18 Temmuz 2017 Salı

Bir Çocuk Odasında Uyumaya Nasıl Alıştırılır??

Cevabı aslında çok basit: Doğduğu günden itibaren odasında uyutularak..
Bu konuyla çok karşılaşır oldum, çok fazlaca da soru aldım.. Yazmak istedim o yüzden..
Aslında çocuk sahibi olmadan önce daha çevremde sıkça gözlemlediğim bir durumdu bu.. Doğumla birlikte annenin bebeğini alarak kendi yatak odasında uyumaya alıştırması ve sonrasında çocuk büyüdükçe artık kendi odasında uyusun çabaları..
Bebeğin bir defa yatak odasında uyumasını birçok açıdan riskli bulurum.. Bunları zaten burada saymaya gerek yok..
Bu nedenle ben doğdukları günden itibaren hep odalarında olmalarını sağladım.. İlk zamanlar sıklıkla ben de yanlarındaydım.. Dünya bizim yatak odasının değil onların odalarının etrafında dönüyordu evde.. Hamilelik döneminde süslenip püslenip hazırlanmış, sonrasında ıssızlığa terkedilmiş bir oda değil sürekli evin merkezindeki bir odaydı odaları.. Sabah gün orada başlıyor, aralarda nereye gidilirse gidilsin akşam gün orada son buluyordu onlar için.. En önemlisi de anne baba hep ulaşılabilir durumdaydı, hep yanlarında hep odalarında hissediyorlardı.. Böylece daha bebekken benimseyip, ait hissetmişlerdi odalarını..
Sonraları ufak ufak çekilmeye başladım kendi odama doğru.. Süreç sorunsuz bir şekilde tamamlanmıştı.. Akıllarından bir kere bile yatak odasında uyumak geçmedi, böyle bir ihtimale hiç gerek duymadılar çünkü.. Bize sarılıp uyumak istedikleri her zaman biz misafir olduk yataklarına, bazen hala tuvalete kalktığımda yatağıma dönmem kıvrılır sokulurum o mis kokuların yanına.. Birlikte geçebilecek hiçbir fırsatı kaçırmamaya çalışırım, onların da bir birey olduklarını unutmadan ama, kendi özgürlük çemberlerini daraltmadan, üstlerine çökmeden, bize bağımlı yapmadan, kazandıkları bu değerin özgüvenini yaşama keyfini onlardan çalmadan..
Korkuları da oldu bazen, yanlız yatmak istemedikleri de, canavarlar gelir endişesi de.. Korkularını, öfkelerini utanmadan saklamadan başka nedenler gösterip arkasına sığınmadan net bir şekilde ifade etmelerini istedik hep.. Hepsinin insani duygular olduğunu vurguladık.. Hepsinin bir çözümü olduğunu da.. Çözümleri ODALARINDA hep birlikte olarak bulduk, alıp yatağımıza götürüp odalarından kaçırarak değil.. Şimdi artık biliyoruz ki bizimle uyumak istiyorlarsa bu tamamen sarılıp uyumak için, korkular vs gibi başka nedenler için değil.. Bunu net bir şekilde hissettiriyorlar.. Biz de bu fırsatları hiç kaçırmıyoruz.. Bu konuda müthiş bir karşılıklı güven oluşturduk aramızda.. Bilirlerki hep yanlarındayız, bilirlerki herkes kendi yataklarında.. Normali bu, aksi akıllarına bile gelmez.. Hiçbir zaman katı kurallarla, onları yalnız bırakarak, ağlatarak bir uyku eğitimi vermedim, hep sevgiyle sabırla odalarında bekledim uyuyana kadar.. Gece gık dediklerinde yanlarında bittim, her kontrole kalktığımda usul usul hep yanlarında olduğumu fısıldadım.. Ertesi gün, gece kaç kere yanlarına gelip onları ne pozisyonlarda gördüğümü, neler söylediğimi anlattım hep kocaman kocaman dinleyen o gözlere bakarak.. Biz yanlarında uyumasakta hep yanlarında olduğumuzun mesajını verdik böylece.. ilgi zaten hep üzerlerinde olduğu için ilgi çekmek için hiçbir ekstra davranışa, yalana, mazarete hiç gerek duymadılar..
Bazı akşamlar değişik misafirleri olsa da genelde "uyku arkadaşı" ilan edilen oyuncaklarının da çok katkısı oldu odalarını, yataklarını bu kadar çok sevme konusunda.. Kendi özelleri oluştukça yalnız yatma isteği de artıyor.. Anne ve babadan daha keyifli uyku arkadaşlarının olabileceğini biliyorlar.. Daha da keyifli yanı o uyku arkadaşlarının tüm sorumluluğu onlarda, üstünü örtme, yastığın altına konan minik oyuncakların sabaha kadar kaybolmaması vs.. Bu sorumluluk duyguları onları hem daha keyifli hem de daha güçlü yapıyor.. Hep söylerim, herşeylerini siz yaparak kendi başlarına başarmanın yaşatacağı özgüven duygusunun keyfini onlardan çalmayın..
Maalesef ki günümüzde çoğu anne bunu yapıyor.. Çocuğunun yerine yapıyor, onun önünden giderek ortamı hazırlıyor, arkasından giderek dağıttıklarını topluyor, onun yerine konuşuyor, onun yerine karar veriyor..
Uyku konusu da böyle.. Önce anne değil, önce annenin ne istediği değil, önce annenin daha rahat olabilmesi değil, önce çocuk olmalı odak.. İlk zamanlar kurtuluş gibi gelen yatak odasına çocuğu alıştırmak uzun vadede her iki tarafı da mutsuz edeceği gerçeğini unutmamak.. Unutmayın elinizdeki hamurun dünyadan haberi yok, siz nasıl yoğurursanız öyle şekillenecek.. Son söz olarak:
"Onu sizin dünyanıza sokmayın, siz onun dünyasına girin.." Her anlamda ama..

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Nihayet Turkcell'i Hayatımdan Çıkardım..

20 yıla yakın zamandır Turkcell kullanırım.. Bir marka bu kadar uzun süreli müşterisine nasıl sürekli kazık atma telaşında olur aklım almıyor.. Yıllardır fahiş fiyata aldığım hizmeti bir kenara bırakıyorum, yeni gelecek müşteriye sağladığı avantajları bu kadar uzun süre para kazandığı müşterisini elinde tutmak için neden sağlamaz bir mantık kuramıyorum.. Yıllardır yaşadığım sıkıntıları geçiyorum ama son kazık atma girişimleri artık bardağı taşıran son damla oldu..
6 Gb internet paketli tarifeye 59.90 gibi bir fiyat ödüyordum.. telefonumdan interneti sadece birşeyler araştırıp okumak, maillerime bakmak ve bazende bloğa yazı yazmak için kullanırım..bildiğiniz üzere sosyal medyada hiç hesabım yok, dolayısıyla öyle video falan da izlemem.. Ama her ne hikmetse 4 GB ile başladığım yolculuğum, internet paketinin yetmemesi üzerine aldığım ek paketlerle devam etmeye başladı.. tekrar söylüyorum, video yok, birşey indirmek yok.. sonra müşteri hizmetleri aradı size paket yetmiyor, bir üst pakete geçirelim diye.. Düşürmek asla yok, hep daha fazla artsın cebinden çıkan para.. 6 gb lık tarifeye geçince aynı internet kullanımındaki bana ilk birkaç ay paket yeterken sonraki aylarda yine ek paketler almamı gerektirecek şekilde yetmemeye başladı.. tekrar söylüyorum, aynı kullanım, video yok, sosyal medya yok, sadece aç okuyla 10 gb a varan internet kullanımı.. birgün müşteri hizmetlerinden aldığım telefon tepemi iyice attırdı.. 1 yıllık taahhüt sürem bitmiş, 1 yıl daha kalma sözü verirsem 59,90 dan devam edecekmiş 6 gb lık paketim.. yoksa 69.90 olacakmış.. 20 yıllık bir müşteriye sunabileceğiniz tek seçenek bu mu dedim.. Bu bir dayatma ve bunu asla kabul etmiyorum dedim, bugün turkcelle geçiş yapan birine göre zaten fahiş fiyatta hizmet satın alırken, eski müşteri olduğum için daha imtiyazlı olmam gerekirken siz artık iyice işin suyunu çıkarmaya başladınız dedim..yeni müşteriyi çekmek kadar beni de elinde tutmak için avantajlar sunmalısın ki sende kalayım.. telefondaki hanımefendinin paket konusunda yapabileceği birşey yokmuş, müşteri hizmetlerini aramam gerekiyormuş, ama istersem 79,90 a 10 gblik internet paketli tarifeye geçişimi yapabilirmiş.. Bir tek buna yetkisi varmış!! Ha işte tam Turkcell i özetleyen yaklaşım.. cebinden daha fazla para çıkartacak her türlü yetkiye sahipler.. şaka olmalıydı bu.. telefonu kapatınca müşteri hizmetlerini aradım hemen, müşteri temsilcisine ulaşma gibi bir şansın olmayacak şekilde menüyü yapılandırmışlar.. asla ulaşamıyorsun.. internet üzerinden canlı konuşma yapayım dedim, alelacele yazmaya çalıştığım temsilci zaman doldu, yeni oturum açın diyerek beni dışarı attı..
Bam telime dokunmuşlardı artık..
Söylenecek hiçbir kelime bırakmamışlardı..
Bir dakika bile Turkcell çatısı altında yer almak istemiyordum artık..
Hemen o gün Turk Telekom a geçtim, 3-4 gün içinde taşındı numaram.. 10 GB lık internet paketine 39.90 ödüyorum.. Turkcellde her ne hikmet yetmeyen internet kotamda her ay fazla fazla kalıyor, üstelik geçtiğimiz ay yüklüce video indirmiş olmama rağmen.. Turkcelldeki "kotayı tamamlat, üzerine paket alsın, ara üst pakete geçirt, cebinden daha çok para çıkmasını sağla" tezgahının ayrımı net bir şekilde görebiliyorum artık..
Zaten şu durum da iki tarafın zihniyetini gözler önüne seriyor:
Öyle bir tarihte geçiş yaptım ki turkcellde fatura kesimden hat taşınana kadar 15 günlük kullanım yapmış, Turk telekomda da hat taşındıktan sonra fatura kesime 15 gün vardı, Turkcell 15 günlük kullanım için 69.90 tl fatura çıkartırken(paketim 59.90 dı), Turk Telekom kullandığım miktarı paket miktarıyla oranlayıp 10 tl gibi bir fatura çıkarmıştı.. daha ne söylenebilirki..
Diğer taraftan ek internet paketleri de kıyaslanmayacak şekilde avantajlı.. hiç ihtiyacım olmayacak o da ayrı bir konu.. Bir de tarife takibi, kullanım miktarları, aylık gelen ücreti müthiş bir şeffaflıkla sorgulayabiliyorsun, telefon uygulaması gerçekten çok iyi tasarlanmış.. Faturada hiç sürprizleri yok Turkcelldeki gibi..
Turkcell yıllarca çekim gücü dayatmasıyla bizi tuttu elinde, tekel olduğuna inandırdı.. Hiçte öyle değilmiş, aylardır her yerde kullanıyorum Turk Telekomu hiçbir fark yok.. Tek pişmanlığım keşke çok daha önce geçseydim.. Boşuboşuna sinir katsayımı arttırmamış, onlara ulaşıp derdimi anlatmak için bu kadar mesai harcamamış olurdum.. ki onların bana mesai harcamaları gerekirken..
Giden zamanın ve yaşanan stresin vücutta bıraktığı izlerin telafisi yok.. Giden paraya hiçbir zaman üzülmedim, başımın gözümün sadakası olsun der geçerim, ama kayıp zamana ve strese gerçekten acıyorum..

13 Temmuz 2017 Perşembe

Umutsuz..

Maalesef toplum olarak müthiş bir yozlaşmanın ortasında kayboluyoruz.. En alt tabakadan en üst tabakaya kadar bu böyle maalesef.. Hep biraz daha önde olduğunu gösterebilmek için birbirini ezme telaşı, sadece çevreye göstermek için yapılan şeyler, trafiğinden tutta alışverişine kadar hep bir bencillik durumu, ben öne geçeyim de gerideki ne olursa olsun umursamazlığı, vicdanını rahatlatacak bir neden bulup arkasına sığınıp çocukları için bile kolaycılığa kaçma durumları.. "İyi söylüyorsun ama benim şu engelim olduğu için onu yapamam" cümleleri.. En küçüğünden en büyüğüne kadar maddi değerlere sahip olmanın manevi değerlere sahip olmaktan çok daha önemli olduğunun benimsetilmişliği.. Yaşam alanından yol hakkına kadar sürekli bir gasp etme telaşı..
Tutunacak bir Umut arıyorum çocuklarım için.. Paylaşmanın, saygılı olmanın, başkasını rahatsız etmeden birşey yapmanın, kurallara uymanın, öfkesini kontrol etmesinin, sevgiyle yaklaşmanın, vicdanlı olmanın önemini anlatıyorum hep.. Ama örneklendiremiyorum.. Toplum içinde her yer alışlarında doğru diye adlandırdığımız herşeyi ihlal eden, bunu pişkinlikle yapan birsürü insanla karşılaşıyorlar.. biz sıramızda beklerken, çocukları dahi ezip geçmeye çalışan yetişkinleri açıklamakta zorlanıyorum mesela.. yere tükürenlere hayretle bakıyorlar.. annesinin hiç tepki vermediği kaydırağa tersten çıkıp kaymaya çalışan çocuğun yarattığı tehlikeli durumları, kaymak için sıralarında beklerken şaşkınlıkla izliyorlar ve hemen bana dönüyorlar "anne bak yanlış yapıyor" diye, çoğu zaman uyarıyorlar, aldıkları yanıt "sana ne" oluyor, hala iyi niyetle devam ediyor bizimkiler, "ama öyle düşebilirsin, çok tehlikeli", aldıkları yanıt yine içler acısı "ben hep böyle yapıyorum bişey olmuyor".. annesi yanda gülüyor, "bizimkinin önünü alamıyoruz bir türlü".. Buldukları arada kayabilirlerse ne ala.. İzliyorum onları, kendi çözümlerini nasıl yaratacaklar diye.. Bir şekilde keyfini çıkarmanın bir yolunu buluyorlar, başka oyuncağa geçiyorlar vs..Ama onlara herşeyin başka bir çözüm yolu vardır felsefesini öğretirken içimden geçen cümlenin bambaşka olduğunu bilmiyorlar.. "Çözümü yok"!!!..
Sana sormadan kapının önündeki ağacı kesen komşunun çözümü yok, sabaha kadar son ses müzikle bağıra bağıra şarkı söyleyen bir diğer komşunun da.. Kendi çocuğunun üstünlüğünü vurgulamak için sizin çocuğunuzun eksiğini arayan arkadaşının annesinin de çözümü yok, yaptığı yanlışı söylediğinde sorgulamak yerine gereksiz bir özgüvenle savunan milyonlarca kişinin de çözümü yok.. Minibüste küçük bir çocukla güç bela kapının önünde tutunup giderken kapı açık giden şoförün de çözümü yok.. "Anne kapı neden açık, ya düşersek" diye soran 4 yaşındaki çocuğumun sorularına cevap vermekte zorlandığım anların da.. Dahası şoföre bunu kendisi sorduğunda aldığı "çok sıcak çünkü" yanıtı sözün bittiği yer aslında..
Ağlayarak yada öfkelenerek değil bunları kontrol ederek ve sadece konuşarak iletişim kurulabileceklerini öğretirken, iletişim kurulamayacak insanlarla çevrelendiğimizi söyleyemiyorum onlara..
Tutunacak dal arıyorum onlar için.. Ben aradıkça yozlaşmışlığın daha bir çıta atlamış haliyle karşılaşıyorum her seferinde..
Onlara baktıkça umut dolan içim, dışarıya baktıkça tüm umutlarını yitiriyor insanlığa dair.. "Hayat acımasız" diyerek kendimi avutmak istiyorum bazen, "aslında hayat acımasız değil onu acımasız yapan bizleriz" gerçeğini hatırlayıveriyorum hemen..
Yeteneklerini ön plana çıkarıp överek özgüvenini pekiştirecek bir kurum da henüz göremedim, kendi kalıplarına uydurma telaşı hakim her yerde.. "Biz bu işi böyle yaparız, en iyi de biz yaparız" kafasının içinin ne kadar boş olduğuna şahit oluyorum her seferinde.. o kafanın içi kaç kelle gelmiş, kaç para ediyor ile dolu özünde.. Gerisi içi boş janjanlı pazarlama cümleleri.. Çocuğunuza şunu katıyoruz, bunu katıyoruz standartlaştırmasının altında çocuktan neler götürüyor, varolan değerleri yetenekleri belki de köreliyor, bunu çocuğunu çok iyi gözlemleyebilen anne baba görebiliyor sadece..
Kendi küçük dünyamızda dünyanın en mutlu insanlarıyken insanlar içimize girdikçe egolar, hırslar, kıyaslamalar, yozlaşmalar başlıyor.. Buna alışmaları demek bunların kafalarında normalleşmesi sonrasında da yavaş yavaş onlara benzemeleri demek..
Kafamda deli fikirlerle başbaşa kalıyorum her seferinde..
İnsanlığın sonu hayrolsun diyorum..

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Bahçe..

Ekim dikim işlerinin başladığı zamandan bu yana günlük rutinlerimizden biri de bahçe işleri.. iki ufaklığın kazmadan ekmeye kadar boylarına göre sorumlulukları var.. Beni bilenler bilir, evin her türlü işi bıdıklarla birlikte yapılır, onların yapamayacağı türden ev işleri de onlar uyuyunca.. Kariyere ara verdim vereli tek bir dakikalarını kaçırmama telaşındayım, onlar birşeyle ilgilensin bende şu işi yapayım kafası ben de olmadı olamaz da.. Bir iş varsa yapılacak ya hep birlikte yapılır, ya da onlar uyuyunca.. Bahçede de bu böyle oldu.. Hele şimdi bir de emek verdikleri bitkilerin onlara sebze meyve verdiğini gördükçe deymeyin keyiflerine..
Yaklaşık 150 metrekare alan ekimi yaptık bu yıl..


İlk tecrübemdi.. Tohumların hepsini itina ile ata tohum buldum.. Sıfır ilaç kullandım..
Dolayısıyla diktiklerimizden payını almak için bekleyen bir sürü canlıyla ve otlarla mücadele etmek durumunda kaldık..
Ayrık otlarıyla başladı macera.. Ayrık otu öyle ot ki toprağın altı paris metro hattı gibi.. başını koparman hiçbir işe yaramıyor.. Belleyerek toprağın altındaki tüm kollarını çıkarıp topraktan uzaklaştırman lazım.. Toprakta kalan tek bir sap aynı metro ağını anında kuruyor.. ilk başarı ayrık otlarından kurtulmuştuk.. Sonrasında da düzenli çapalamayla kontrol altında tuttuk..
Sonrasında minik çiftçilerin her sabah önüne sıralandığı çileklerde, önceki günden kızarsın diye bıraktığımız yeşil çileklerin yerinde olmaması ve hınzır hınzır tepemizde dolaşan kargalardaydı mücadele sırası..
Uzun araştırmalar sonunda çileklerin üzerine gerdiğimiz misinalar onları engellemeye yetmişti.. uzaktan izler oldular, biz de çilekleri toplar olduk:)
Sonrasında danaburnu süreci.. Danaburnu taze fide kökü ve yumrularıyla beslenen bir canlı.. ilerleyen zamanlarda ise toprak altındaki patates, fıstık gibi ürünlere zarar veriyor..bir heves ekilen fidelerin ertesi gün yan yattığını görmek gerçekten ifade edilemez bir his.. Bu canlı için kıştan önlem almak gerekiyormuş oysaki, bahçenin belli bölümlerinde açılan çukurlara kışın başında danaburnunun çok sevdiği taze hayvan gübresi atıp kapatmak onları kış boyunca buraya topluyor, baharda da çukuru açıp temizleyince kurtulmuş oluyorsun.. biz uygulama için geç kalmıştık.. şimdilik içeriği zararsız bulaşık deterjanını suyla karıştırıp toprağa sıktık ve ardından toprak altındaki açtığı tüneller olan galerileri bozulsun diye bol bol göllenmeli sulama yaptık.. Bir nevi önünü aldık..
Son olarak fasülye, salatalık ve kavunları da yaprak bitleri ele geçirmişti.. Bunda da çareyi bulaşık deterjanı ve zeytinyağı karıştırılmış suyu üzerlerine püskürterek bulduk.. yaprak bitleri trake solunumu yaptığından üzeri yağla kaplanması gerekiyor.. neredeyse gitti dediğimiz fasülyelerin tekrar çiçek açtığını görmek acayip bişey..
Bir mahsülü elde etmek hiç kolay değil, hele hele doğal yollardan..
Hep aynı yaklaşım, yıllardır bu işi yapan insanlara ne yapabilirim diye sorduğumda söyledikleri tek şeyin ilaç ismi olması gerçekten çok acı.. Daha da acısı "nolcak ya, at sen onu, başka türlü kurtulamazsın,hem onun bitkiye bi zararı yok" cahilliği.. İlaçlı 10 kilo domatesim olacağına doğal 1 kilo domatesim olsun kafasında oldum hep..
Demekki neymiş ilaçsız da olabiliyormuş..
Bunlar da ilk mahsüllerimiz:

Patates:


Fıstık:

Nohut:

Domates:

Salatalık:

Kavun:

Fasülye:

Biber:


Bunlar da birkaç gün diktiğimiz 2. parti fasülyeler:

Çiçek açan karpuzlar:

22 Haziran 2017 Perşembe

Çocuğunuza Güneş Kremi Alırken Dikkat Edilecekler..

Bugünlerde bu soru oldukça fazla gelmeye başladı malum güneş sezonunu açtık, daha önce de birkaç yazının içinde paylaşmıştım ama istekleri kırmamak adına tekrar derleyici bir yazı yazmam farz oldu:)
Fazla uzatmadan özet geçeceğim..
Öncelikle herhangi bir kozmetik ürün alırken içeriğinde olmaması gereken kimyasalları yazayım elinizin altında şurada derli toplu dursun:

Oxybenzone, 4-MBC (4-methy-benzylidene camphor), 3-BP (benzophenone), OCM (Octylmethoxycinnamate), Ethylhexylmethoxycinnamate, HMS- Homosalate, Octyldimethyl-PABA, Retinil palmitat –retinol, Titanyum dioksit, carmin, sodium benzoate, benzyl alcohol, benzyl benzoate, mineral oil (PARAFFIN, PARAFFINUM LIQUIDUM, PETROLEUM, PROLATUM OIL, WHITE MINERAL OIL), polisorbate, paraben (Nipagin, Nipazol diye de geçer), sodyum hidroksit, formaldehit, PEG, EDTA, Methylisothiazolinone, diemethicone, sulfate, DMDM hydantoin, talc, DEA (DIETHANOLAMINE), MEA (MONOETHANOLAMIDE), TEA (TRIETHANOLAMINE), BHA (BUTYLATED HYDROXYANISOLE) ve BHT (BUTYLATED HYDROXYTOLUENE), DMDM HYDANTOIN, DIAZOLIDINYL UREA, IMIDAZOLIDINYL UREA, METHENAMINE, veya QUARTERNIUM-15, PETROLATUM, SLES (SODIUM LAURETH SULFATE) ve SLS (SODIUM LAURYL SULFATE), TRICLOSAN, OXYBENZONE, RETINYL PALMITATE, AVOBENZONE, BENZOPHENONE-3, BUTYL METHOXYDIBENZOYLMETHANE, CINOXATE, DIOXYBENZONE, HOMOSALATE, MENTHYL ANTHRANILATEPADIMATE O, PARA AMINO BENZOIC ACID, PHENYLBENZIMIDAZOLE, SULISOBENZONE, ALUMINIUM, KURŞUN, CIVA, KADMİYUM, ARSENİK, NİKEL, Coumarine, Carbomer, Toluen, Isopropyl Palmitate, Myristyl Myristate..

Bunun yanında akneye meyilli ciltlerde gözenek tıkayıcı özelliğinden dolayı aşağıdaki kimyasallara dikkat etmek gerekiyor:
SİLİKON, LANOLİN, GLİSERİN, CETEARYL ALKOL, CETYL ALKOL

Görüldüğü gibi liste epey kabarık.. Güneş kremi söz konusu olduğunda piyasada özellikle titanyum dioksitsiz ürün bulmak neredeyse imkansız..

Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi, bu koşullar altında benim tek tercih edebileceğim ürün Badger güneş kremi.. içerik tertemiz.. Başta baby ve kids serisinden sonra şimdi kokusuz olanı kullanıyoruz biz ailecek..40 dakika kadar ciltte kalma iddiaları var ama benim gözlemim çok daha fazla olduğu yönünde, bazen neredeyse tek sürüşle tüm günü geçirdiğimiz oluyor suya girip çıkılsa bile.. kalıcılığı net farkediliyor.. o nedenle ürün pahalı gibi gözükse de çok uzun süre kullanılabiliyor..

Migros kasalarındaki gizli kazık..

http://biliyomuydun.com/119853

Bu yazıyı okuyun nolur..

Bilenler bilir, rutin ev ihtiyaçlarım için market alışverişi yapmam.. Herşeyi aldığım yer bellidir, doğalı neredeyse oradan alırım.. Arada köpeğimizin ihtiyaçları için ya da misafirliğe giderken biriki bişey almak için girdiğim migrosta istinasız her seferinde reyon fiyatıyla kasa fiyatının hep farklı olduğuna şahit oldum, bunu blogta da dile getirip uyarmaya çalışmıştım hatırlarsanız.. En son dün köpeğim için aldığım kemik reyonda 10.5 tl iken kasada yine 14.5 oluvermişti.. Hemde reyonda 14.5 tllik herhangi bir üründe bulunmazken.. yani karışıklık olma ihtimali sıfır.. ürün indirimli bir ürün de değildi ki indirimi düşmemiş diyebilelim..
Her seferinde aynı şeyi yaşadıkça insan sistemsel hataya inanmak istemiyor, bu artık başka bir yere doğru gidiyor..
Uygulama hep aynı, özür dileyerek aradaki farkı iade ediyorlar, ama bunun için zaman harcamanız gerekiyor ve bu zamanın parayla karşılanabilecek bir telafisi yok.. Onların hatası yüzünden siz koşturmak zorunda kalıyorsunuz, bu zamansızlıkta.. Hızlı hızlı birkaç şey almak için girdiğim markette her seferinde aynı şeyi yaşadım ben.. Kasada farkedebiliyorsanız ne ala, araba dolusu alışveriş yapıp çıkan biri için bu pek mümkün gözükmüyor, istedikleri de tam olarak bu.. Dolayısıyla da geçmiş olsun demekten başka bir seçenek kalmıyor, haksız yoldan elde edilen bir kazanç kapısı oluşturulmuş..
Bas bas bağırdığım bu konunun nihayet birileri daha farkına varmış ve haber yapmış.. Lütfen okuyun.. Ve lütfen fişinizi kontrol edip öyle çıkın migroslardan..

18 Haziran 2017 Pazar

Süper Gıdalar..

Süper gıda kavramı çok popüler olmaya başladı günümüzde..
Benim de mutfağımda çocuklarımın bünyelerini hep güçlü tutmak için kullandığım süper gıdalarım var.. Neler mi??
Kefir, taze ev yapımı yoğurt, mevsim meyvelerinden taze sıkılmış posalı meyve suyu, ceviz, bal, bitki çayı bunlar hergün istinasız menülerinde zaten..
Bunların yanında:
1- Kayısı Çekirdeği İçi: Her kahvaltıda cevizin yanında 1-2 tane veriyorum, müthiş bir antioksidan..
2-Zerdeçal: Yemeklerini yaparken mutlaka biraz ekliyorum, etkileri tartışılmaz..
3- Çörek otu yağı: Birkaç günde bir meyve sularına birer damla damlatıyorum..
4- Hindistan Cevizi Yağı: Kek, puding, kurabiye gibi keyif atıştırmalıklarını bundan yapıyorum..
5- Kinoa: Ununu kullanıyorum ben, çorba terbiyesinden tutunda keke kadar hepsinin içine bir miktar koyuyorum..
6- Chia: Çocuklar için hazırladığım herşeyin içine atıyorum biraz.. Özellikle kurabiyeye çok yakışıyor..
7- Keçiboynuzu tozu: Keklere, kurabiyelere ekliyorum biraz..
8- Dut, Kızılcık, Yanan Mersini, Böğürtlen, kiraz, vişne, erik, üzüm: Mevsiminde dondurup sonrasında bol bol komposto yapıyorum öğlen öğünleri için..
9- Nar ve Portakal: Olmazsa olmazımız.. Mevsimine göre taze sıkılmış meyve sularımızın demirbaşları..
10- Yulaf ve Keten Tohumu: Yaptığım ekmeklere ekliyorum genelde..
11- Sarmısak: Her yemeklerine koyuyorum istisnasız..
12-Zeytinyağı: Herşeyleri bununla yapılıyor.. Vazgeçilmezimiz..
13- Brokoli ve Balkabağı: Mevsiminde dondurup koyuyorum, çorbalarına bir parça ilave ediyorum mutlaka..
14- Kuru Baklagiller: Haftada bir kez mutlaka bir kuru baklagil yemeği yapıyorum..

Bunlar benim mutfağımda çocuklarım için olmazsa olmazlarım.. Doğal olmaları şart.. Doğal değilse süper de değildir zaten,net.. Yazdığım her bir gıdanın doğalı neredeyse araştırıp bulup öyle satın alıyorum, marketten asla almıyorum..
Çocuklarıma doğal yollarla verdiklerimin karşılığını kat be kat fazlasıyla aldım hep.. Öyle güçlü bünyeleri var ki herkes hastalıktan yıkılırken onlar kolay kolay hasta olmazlar, nadiren oldukları zaman da hiç devrilmeden kısa sürede atlatırlar ilaç kullanmadan..
Aşıların yan etkileri konusu da tartışmalıdır yıllardır.. Alerjiler vs.. Güçlü bir beslenmeyle aşıların yan etkileri de atlatılabilmektedir..
Doğru antioksidanlarla vücut aldığı toksinleri daha kolayca temizleyebilmektedir..




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...