gerektiriyor belki.. Ama inanın bana gerçekten değecek birşey için harcanan bir efor olacak bu.. Bir çanta, bir ayakkabı ararken saatlerce enerjimizi harcıyorsak sağlığımızı korumak  için de ekstra birşeyler yapmak zorundayız.. Zaman o zaman..

19 Ağustos 2014 Salı

Bebekle Tatil..

Yıllardır yeni yerler keşfetmenin tadına varmış bir çift olarak bebeğimiz doğduktan sonra da hiçbir tatil planımızı ertelemedik.. Madem ki bizim ailemizin bir ferdiydi o da, birbirimize uyum sağlayarak bir orta yol bulacaktık.. Çocuk var deyip eve hapsolan, yeni yerler keşfetme telaşındayken tatil köyüne kapanan bir anne baba olup bastırılmış bir ruh haliyle,ertelenmiş hayaller ile çocuk yetiştirmektense yaşam tarzımız ne ise bebeğimizi onun içine adapte etmeyi seçtik biz.. Tabii ki bebekle tatil yapmak, gezmek tozmak kolay değil.. Ama imkansız da değil.. Tek püf noktası onun gözünden bakmak dünyaya, isteklerini anlayabilmek.. Gezeceğim diye de sürekli kolundan çekiştirilen bir çocuk ya da arabasına saatlerce hapsolmuş bir çocuk ne tatilden keyif alır, ne de size aldırır.. Bir defa en başta şunu göze almak gerekiyor: Hiçbir şey eskisi gibi hızlı olamayacak:) O sizin gönlünüzü yapmak için sizin istediğiniz tatile geldiyse, siz de onun gönlünü yapacaksınız.. Bunun için sürekli küçük ve sık molalara ihtiyacınız olacak, bir gezi planlarken bunları hesaba katın mutlaka.. Koşturabileceği güvenli alanlar, ailecek yayılabileceğiniz çimler, yol kenarındaki bir çocuk parkı durak noktaları olsun.. Sizin gezip görmeniz için koşturuyorsanuz ona bir park aramak için de koşturacaksınız..
Yorulmadan rahat dolaşabilmesi için tercihiniz kanguru veya puset olabilir, bu çocuğunuza kalmış.. Biz 1.5 yaşına kadar kanguru kullandık hem yurt içi hem de yurtışı seyehatlarimizde.. Puseti sokaklarda yürütmeye çalışmak, binmek istemediği zamanlarda arabayı taşımak zorunda olmak bize daha zor geldi.. Tabii ki tercih meselesi.. Eğer puset kullanacak olursanız uçak yolculuklarında valizleri teslim ederken değil de uçağa binmeden hemen önce verebiliyorsunuz görevlilere, böyle bir avantajı oluyor.. Yolculuklar için tavsiyem 60-70 liralık  katlanan çok küçük puset modelleri var, büyük pusetlerle hiç uğraşmayın derim seyehatlerde.. Başta da söylediğim gib hep onun gözünden bakmak gerekiyor dünyaya, bunun için bebeğinizi elinden tutup yürütürken mesela kolunu yukarı çekerek yürütmek yok.. Bir kolunuz havada siz ne kadar yürümeye dayanabilirdiniz bir düşünsenize.. Benim kendi tespitimle dikkat ettiğim bu konunun kişisel gelişim eğitimlerinde örnek olarak verildiğini öğrendim geçenlerde bir arkadaşımdan.. Bu nedenle mümkün olduğunca onun seviyesinden tutacaksınız elinizi.. Sıkıldığı anlarda herhangi bir şeyi oyuna dönüştürmek için hep hazır olmanız gerekiyor..
Gelelim tatilde yemek konusuna:
Küçücük bir elektrikli ısıtıcıya sahip olmanın sizi ne kadar kurtardığını göreceksiniz.. Valizde çok yer kaplamayan bu ısıtıcı ile birlikte, tatile çıkarken yanıma mutlaka erişte, tarhana, makarna, kuskus, minik patatesler alıyorum.. Bir de küçük bir cezve.. Priz olan herhangi bir yerde 5 dakikada bir yemek hazır oluyor böylece.. Bu küçücük ısıtıcı sayesinde yapabilecekleriniz size kalmış, ben iyi süt bulduğumda yoğurt bile yaptığımı söyleyebilirim tatilde.. Evden getirdiğim doğal yumurtalarımı kaynatıyorum mesela, böylece dışarının en tehlikeli gıdalarından olan yumurta ve yoğurt konusunda gittiğim yere muhtaç kalmıyorum..  Ayrıca tatilde sadece kuru gıda ile beslenmekten, bebeğinizi temizliğinden ve içindekilerden emin olamadığınız dışarı yemekleri yedirmekten te kurtarmış oluyorsunuz.. Ben makarna, haşlanmış patates gibi soğuk ta yenebilen şeyleri akşamdan hazırlayıp Avent'in mavi kapaklı kaplarına koyuyorum, ertesi gün dışarı çıkarken doğrudan alıyorum.. Sıcak yenecek çorba gibi şeyleri sabah kaynatıp, yine kaba koyup küçük bir termos çanta ile yanıma alıyorum otelden çıkarken.. Tatile giderken valizin içine evimdeki doğal meyve(elma, erik, muz gibi uzun dayanabilen)-sebzelerden (havuç, salatalık gibi) atıyorum bol bol, muz sadece kalın kabuklu olduğu dışarıdan da alınıp bebeğe verilebilir diğer meyvelere oranla.. Yetiştirilirken kullanılan ilaçlar diğer meyvelere göre muza daha az nufuz ediyor diye okumuştum bir kitapta.. Kuruyemiş alıyorum sonra.. Meyve, sebze, kuruyemiş acayip öğün kurtarıcılardan.. Tatilde dışarıya muhtaç olmadan çocuğunuzu ev ortamındaki gıdalarla beslemek imkansız değil.. Günlük rutin yeme düzenine göre mutlaka eksik kalan gıdalar olacaktır.. Ama bunları dışarıdan yemesinden yememesini tercih ediyorum ben.. Burada bahsettiğim yemek öğün olarak, yani öğün olarak yemeğini dışarıda planlamıyorum hiç..  Ama ben dışarıda yemek yiyorsam ona da tattırıyorum mutlaka.. Yoksa yemek konusunda güven oluşturamazsınız çocuk üzerinde.. Ona başka birşey yedirirken siz rengarenk bir tabaktan yemek yiyorsanız onu önündekini yemeye ikna edemezsiniz.. Yine onun gözleriyle bakın yani bu duruma da.. O yüzden o rengarenk tabağı ona da sunup gözünü doyurmalısınız, zaten umduğu lezzeti bulamayınca bırakacaktır.. Ama çok önemli bir şey kazanacaksınız bu davranışın sonunda, sürekli o bu yasaklanmış, her fırsatta patlama yaşamaya hazır bir çocuk yerine neyin ne olduğunun bilen doygun bir çocuk.. Burada tekrar şunu belirtmekte fayda var, kola içmeyen bir çocuk istemiyorsanız siz de içmeyeceksiniz.. İçiyorsanız mutlaka ona da tattıracaksınız.. Siz kola içerken, ona zararlı diye içirmemek çocuğun kafasını karıştırır, sözleriniz güvenini yitirir.. Sonuç olarak siz ne kadar sağlıklı beslenirseniz o da o kadar sağlıklı beslenmeye alışıyor.. Şunu unutmayın anne baba ne yerse çocuk ta onu yer, çevrenize bir bakın yemek seçen ailelerin yemek seçen cocukları mevcut..
Tatil konusuna dönecek olursak, bebekle tatil yapmak evet kolay değil, ama imkansız da değil.. Onun gözleriyle dünyaya bakıp herşeyi düşündüğünüz ve pratik çözümler yarattığınız sürece, tatilde hem siz gezip tozmaktan hem de bebeğiniz evinden uzakta keyfinden feragat etmemiş olacak.. Her iki taraf ta tatilden keyifle dönecek sonra, bizim gibi:)

23 Temmuz 2014 Çarşamba

İdrar Yolu Enfeksiyonu..

Daha 6. Ayımızda tanıştık idrar yolu enfeksiyonu kavramıyla.. Mesane (sistit) ve böbrek (piyolenefrit) olmak üzere iki bölgedeki enfeksiyonu kapsıyor aslında bu kavram.. Yapısal olarak doğuştan gelen nedenlerle oluşabildiği gibi, dışkıdaki E. Coli gibi bakterilerin enfeksiyon oluşturarak idrar yolundan içeri doğru yani böbreklere doğru ilerlemesiyle de ortaya çıkabiliyor.. Bu ikinci durum, anatomik açıdan kaka ve idrar çıkışlarının birbirine çok yakın olduğu kız bebeklerde idrar yolu enfeksiyonunun daha sık görülmesine neden oluyor..
Doğuştan gelen nedenler aşağıdaki olabilir:
Vezikoüreteral reflü (VÜR ): Bazı çocuklarda, doğuştan olan yapısal bir bozukluk nedeniyle idrar mesaneden geriye, idrar yollarına ve böbreğe doğru kaçar, buna vezikoüreteral reflüadı verilir. Eğer enfeksiyon varsa, sonuçta piyelonefrit gelişir. Zaman içinde böbrekler zarar görür.
Hidronefroz: Tek veya çift taraflı olarak böbreklerdeki genişlemeye hidronefroz denir. Bu durum, vezikoüreteral reflü veya idrar yollarındaki bir tıkanıklığa bağlı olabilir. Hidronefroz, daha bebek anne karnındayken yapılan ultrason incelemeleriyle anlaşılabilir. Bu bebeklerin yaklaşık yarısında, hidronefroz doğum sonrası dönemde kaybolmaktadır.
Disfonksiyonel işeme: Bazı çocuklar yeterli sıklıkta idrara çıkmaz veya idrar yaparken kaslarını yeterince gevşetemezler. Disfonksiyonel işeme dediğimiz bu durum da idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktadır.
Diğer nedenler: Ayrıca kronik kabızlığı, barsakta kıl kurdu gibi parazitleri olan çocuklar, genital bölgede yapışıklıkları olan kız çocuklar ( labial adhezyon) veya spina bifida gibi nörolojik sorunları olan çocuklar idrar yolu enfeksiyonları için artmış risk taşırlar.
İdrar yolu enfeksiyonu belirtileri ise aşağıdaki gibi olabilir:
  • İdrar yaparken acıma
  • İdrara çıkma sıklığında değişiklik, sık idrara çıkma
  • İdrarın görünüm ve kokusunda değişiklik
  • Ateş, titreme (yüksek ateş daha çok piyelonefritte görülür)
  • İştahsızlık
  • Bulantı, kusma
  • Karın ağrısı
  • Sırt ağrısı
  • Kilo kaybı ya da gelişmede gerileme
İdrar yolu enfeksiyonu şüphesinde, idrar tetkiki ve idrar kültürü testlerini istenecektir. İdrar kültüründe üreyen mikrobun hangi antibiyotiklere hassas olduğu ise, yapılacak antibiyogramda saptanacaktır.
Yukarıdaki yapısal bozuklukları tespit edebilmek için çeşitli metotlar mevcuttur; kız çocukları için tekrar eden enfeksiyonlarda ultrason, böbrek sintigrafisi, voiding sistoüretrogram ( sonda takılarak işeme sırasında çekilen ilaçlı film ), IVP ( damardan ilaç verilerek böbreklerin görüntülenmesi ) gibi tetkiklere yönlendiriliyorsunuz..
Bizim hikayemize gelince.. Ek gıdaya geçiş yaptığımız 6. Ay rutin kontrolde önceki aylara kıyasla az alınan kiloyu işaret olarak yakalayan doktorumuz, torba ile idrar örneği aldırmıştı.. Sonrasında maalesef tahlil sonuçlarında  gram pozitif bakteri üremesi tespit edilmiş ve hemen antibiyotik tedavisine başlamıştık.. Elimizde başka hiçbir belirti yoktu.. Yine o süreçte ultrason ile böbreklerde bir genişleme olup olmadığına da bakıldı.. Antibiyotik tedavisi sonrası yapılan tahlillerde herhangi bir üreme görülmedi.. İdrar yolu enfeksiyonu böbrekleri yiyen bir durum olduğundan farkedildiği anda çok sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekiyor.. Bu nedenle sonraki ay kontrollerinde rutin olarak takip edildi, bir ay sonraki kontrolde bir şey çıkmazken  iki ay sonraki kontrolde yine gram pozitif bakteri üremesi görülmüş, antibiyotik tedavisi sonrası yapılan tahlilde ise gram negatif üreme görülmüştü. Bu defa da bu bakteri türü için başka bir antibiyotik tedavisine başlamıştık..Yaşanan bu durum iyice kafamızı karıştırınca bu süreci kendi doktorumuzla değil, uzman bir nefroloji uzmanı ile takip etmeye karar verdik.. Bu anlamda doktorumuzun da tavsiyesi olan Neşe Karaarslan'a muayene için gittiğimizde torba ile değil sonda ile ilk idrar örneği alındı.. Enfeksiyon hikayemizi de kendisiyle paylaştık.. Uzun uzun konuştuk, enfeksiyon sürecinde bizi neler bekleyebileceği ve hangi tetkikler yapılabileceği üzerine.. Ve sonrasında heyecanla beklediğimiz o sonuçlar temiz çıkınca, tekrar eden enfeksiyon durumunda istenen diğer tetkikleri şimdilik yaptırmayalım ve rutin olarak durumu takip edelim konusunda hemfikir olduk doktorumuzla.. Sonraki aylarda da rutin olarak sonda ile alınan idrar tahlillerinde hiç enfeksiyon ile karşılaşmadık.. Öyle ki bir yaş ve sonrasında gelişimine dayanarak idrar alınmasına gerek bile görmedi doktorumuz.. Sonuç olarak şunu anladık ki biz belki de hiç enfeksiyon durumu yaşamamıştık.. Sonda yerine torba ile alınan idrar örnekleri belki de bize yanlış sonuç vermişti.. Olayın hızlı bir şekilde gelişmesiyle genel tabloyu gözden kaçırmıştık aslında biz.. Başta sevindiğimiz kilo kaybından enfeksiyonun yakalanması durumu sonlara doğru parçaları yerine oturttuğumuzda aslında ek gıdaya geçiş döneminde kilo alımının yavaşlaması durumuymuş diyebiliyoruz artık.. Sonraki aylarda da aynı hızda yavaş bir şekilde devam eden kilo alımı Neşe Hanım'ın "anne baba olarakta zaten zayıf insanlarsınız, çocuğunuzun kilo alımı da bu doğrultuda ve persentil olarakta ortalamada gidiyor, ilk altı ay anne sütü nedeniyle fazla kilo alımı olmuş olabilir ama bu dönemi onunla kıyaslamak doğru olmaz, gelişimi çok iyi gidiyor bence"  yorumuyla o karmaşa bulutundan çıkıp gerçeğe döndük..
Neyse ki soru işaretleriyle dolu bir dönem bitmişti.. Bu süreçle hala boğuşanlar için en başta geçmiş olsun dileklerimle birlikte tavsiyem mutlaka ama mutlaka bir nefrolog ile süreci takip etmeleri yönünde olacak.. Bunun dışında da aşağıdaki birkaç tüyo:)
Bu zor dönemde yine doğal yollardan sürece nasıl destek olabilirim arayışlarındaydım.. Yaban mersini çayı, mısır püskülü çayı sürece iyi gelenlerden.. Bir de küvet banyo yapmamanız ve genital bölgeye uzun süreli şampuan temasını engellemeniz gerekiyor.. Özellikle kız bebeklerde alt temizliğine dikkat edilmeli, dışkının genital bölgeye temasını önlemek amacıyla temizlik önden arkaya olacak şekilde yapılmalı.. Bebeğiniz kaka yaptıktan sonra hiç beklemeden bezini değiştirmekte çok önemli..


1 Temmuz 2014 Salı

Kitap Tavsiyesi..



İlk günden bu yana en çok oynadığımız şey oldu kitaplar.. Özenle seçtik bu yüzden küçük prensesin kitaplarını, her biri üzerine hikayeler kurduk, isimler taktık.. Dönem dönem bazılarını kaldırdık, böylelikle hepsiyle ilgilenmesini sağladık.. Kaldırdığımız o kitapların tekrar ortaya çıkış anları inanılmazdı.. Hiçbirindeki karakterlerin unutulmadığı aksine özlendiğini o parlayan gözlerde görmek  paha biçilmezdi.. Bu anlamda gerçekten memnun kaldığımız birkaç kitap tavsiyesinde bulunmak istiyorum.. Özellikle dokun hisset formatındaki kitaplar ya da kartlar bu anlamdaki favorim.. Alışverişi genelde D&R internet sitesinden yapıyorum, çok fazla mağaza dolaşma şansım olmadığından, küçük prensesi de alışveriş merkezlerine çok fazla sokmak istemediğimizden mağazalardan bakarak alma şansımız çok olamıyor maalesef.. Özellikle de hayvanlara çok düşkün bir çocuğa sahip olduğumuz için dokun hisset serilerinin hayvan kitapları elimizin altında olmazsa olmazı oldu.. 


Kitapların yanında olmazsa olmazımız heryere giderken yanımızda taşıdığımız, gören herkesin dikkatini çeken abc yayınlarının dokun hisset öğren kartları oldu.. Farklı dokularla hazırlanmış her bir kartın arkasında o ismin farklı dillerdeki isimleri, sorularla yönlendirilen oyun kurma taktikleri gibi bilgilerin yer alması uzun vadede de kullanım imkanı getiriyor.. Başta hayvan merakımızdan dolayı çiftlik serisini alıp, sonrasında sırayla tüm seriyi tamamladık.. Şiddetle tavsiye ediyorum bu seriyi..


Bunların yanında net yayınlarının sayılar renkler kitaplarının eğrenceli ve dikkat çekici renkli resimleri ile tavsiyedir.. Yine doğan egmont yayınlarının 9'lu minik kitapları öğrenme açısından çok faydalı.. Yanınızda taşımanız da çok pratik.. 


Bir de babalar gününe alternatif hediye tavsiyesi olarak "babamı neden çok seviyorum" kitabını tüyo olarak vermeliyim.. Siz de bizim gibi hediye de maddiyat yerine maneviyat arayanlardansanız bingo diyebilirim.. Kitap yerine defter için de aşağıdaki seçenekler öneridir..


Ya da bu:)



Bebek Arabasına Alternatif..



Küçük prenses artık bebeklikten çıkıp, iyice bilinçlenmeye başladığı dönemden itibaren arabasına eskisi gibi binmek istemedi.. Hiç bir yere sığmayan bu özgür ruhu biz de hapsetmemeye özen gösterdik hep.. Zorunlu durumlar ve araba koltuğu gibi net güvenlik kuralları dışında onun özgür olmak istemesine hep saygı gösterdik.. Kendi keyfimiz için çocuğu arabaya hapsedip saatlerce alışveriş merkezi hiç dolaşmadık mesela.. Böyle aileleri ve çocukları da gördükçe üzülmüşümdür hep.. Tüm ailenin birarada olduğu zorunlu dışar gezmelerini ona kendini hapsolmuş hissettirmeden, yanımızda dolaşmasını keyfe çevirecek, bebek arabasına alternatif birşey arayışındaydım bir süredir.. Bisikletlere de çok baktım ama emniyet kilitli olanlar çok hacimliydiler ve bagaj kısmını da düşünmek zorundaydım.. Derken hello baby mağazasında bu arabayı gördüm.. Müzikli, koltuk altı bagajlı, emniyet kilitli, ebeveyn kollu özelliklerinin yanında ayak koymaya yerinin olması tam aradığım şeydi.. Kontrol kolunun kolayca çıkıp takılabiliyor olması da bagaj için büyük avantaj.. Büyüklüğü de bagaj için uygun.. 20 kg a kadar taşıma kapasitesi var.. Tek olumsuz yanı ebeveyn kolu sağa sola döndürmüyor, sizin çevirerek hamle yapmanız gerekiyor.. Tam gönlüme göre birşey bulmuşken eksi tarafını hiç görmeden satın almıştım bile, aylardır kullanmamıza rağmen bu durumun bizi hiç rahatsız etmediğini de paylaşmalıyım.. 120 tl gibi bir ücrete aldık biz.. Sarı ve pembe renk alternatifleri de mevcut.. Söylediğim gibi aylardır da sorunsuz kullanmaktayız.. Her gezmemizde bagajımıza atılan gezi arkadaşımız bizim artık.. Bebek arabasını da artık neredeyse hiç kullanıyoruz diyebilirim.. Girdiğimiz her ortamda da bütün çocukların ilgisini çektiğini özellikle belirtmeliyim..

21 Haziran 2014 Cumartesi

Atopik Dermatit..

3. ayımızda tanıştık daha atopik dermatit ile ve kortizon içerikli bir krem yazılarak gönderildik.. Verilen kremi tabii ki almadım.. Sonra bir doktor daha, sonuç yine aynı.. Reçete aynı doktorun adı değişiyordu.. Çok güvendiğim ve eskiden beri tanıyıp yorumlarına değer verdiğim dermatoloğa da gittiğimizde "aaa atopik dermatit bu, kortizonlu bir krem yazıyorum hemen" cümlesini daha muayene etmeden sarfedince bu işe kafa yoran tek bir doktor olmadığını, hepsinin otomasyon, ezbere iş yaptığını düşünmeye başladım.. Uzunca araştırmaların başladığı dönem tam da bu sıralardı.. Bir taraftan bu atakları kortizonsuz nasıl aşarız araştırmaları diğer taraftan kortizon yazmayacak doktor arayışları.. Araştırmalarımda çok sık banyo yapmamak, cildi sürekli nemli tutmak, cilde sürtünen giysi seçiminin dikkatli yapılması gerektiği gibi sonuçlara ulaşmıştım... Bu kapsamda farklı yaklaşımları olduğunu öğrendiğim 2 doktor ismi buldum.. Biri Etilerde özel muayenehanesi olan Kolsuz Agop, diğeri International Hospital'daki Orhan Baransu.. Orhan Baransu'dan ilk randevumuzu aldık.. Kendisi ile doktor doktor gezdiğimiz, inatla yazılan kortizonları kullanmak istemediğimiz süreç hakkında uzun uzun konuştuk önce.. Nihayet bizimle aynı fikirde olan bir doktorla karşı karşıyaydık.. Kendisi artık son noktada kortizon verdiğini onu da bebeklerin yüzey alanlarının genişliğinden dolayı ciltten değil ağızdan verdiğini söyledi.. Diğer doktorlar gibi hemen reçeteye odaklanarak değil, günlük hayatta nelere dikkat etmemiz gerektiğinden konuştuk uzun uzun önce.. İyi durulanamadığı için bebeğin kıyafetleri granül sabun ile yıkanmamalı dedi mesela.. Ayrıca mısır nişastalı banyo da cilde iyi gelenlerden önerisinde bulundu.. Sık banyo yapmamak, yediklerinden durumu tetikleyen bir gıda olup olmadığına dikkat etmekte önemliydi.. Cilde sık temas, öpmek, ıslak mendiller kullanmak durumu tetikleyebilirdi.. Cildi sürekli nemli tutmak atakları engellemek için en önemli şeylerden biriydi.. Bunun için de tavsiyesi Excipial Kids serisiydi.. Atak anlarında ise geçene kadar günde 2 kez Blue Cap kremi tavsiyeydi.. Çok etkili bir krem olmasına rağmen içeriğinde paraben olması alternatif aramaya itti beni.. Alternatif olarak ise ipek hanım çiftliği egzama kremi imdadıma yetişmişti.. 
Orhan Baransu bu anlamda gittiğimiz son doktor oldu.. İlaçtan ziyade bu hastalığa yaklaşım konusunda çok şey öğrenmiştik kendisinden.. Sonrasında ise kontrol altına aldığımız bir atopik dermatit dönemi.. Bu öyle ha deyince geçip gidecek bir sağlık problemi değil.. Kontrolü elden bıraktığınız anda ya da dış faktörleri kontrol edememeye başladığınızda yeniden gelmek için kenarda bekleyen bir rahatsızlık aynı zamanda.. O nedenle bu geçti artık deyip asla kontrolü bırakmayın.. Özellikle de atakların sık olabileceği kış döneminde.. Yaz aylarındaki nemli hava cildin kuruyup atak yapmasına izin vermiyor genellikle ama havanın kuru olduğu kış ayları cildi daha da kurutup ataklara zemin hazırlıyor.. 
Son olarak şunu söyleyebilirim ki kortizonlu kremlerden uzak durmak en doğru yaklaşım.. Kortizonlu krem kalıcı bir çözüm değil, sadece kullandığınız sürece atopik dermatiti baskılıyor.. Bıraktığınızda yeniden aynı problem devam ediyor.. Birinci kural problem nüksetmeden yani atak yapmadan önlem almak, yani cildi sürekli nemli tutmak gerekiyor.. Bunun için cildin kurumasına bununda atopik dermatiti tetiklemesine izin vermeden sürekli nemlendirici kullanmak gerekiyor.. Bunun için excipial kids ürünleri yulaf özü nedeniyle tavsiyedir.. Alternatif olarak organik markalar olan lavera ya da töpfer marka nemlendirici kremleri kullanabilirsiniz.. Atak zamanlarında ise ipek hanım çiftliği egzama kremi..  Tamamen doğal içeriği ile atak zamanlarında oldukça etkili sonuç aldığımızı söyleyebilirim.. 

2 Haziran 2014 Pazartesi

Termometre Seçimi..

Uzun zamandır bu konuda araştırma yapmaktayım.. Çok şükür ki sık ateşlenen bir çocuğumuz olmadığı için bu konunun çok fazla eksikliğini yaşamadık.. Ama doğru ölçtüğünden şüphe duyulmayacak bir termometrenin elin altında olması bebek olan bir evin olmazsa olmazlarından.. Gecenin bir yarısı ne ile karşılacağınız bilemezsiniz.. Her türlü sürprize hazırlıklı olmanız lazım.. Bugüne kadar Braun marka çubuk termometre kullanmış, özellikle de banyo suyunun sıcaklığını ayarlamada elimizden düşürmemiştik..


Fakat bebeğiniz büyüdükçe ve bilinçlendikçe çubuk termometre ile ateş ölçme daha zor olacağından temazsız ya da alından ölçüm yapan termometrelere geçmek gerekiyor.. Bu anlamda sürpriz zamanlarında elimizin altında bulunması için bir çok markadan araştırma yaptım, birçok arkadaşımın termometrelerini inceledim.. Açık ara farkla öne geçen, hastanelerde kullanılan ateş ölçerler güvenilirliğinde olup güvenimi kazanan marka Hartmann Thermoval Duo Scan oldu.. Sadece eczane ve medikal marketlerde satışı yapılan bu Alman markası  alından temasla ve kulaktan ölçüm yapabiliyor.. Kulaktan ölçümler için kulak yedeği gerktirmeyen bu ürün, düşme testlerinde de diğer markalara kıyasla  üstün bir dayanıklılık sergilemiş.. En güzel yanı ise arıza durumunda ölçüm yapmıyor, yani yanlış ölçme gibi bir ihtimali yok.. Bir de şık kapaklı kutusu var.. Eczanede 145 TL ye satılan ürünü ben internet üzerinden Kolay medikal isimli firmadan 85 tl gibi bir fiyata aldım.. 


Yine aynı Thermoval markasının 10 küsür liraya satılan çubuk termometreleri banyo suyu sıcaklık ayarı için rahatlıkla kullanılabilir.. 


Temassız ölçen termometrelere gelince, kullanım kolaylığının yanında ölçme uzaklığının doğru ayarlanamadığı durumlarda farklı sonuçlar verebiliyor.. Kullanabilirim diyorsanız yine eczane ve medikalcilerde satılan Fora IR16 marka tavsiyedir, temassız-alından-kulaktan birçok alternatif ölçümü barındırıyor.. 


Cıvalı cam termometrelerin kullanımı ve satışı yasaklandığından  onlar hakkında yorumda bulunmuyorum.. 

Hangi termometreyi alırsanız alın aldığınız gibi mutlaka çocuğunuzun vücut sıcaklığını sağlıklı iken farklı noktalardan ölçüp kaydedin ki ateşlendiği zamanları doğru ayırdedebilin..


1 Haziran 2014 Pazar

Küçük Ev Kazalarına Karşı..

Küçük kuzunuz artık yürümeye başlamış ve herşeyi keşfetme telaşındaysa ev kazalarına hazırlıklı olmanız gerekiyor.. Bunun için koca bir ecza dolabına ihtiyacınız yok.. İlk yardım teknikleri bilginizin olması her zaman tavsiyem ama aşağıda yazacağım çok basit bir kaç şey ile inanın olayın ciddiyetini büyük ölçüde törpülemiş olacaksınız..
Öncelikle kaza anında ay ay demeden kazanın normal birşey olduğu yaklaşımı ve canının yandığını anladığınızı hissettirecek bir tutum en gerekli olacaklardan.. Bundan sonra sadece 2 basit doğal müdahale şekli var size tüyo olarak vereceğim..
Birincisi açık yara olmayan her türlü vurma, sıkıştırma, düşme, ezilme gibi kazada kullanabileceğiniz ve sürekli dondurucuda tutulan soğuk bir ped.. Bu dondurucuda tuttuğunuz herhangi birşey de olabilir ama pedlerin kullanımı öyle pratik ki.. Pedleriniz bezden değilse ya da dondurucudan herhangi bir şey koyacaksanız bir beze sarıp öyle cilde koyun.. Buzu cilde direkt temas ettirmek sağlıklı değil.. Ev kazalarında anında yapılan soğuk bir müdahalenin ne tür mucizelere neden olacağına  inanamayacaksınız..
İkincisi ise açık yara ve kanama sonuçlu kazalarda kullanabileceğiniz varsa ıslatılmış temiz bir bez.. Islatılmış temiz bir bez ile önce küçük baskılarla bölgeyi temizleyin, mikrop kapmasını engelleyin.. Kanama devam ediyorsa bez ile baskı uygulayın bir süre, kanama dinene kadar.. Kanayan yaraya asla su tutmayın, suyla yıkamayın..Kalp seviyesinden yüksekte tutarak da kanamayı azaltabilirsiniz..
Bu iki ilk müdahaleden sonra gerek görülürse diğer ilkyardım uygulamalarına geçebilirsiniz,  genelde tıbbi destek gerekmeyecek kazalar için bu iki müdahalenin yeterli olduğunu göreceksiniz.. Yine de tavsiyem elinizin altında bir ilk yardım kitabı bulunsun mutlaka.. Öncesinde de okumuş ve ecza dolabınızı ilkyardım kitabınızda  istenen malzemelere göre hazırlamış olun..
Başta da söylediğim gibi olay anında çocuğunuzun tepkisini belirleyen şey sizin o anda verdiğiniz tepki.. Kaza anını normalleştirerek ama asla görmezden gelerek değil, ona sevgiyle yaklaşarak onun yanında olmanız gerekiyor.. Bu yaklaşımla neredeyse her ciddi düşmeden sonra bizim müdahalemizi beklemeden kendi kendine kalkıp kanayan yeriyle oyuna devam eden bir prenses çıktı ortaya, belirtmeliyim..

25 Nisan 2014 Cuma

Evde Tarhana Yapımı..

Tarhana benim mutfağımın ve küçük prensesin menüsünün olmazsa olmazı.. Yüksek besin değerinin yanında birkaç dakika içinde hazırlanıyor olması da  en büyük kurtarıcılardan biri haline getiriyor tarhanayı.. Sonbaharda yapılan sezonsal tarhanalara inat bizim mutfağımızda mevsim ne olursa olsun o mevsimin sebzleriyle tarhana yapılıyor.. Hiç gözünüzde büyütmeyin tarhana yapmayı, öyle masum görüp içeriğinden emin olmadığınız yerlerden de almayın.. Kimseye mecburkalmayın, hazırlayın mutfağınızda gitsin:)
Gelelim bu mucizevi besinin hazırlanışına..
İhtiyacınız olan şey biraz ekşi ekmek mayası ( 1 yemek kaşığı kadar), yoğurt (2 su bardağı kadar), dilediğiniz sebzenin buharda pişirilip rondoda çekilmiş hali ve aldığı kadar un..
Miktarları ayarlamak tamamen size kalmış.. Yukarıdaki ölçülerle 1 yıl yetecek tarhana yapabilirsiniz.. Sebze olarak istediğiniz mevsim sebzesini koyabilirsiniz.. Brokoli, kabak, enginar, yer elması, patates, havuç, kırmızı biber, domates, taze fasülye, pazı, semizotu, kereviz, mısır, soğan, sarmısak gibi mevsim sebzelerinden dilediğinizi buharlı pişirme teliyle tencerede pişirin, rondoda çekin.. Burada sebzeniz çok olursa hamur haline getirmek için kullanacağınız un da çok olacağından tarhananız çok olacaktır.. Bu nedenle en azından ilk seferde her sebzeden sembolik miktarlarda koyun ki tarhananın miktarını rahat ayarlayabilin.. Ayrı bir kapta ekşi ekmek mayasını, yoğurdu, çektiğiniz sebze püresini ve ununuzu yoğurun.. Un olarak ben tam buğday, çavdar, yulaf, arpa, mısır, pirinç gibi unları karıştırarak kullanıyorum.. Daha sonra mayalanması için 1 gün kadar üzerini bir bezle örtüp oda sıcaklığında bekletiyorsunuz.. Ertesi gün hamurunuz iyice mayalanmış ve kabarmış olacak, eğer olmazsa ya da daha ekşi bir tarhana isterseniz mayalanma sürecini 1 gün daha uzatabilirsiniz.. Veya birkaç gün daha.. Tamamen size kalmış.. Eğer 1 günden fazla bekleteceksiniz hergün 1 kez yoğurmanız gerekecek hamurunuzu.. Ben genelde 1 gün bekletiyorum ve yeterli oluyor.. Çocukluğumdan hatırladığım ise annemlerin her gün mayalayarak 7 gün beklettiği yönünde.. Ertesi gün hamurunuzu tekrar yoğurduktan sonra küçük parçalar koparıp elinizle açtırarak kuruması için bir bez üzerine yaymanız gerekiyor.. Alt üst edip hamurlarınızı kuruttuktan sonra isterseniz elinizle isterseniz rondoda ufalayıp bir kevgirden geçiriyorsunuz.. Tarhananız hazır.. Bu aşamada tarhananız biraz nemli olabileceğinden ve koyacağınız kapalı ortamda küflenme ihtimali olabileceğinden yine 1 gün kadar açıkta tepsilerde ara ara karıştırarak kurutmakta fayda var.. İyice kuruduktan sonra ya cam bir kavanoza ya da bez bir torbaya koyup saklayabilirsiniz.. Bu arada çorba yapımından da bahsetmekte yarar var..
Soğuk suya tarhanayı ekleyin biraz da yağ ilave edip karıştırarak kaynatın.. Kaynayınca biraz salça ilave edebilirsiniz renk vermesi için.. Bebeğiniz için hazırlarken içine kıyma, bulgur, mercimek, domates ekleyebilirsiniz tarhana işe birlikte besin değerini arttırmak için.. En son yoğurt ve yumurta ile terbiye de edebilirsiniz.. Çocuğunuz yumurtayı başka şekilde yemiyorsa müthiş bir kurtarıcı olabiliyor..
Artık kendi tarhanasını kendi yapan biri olarak takdiri hakediyorsunuz, tadını çıkarın hem sürecin hem de tarhananın:)

16 Nisan 2014 Çarşamba

Okuduklarımdan Öğrendiklerim..

# Bebeğinizin midesi sadece kendi yumruğu kadardır

# Bir yaş civarındaki bebekler paralel oynarlar, yani yanyana ama birbirileriyle değil..

# Kumlu bölgelerde birçok bulaşıcı organizma yaşar, bu nedenle kumla oynarken cildinde açık yara olmamasına ve oyun birince ellerini yıkamaya özen göstermek gerekiyor..

# Bir yaşına kadar yumurta alerjisi geliştirmemesi için yumurta beyazı vermemek gerekiyor..

# Bebeği bağımsızlığa ve yalnız oynamaya teşvik etmek için evin köşesinde bebeğe özel bir köşe yapın ve oyuncaklarını oraya koyun..

# Sıvı ilaç almak istemeyen bebeği kucağa alarak şırıngayı ağzıyla dişetleri arasına sıkıştırın ve yüzüne hafifçe üfleyin.. Üfleme, bebekte yutma refleksi oluşturacaktır..

# Kaka sindirim sisteminin nasıl çalıştığının bir göstergesidir..

# Bebeklerin ve küçük çocukların burunlarında kemik yoktur, kıkırdak olduğu için kırılmaz, sadece kötü yaralanır.. Gerçek kırıklar 8 yaşın üzerindeki çocuklarda görülür..

# Bebeğin tepkisini sizin tepkiniz belirler.. Düştüğünde "ay ay" yerine "hoppala" diye tepki verirseniz ve paniklemezseniz bebekte düşmeyi daha doğal karşılayacaktır..


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...