24 Mart 2017 Cuma

Kişisel Bakım Ürünlerinde Neler Kullanıyorum?

Bu konu da çok sorulanlardan biriydi, buyrun..

Vücudumuza sürerek kullandığımız herhangi birşey kısa sürede emilerek kana karışmakta..
Bu nedenle o sanki hep dışarıda kalacakmış, hiç vücudumuza girmeyecekmiş gibi düşünmemek gerekiyor.. Aksine buram buram zararlı kimyasal kaynayan piyasadaki kişisel bakım ürünlerine karşı çok dikkatli olmak gerekiyor..

Diş Macunu: Organik markalardan içerik olarak en fazla içime sinen urtekram.. Naneli olanını kullanıyoruz hem kendimiz hemde çocuklar için.. Alırken florür, titanyum dioksit (CI 77891 olarak ta geçer), Sodium Benzoate, özellikle kırmızı renkli çocuk diş macunlarında Carmine (CI 75470) içermemesine dikkat edin.. Birçok organik markada bunlar var hala..

Çocuk Şampuan & Duş Jeli: Şampuan olarak Urtekram baby kullanıyorum, kokusuz olan beyaz şişe.. Kids olan turuncu şişede çok fazla girdi olduğu için tercih etmiyorum.. Vücut temizliklerinde ise sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunu duş jeli olarak kullanıyorum.. Yine urtekram şampuan da duş jeli olarak kullanılabilir.. Banyoda çocuklarım için lif kullanmıyorum..

Yetişkin Şampuan & Duş Jeli: Şampuan Sante aile boyu hindistancevizli olanı, duş jeli sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabun.. Santenin yine aile boyu duş jeli de kullanılabilir.. Şampuan, saç kremi ve duş jeli olarak yine Urtekram da tercih edilebilir..Bade Naturalin ipek kesesini kullanıyorum kendim için..

Roll-on: Sante açai özlü olanı kullanıyorum, dry olanı içerik nedeniyle tercih etmiyorum..
Desert essence in dry olanı da içerik olarak iyi..

Son dönemde popüler olan kristal tuz içeren ürünleri yine alüminyum içerdiği için tercih etmiyorum..

Güneş kremi: Badger tek geçerim.. Titanyum dioksit olmayan tek güneş kremi..

Pişik Kremi vs: Pişik için ipek hanım çiftliği pişik kremi, herhangi bir tahriş için de ipek hanım çiftliği egzama kremi kullanıyorum sadece.. çok etkili ve içerik masum piyasadakilere göre..

21 Mart 2017 Salı

Doğanın uyanışı..

Haftasonu vurduk yine kendimizi dağ bayır.. taze taze uyanmaya çalışan doğa, kırçiçeklerini seyredalarken eşlik eden kekik kokusu..
Bundan daha iyi bir meditasyon olamaz dedirtiyor insana.. Uzun uzun düşüncelere dalıyor sonra insan.. insanoğlu yeşili bu kadar umarsızca katlederken lüks içinde yaşamak için, buradaki huzuru hiçbir tasarım harikası yapının veremeyeceğini de biliyor aslında..

Orman tam bir nimet.. Bu defa da bu nimetten, bahçemize dikilmek üzere birkaç kök aldığımız kekik ve kuzukulaklarıyla ayrıldık.. Kuzukulağın bizdeki adı "değişik limon acı":) Bahçedeki mevcut kuzukulakları sömürülünce ufaklıklar tarafından, artık yenilerini dikmenin vakti gelmişti..

Ufaklıklara da bol bol odun toplamak düştü, her adımda değişik limon acı ata ata ağızlarına..
Mis gibi bir gün daha anılardaki yerini almış oldu böylece..

1 Mart 2017 Çarşamba

Kreş Üzerine..

Uzunca bir yazı olacak, baştan söyliyim:)

Çocukluk, hayatımızın geniş zamanları olan tek dönemi.. Bol bol kayıtlar yaptığımız, özgüvenimizi oturttuğumuz, kişiliğimizi oluşturduğumuz çok önemli bir dönem.. Anılarımızın çok büyük bir bölümü bu döneme ait.. Olumlu ya da olumsuz yaşadığımız tecrübelerin çarpı 2 katsayısıyla karakterimize etki ettiği dönem yine bu dönem.. Böyle önemli adımlar atılırken çocukların en güvendiği kişilerin yanında olması ve onların ilgisiyle şekillenmeleri sağlam temelleri atmalarında en büyük etken oluyor.. Yoksa karakteri daha oturmamış bir çocuğun, çocukların o acımasız dünyasına salınması sosyalleşmesinden çok kalıpların içine sokularak farklılaşmalarına izin verilmemesine neden oluyor.. Disiplini öğrenme adı altında çocuk sessiz kalarak ortamın kalıbı neyse ona girmeye çalışıyor..
çocukların bu dönemde susturulmaları değil konuşturulmaları lazım.. Kalıplara sokulmak yerine farklı yönlerini gözlemleyip ön plana çıkarmak lazım.. Bakınız finlandiya eğitim sistemi:)
Kreş konusunda hep farklı düşünürüm başından beri.. Tam zamanlı kreşe zaten hep karşıydım.. Çocuğun bu kadar erken yaşta daha evinden kopması çok doğru gelmiyor bana.. Doya doya çocukluklarını yaşamaları lazım.. Bunun içindir ki ikinci çocuğumdan sonra, herhalde kimsenin feda edemeyeceği lüksteki işimden ayrılarak kariyerime ara verdim, gözümü bile kırpmadan.. iyi ki yapmışım..
Çevreme de beni mazur görün diyerek hayatımın en önemli mesaisinde olduğumu söylüyorum.. Hiçbir şey için onların bu güzel günlerinden çalamam..
Onların ikinci bir çocuklukları olmayacak, işe tekrar geri dönebilirim ama bir daha onların çocukluklarına dönme şansım peki ?? Sıfır.. Bu birkaç yıl dışında onlarla geçireceğim bu genişlikte bir zaman dilimi de olmayacak hiç bundan sonraki hayatımızda..
İlgiye sevgiye en aç oldukları bu dönemi kaçıramazdım.. Hem de anlam veremediğim bu kapitalist düzenin mantığıyla.. Çalış, parayı evine ve çocuğuna bakana ver.. Sen çocuğunu, çocuğun seni görmesin.. Sen ve çocuğunun arasına giren herkes kazansın.. Sen ve çocukların hep yarım.. Tüketim toplumunun kalıplarına göre, kazandığın parayı harcayıp tükettikçe mutlu olacağına inandırıl..
Kızımı bu kapsamda büyük şehrin dayatmalarından uzak büyüttüm.. Çocuklu aileler nereye koşuyorsa tam ters yöne götürdüm hep onu.. Şehir aktiviteleri yerine kimselerin olmadığı doğanın içinde aktiviteler yaptık hep.. Herkesin sırtsırta piknik yaptığı yerler yerine kimselerin bilmediği küçük bir köy bulduk hep gidip koşturup eğlenecek, uçurtma uçuracak.. Kalabalığın yozlaşmışlığın ticariliğin yemeksizliğin bol olduğu tatil köyleri yerine kamp alanlarında çadır kurarak yaptı tüm tatillerini.. Ateşte yaktı, üşüdü de, acıkıp yemeğin pişmesini de bekledi sabırla.. Cesareti, korkmamayı, hazıra konmamayı, elde etmek için çaba ve sabırın olması gerektiğini, denemezse asla yapamayacağını, bazen de bir denemenin yeterli olmayacağını buralarda öğrendi hep.. Bunca zorluğun üzerine bir de her kamp alanında "mutlu çocuk" etiketi yapıştırıldı hep üzerine.. Çünkü mutluydu, sen yapamazsın denilip kenarda oturtulan, herşeyin önüne geldiği bir çocuk değil, başaracağına inanılıp çabalamasına izin verilen bir çocuk oldu hep.. Öyleki bazen boyunu aşan yardımları oluyordu bize.. Üzerine bir de başarıyor olmanın getirdiği gözlerindeki o ışıltı ve mutlulukta cabası.. Yoldan alıp ormanın içine koyduğu kaplumbağa ile hayvanların gözünden bakmaya öğrendi dünyaya..
Aslında öyle önemli değerlere sahipler ki kalıpların içine sokarak bunları unutturuyoruz onlara, sonrada bu kalıpları, ötekiler gibi olmasını normalleştiriyoruz..
Onların yüreklendirilmeye, bitip tükenmek bilmeyen enerjilerini doğru yönlendirmeye ihtiyaçları var, dur sus yapma ile durdurulmaya değil..
Sosyalleşsin diye çabam olmadı hiç.. Sosyal olması onunla ilgili en son kaygı duyacağım şeydi.. Buna rağmen girdiği her ortamın en rahatı oldu, düşüncelerini korkusuzca dile getireni, her kamp alanında sayısız arkadaş edineni.. Öyle ki çoğu yerde nereye kreşe gönderiyorsunuz sorusunu hep aldım.. Göndermiyorum dediğimde şaşkın bakan o gözlerle çok karşılaştım.. Biliyordum ki özgüveni oturtulan, farklı yönleri ön plana çıkarılan, yaratıcılığının önü diğerleri gibi olsun diye kesilmeyen, ailesinin maddi değil manevi olarak arkasında durduğu çocuk zaten sosyal de bir çocuk olacaktı.. Peki diğerleriyle aynı kalıplara sokulmaya çalışılarak farklılıkları törpülenen, uyum sağlasın diye sindirilen hep uyarılma korkusu taşıyan çocuğun sosyallik anlayışı ne olacak.. Sadece o ortamda durmayı kanıksayacak, ama düşündüklerini o kadar da kolay dile getiremeyecekti kabul görmeyecek korkusuyla.. Artı orada kendini dizginlemeye çalıştıkça akşam anne baba yanındaki ilgi çekme çabaları da artacak.. Buna da çok şahit oldum..
Gelelim bizim kreş üzerine yaşadıklarımıza..
Sitede kendi yaşıtı hiç olmadığı için hergün bahçeye çıkarmak yerine yaşıtlarının yanına götüreyim onu bahçe saatlerinde fikriyle çıktı kreş.. Hemen evin karşısındaydı çünkü.. Sadece branş derslerine haftanın 3 günü ikişer saat gitmeye başladık.. Kreşin kadrosu da ticaretten ziyade bu işe gönül vermiş insanlardan oluşuyordu.. Ona rağmen velilerin birbiriyle yarışan gösterişteki doğum günü partileriyle ya da hergün değişik bir şaşalı oyuncak ya da kıyafetle gelen çocuklarla özendirilmeye teşvik edilen ve maddiyatçılığın, bencilliğin pekiştirildiği bir düzen var maalesef genelde.. Dur sus yapma larla kalıplara sokulan, susmanın öğretildiği bir sistem..
Kızımın da değer yargılarının değişmeye başladığını, eski özgüvenini yitirdiğini, artık girdiği ortamlarda eskisi kadar rahat olmadığını gözlemlemeye başladıkça kreşin verdiği deformasyonu anlamıştım.. Son olarak parkta gördüğü çocuklarla tanısın tanımasın sorgusuz sualsiz oyun kuran çocuk "niye yanlarına gitmiyorsun dediğimde "ya beni istemezlerse" cevabını verdiğinde nokta koymanın zamanı geldi diye düşündüm kreş olayına.. Karar aşaması aslında çok kısa da bir zaman dilimi değildi, çok uzun süre gözlemledim, defalarca kreşe gittim gizli gizli izledim, evde dışarıda da bol bol .. Kreşte bir kez bile uyarı almamış, kurallara en riayet eden çocuktu.. Ama mutlu değildi.. Burada şunu diyebilirsiniz, okulda da aynı şeyleri yaşayacak, o zaman ne yapacaksınız?? 6 yaşına kadar ki dönem milat niteliğinde.. 6 yaşına kadar özgüvenli, kendini ve duygularını iyi ifade edebilen, her anlamda doyurulmuş bir çocuk yetiştirmeyi başardıysanız sonrasında o çocuğu hiçbir ortamın yıkacağını düşünmüyorum.. Ama daha özgüvenini oturtamadığı ve kendini iyi ifade edemediği bir dönemde o ortamın içine girerlerse o ortamla birlikte şekillenecek herşeyleri.. Bunu çevremde de çok gözlemledim..Bir de kreşte gözlemlediğim bir başka şey de çocukların gerçekten özlerinde mutlu olmadığı yönünde, yüzlerinde gizlenen orada olma mecburiyeti gerçekten hissediliyor derinde.. Ki benim götürdüğüm kreş çokta ilgili bir yerdi.. Aslında hepsinde kızımdaki durum vardı.. Ben kızımı çok iyi tanıdığım ve çok iyi gözlemdiğim için farkındaydım durumun.. Ama diğer anne babalara göre farklı bir durum yoktu.. Çünkü büyük şehrin çarkı bu, herkes bunun içinde adapte olarak çocuklarını da adapte ederek dönmeye çalışıyor.. Normal olduğuna inanılan şey buydu, çocuklar kreşe gidiyor sosyalleşiyor birlikte yaşamaya alışıyorlar.. Peki mutlulular mı?? Sabahları uyandırılmak yerine kendi istedikleri zaman kalkmak hakları değil mi?? Kaldı ki sürekli erken kalkmak zorunda olacakları bir hayatları olacak zaten önlerinde.. Anneyle, o en güvendiği insanla sıcacık bir kahvaltıyla güne başlamak.. Gün boyu canlarının istediğini yapacakları geniş çocukluk zamanları peki.. çocukluk haricinde bir daha hiç böyle geniş zamanlarının olmayacağını düşünürsek.. Bize en çok ihtiyaç duydukları bu dönemde yanlarında olamamak..
Mutlaka bir yolu var bunun.. Sadece büyük şehrin çalışan anne üzerindeki dayatmasından çıkıp düşünmeyi deneyin.. Çocuğa bakıcı bakması ya da kreşe gitmesi dışında başka bir alternatif düşünülmüyor olması ve normal olanın artık bu olması çok acı geliyor bana..
Bir çocuğun iyi yetiştirilmesi için öyle çok müthiş imkanlara gerek yok.. O kurstan buna koşup, herşeyle donatılıp iletişim bile kuramayan çocuklar gördüğüm gibi sadece taş üstüne taş koyarak etrafında birsürü insan toplayan çocukta gördüm.. Önemli olan sunulan imkanların fazlalığı değil mutlu ve özgüvenli çocuk olmaları.. Onlara imkan sunmak için para kazanmak odağında değil mutlu olmaları için vakit yaratmak odağında olmak gerekiyor..
Kreşten sonraki dönemimiz tam bir özüne dönme dönemiydi.. Yine eski rahatlığımızı, özgüvenimizi, maddiyatçılığın o şıpsevdi mutluluğundan uzaklaşarak doğalımızın keyfini yakalamıştık.. Yine aynı soruları duymaya başlamıştım: Hangi kreşe gönderiyorsunuz??"
Göndermiyorum diyorum göğsümü gere gere..
Ama her konuda da oyun odaklı iyi bir eğitim veriyorum evde.. Sihirli kelime "oyun odaklı".. ingilizceden müziğe spordan dansa el becerilerinden sorumluluk almaya tiyatrodan belgesele kadar keyifli ama dolu dolu bir programımız var.. Akşamları babamızı da dahil edip devam ediyoruz yatana kadar.. Programımızı da bir ara paylaşacağım..
Evde bir kardeşin olması da çok önemli, mümkünse yaş farkı çok açılmamış..
biz kardeşin lansmanını hep "küçük arkadaş" diye yaptık, evde abla , kardeş kelimesi hiç kullanılmadı.. Doğduğu günden itibaren de her aktivitemizde boyuna göre bir rol verdik ufaklığa, hem arkadaş olarak kabul görmesi hem de çabucak ekibe dahil olması için.. Aralarında tam iki yaş var, ufaklık şu anda 2 yaşında olmasına rağmen kızımın en iyi arkadaşı, acayip oyun kuruyorlar, bir üçüncü kişi arayışında olmuyorlar hiç.. Bazen dışarı çıkmasak evde oynasak olur mu sorusu bile geliyor..
ufaklığın şansı da çocuk olan bir eve gelmesi oldu, herşeye dahil etmemle gelişimi yaşının çok üzerinde şu anda..
Okul zamanı için ne düşündüğüme gelecek olursam, ebeveynlerin ve çocuklarının maddi yarış içine girdiği o prestijli özel okullardan ziyade bir köy ilkokulu tüm isteğim ya da bir birey olarak kabul göreceği bir eğitim sistemi içinde yurtdışında olabilirse.. Aslında gönlümden geçen ise filmlere konu olmuş bir durum, okulsuz eğitim..
Diğer bir uyarım da:
6 yaşına kadar disiplinle eğitimi savunan her yerden uzak durun.. 6 yaşına kadar disiplin eğitimi olmaz, çocuğun daha dikkati, odaklanması dağınıktır.. Girdiği yeni bir ortamda önce keşfetmek isteyecektir, bu onun en doğal hakkı, dur sus yapmayla disiplin edemezsiniz.. Kaldı ki çocuk disiplin eğitimini yani neyi nerede yapması ve yapmaması gerektiği mantığını sadece ailede öğrenebilir.. Dışarıda disiplin adıyla öğrenilen şey korkudan başka birşey değildir.. 6 yaşına kadar tüm eğitimler oyunla olmalı.. Bu onların bir kaçışı aslında.. Çocuğu oyunla kazanmak zor geldiğinden, disiplin adı altında korkutarak kontrol etmek kolaylarına geliyor.. Bu yöntemi de "disiplin" adıyla pazarlıyorlar..
Bir de bilinçsizce yapılan "çocuğunuzun gelişimi çok iyi onu bir üst sınıfa alalım" yaklaşımı ebeveynleri cezbetse de sakın böyle bir yaklaşıma prim vermeyin.. Bırakın sınıfının yıldızı olsun, onun özgüveninde olsun.. Bir üst sınıfın içinde kaybolanı değil..
Çocuğunuzu gönderdiğiniz her yeri sorgulayın, gözlemleyin, çocuğunuzu nasıl işin içine çekmeye çalışıyorlar bu çok önemli, disiplinle otorite kurarak mı oyunla sevdirerek mi.. sevdirildiyse bir ömür ona yönelmek isteyecektir, disiplin adı altındaysa bir süre devam eder, sonra bir ömür o şeyin adını bile duymak istemez.. o nedenle götürdüğünüz yerin yaklaşımı önemli diyorum, ömrüne etki edecek çünkü.. Belki çok iyi bir jimnastikçi olabilecekken o bir daha gitmeyi istemeyecek.. onları nasıl uyarıyorlar.. Dur sus yapmalar ne sıklıkta.. Bunlarla ilgili çocuğunuzu emanet ettiğiniz yeri uyarmaktan lütfen sakınmayın.. Bugüne kadar ki gözlemlerim en prestijli yerlerin bile bazen işlerinin çocuklar olduğunun farkında olmadıkları yönünde..
Uzun bir yazı olacak demiştim.. Daha da sayfalarca yazabilirim konu çocuklar olunca.. Dünyaları küçücük olunca büyükler tarafından yapılan her yaklaşım çok fazla yankılanıyor içeride.. Özellikle onlarla ilgili bir iş yapan insanların bunun gerçekten farkında olmaları lazım..
Sözün özü sağlam çocuklar yetiştirmede en önemli şeyin aile özellikle de anne sevgisi ve ilgisi olduğuna inancım tam.. Bu uzun yıllarki gözlemlerimin de bir sonucu aynı zamanda.. Gönüllerince çocukluklarını yaşayacak bir ortam sağlayın onlara.. Bu hayatınız boyunca yapacağınız en önemli şey.. İnanın hayatlarının en büyük ve en unutamayacakları hediyesi olacak bu.. Zaten ömürleri boyunca okula gidecekler.. Okulla birlikte zaten istesenizde onlarla geçireceğiniz geniş zamanlarınız olmayacak bir daha hiç..
Çocuk eğitiminde çaresiz kaldığınız anlarda tek kılavuzunuz onların gözünden bakmak olsun dünyaya, onların yerine koyun kendinizi ve öyle düşünün.. Tüm soruların cevabı orada, çok yakınınızda aslında..

24 Şubat 2017 Cuma

Evimde Kullandığım Temizleyiciler..

Uzun zamandır soruluyor bu konu, ancak sıra geldi..
Uzunca bir süredir evimdeki doğal temizleyiciler olan doğal sabun tozu, sirke ve sabun cevizine alternatif olarak dönüşümlü olarak moms green ürünleri kullanmaktaydım.. Ama son dönemde moms green in kişisel bakım ürünleriyle markaya giriş yapan sodium benzoate bu markaya karşı güvenimi sarstı.. Konuyla ilgili kendileriyle yazışmış olsam da gelen cevaplardan tatmin olamadım maalesef.. Sıvı sabundaki ALS konusu da eklenince artık kullanmama kararı aldım.. Ayrıca başlarda SLS grubuna göre daha masum gelen hindistan cevizi yağı alkol sülfatı içime sinmemeye başlayınca bu kararım daha da netleşti..

Yine iş başa düşmüştü.. Doğal temizlik ürünlerime bir alternatif yaratmam gerekiyordu yine dar zamanlarım için..

Yukarıda da bahsettiğim gibi evimin temizlik için temel vazgeçilmezleri sabun cevizi, doğal sabun tozu, sirke ve karbonat..
İpek hanım çiftliğinden aldığım sabun tozunu sıcak suda eriterek hazırladığım sıvı sabunum vazgeçilmezim oldu artık. Sabun cevizini kaynattığınız suda da eriterek hazırlayabilirsiniz bunu..
Çamaşır makinesinde, elde bulaşık yıkamada, el sıvı sabunu olarak, duş jeli olarak neredeyse her yerde kullanmaktayım.. Daha doğalı yok..

Şimdi gelelim uzun zamandır sorulan soruya, evde hangi temizlik ürünlerini kullandığımı detaylıca anlatıyorum:

Çamaşır: Sabun rendesinden eriterek hazırladığım sıvı sabunumu kullanıyorum günlük renkli yıkamalarımda.. Yumuşatıcı kısmına evdeki esansiyel yağlardan ne varsa (elma, lavanta) ya da sirke ekliyorum bazen.. Acil durumlar ve beyazlar için alternatifim Sensitive Sonett toz deterjan(Sıvı olanı değil).. İçeriği diğer organik ürünlere kıyasla daha İyi, enzim içermiyor.. beyazlar için sonett beyazlatıcı çamaşır tozu kullanıyorum bazen grileşmelerini önlemek için.. yumuşatıcı ve kreç önleyici hiçbir zaman kullanmadım..

Domol sensitive toz ya da sıvı deterjanı ise son sıraya koyabilirim.. mecbur kalındığında sadece ama, enzim içeriyor olması nedeniyle.. o da yine sadece sensitive olanı..

Bulaşık: Elde yıkama için yine sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunu kullanıyorum.. Piyasa deterjanları kadar köpürmüyor baştan söyliyim.. Sodasan sensitive ya da domol sensitive alternatif olabilir.. Ama sensitive olanları sadece.. Sonett arap sabunu kullanılabilir bir de elde yıkama için.. diğer arap sabunlarını tercih etmiyorum, atık yağlardan yapıldıkları için..

Makine için de şu an elimdeki moms green ürünlerini bitirmeye çalışıyorum, sabun ceviziyle dönüşümlü olarak.. Sonrasında Sonet toz deterjan denemeyi planlıyorum, tableti değil.. Domolün de toz yada tablet makine deterjanlarını tercih etmiyorum..
Makine için sabun cevizinin yanında alternatifim tek maalesef o da sonett toz deterjan..
Parlatıcım elma sirkesi.. Tuz genelde kullanmıyorum ama toz deterjana geçince ihtiyaç olursa yine Sonett ya da almawin marka alırım..
Sabun cevizinin iyi temizlemediğine dair yazılıyor bazen.. ben deterjanlarımdan hiçbir zaman mucizeler beklemediğim için piyasa deterjanları gibi, elde bulaşık deterjanıyla iyice süngerleyip makineye koymayı alışkanlık haline getirmişim yıllar içinde.. o nedenle bir sıkıntı yaşamıyorum sabun ceviziyle yıkama yaptığımda.. Kirli bulaşığı olduğu gibi makineye koydurup mucize temizlik vaadeden deterjanlardan korkun her zaman..

Yer Temizliği: Ya Fakir steam mopla buharlı temizlik ya da elma sirkeli su..

Toz Alma, Cam, Ayna Temizliği: Yine elma sirkeli su.. Sprey şişeye su sirke karışımını koyuyorum, günlük her türlü kullanım için hep elimin altında.. Sirkeli su her alanda temizlik için mucize bence..

Banyo tuvalet temizliği: Şu an için elimde kalan moms green ürünlerini bitirmeye çalışıyorum.. Ama bitince sirkeli su fısfısım burada da imdadıma yetişir.. Tuvalet, lavabo ve banyo içi için sabun cevizi suyuna eklediğim sirkeli karışım sonrasında karbonatlı temizlik gerçekten çok etkili.. Ayrıca en doğalı da.. Sirke ve karbonat bir araya gelirse köpürmesinden korkmayın, karbondioksit çıkışı sadece.. Ev yapımı doğal temizleyicilerde boraks, limon tuzu kullanmaktan özellikle kaçınıyorum.. Acil durumlar için de muhtemelen Sonett banyo temizleyici ya da Sonett kireç Çözücü alırım.. ama Wc temizleyicisini değil..
Domol sirke asidi ve ecolabel beyaz tuvalet temizleyicisi de içerik olarak iyi.. Domol tuvalet temizleyici tablet ekolojik olanı da iyi bir alternatif olabilir..

Sıvı Sabun: Sıvı sabun olarak yine sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunu kullanıyorum.. Alternatifim yine Sonett ama nötral kokusuz olanı..

Ben evim için bu araştırmaları yaparken tüm organik markaları inceledim, sodasan, klar, frendly, ecover, u green clean, sonett, almawin.. Her kategorideki tüm ürünlerini tek tek inceledim.. violey.com bu anlamda biçilmiş kaftan, tüm ürün içerikleri net bir şekilde yazıyor.. Tüm ürünleri baştan sona içerik olarak içime sinen bir marka yok maalesef.. Sonett enzim içermemesiyle sadece biraz daha önde o kadar, onun da yine tüm ürünlerini kullanırım diyemem..

Daha ekonomik alternatif olarak en azından rossmanlardaki domol markası da bir seçenek olabilir, ama sadece ecolabel etiketi olan ürünleri.. Diğer ürünleri değil.. Ecolabel etiketli ürünlerin bazı organik markalardan daha iyi bir içeriğe sahip olduğunu söyleyebilirim hatta.. Sensitive ve kokusuz olan ürünler bunlar, üzerinde yeşil ecolabel etiketini görürsünüz zaten.. Diğer ürünleri Methylisothiazolinone, Benzisothiazolinone ve fosfanat içerdiği için ben tercih etmiyorum.. Ecolabel etiketi olan elde yıkama bulaşık sensitive, sıvı ya da toz çamaşır sensitive, banyo sirke asidi, ekolojik olan tuvalet tableti, tuvalet temizleyici ecolabel beyaz olanı tercih edilebilir..

Market deterjanından vazgeçemem diyorsanız (ki bence biran önce vazgeçmelisiniz) en azından marketten frosch ya da u green clean alın.. Bol kimyasallı deterjanlara kıyasla en azından yine de birşey yapmış olursunuz..

Ama en doğalı evde hazırlayacağınız içerikler olacaktır.. Bunun için doğallığına güvendiğiniz sabun tozu ve sirke ile biraz karbonat ve sabun cevizi gerekiyor.. o kadar.. Benim her zaman elimin altında sirkeli su fısfısım ve sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunum kullanımı kolay bir deterjan kabında duruyor..

Son olarak şunu da eklemeliyim, soranlar oluyor, SLS ( Sodium Lauryl Sulfate), SLES (Sodium Laureth Sulfate), ALS (amonum lauryl sulfhate), coconut oil alcohol sulfate (yada herhangi bir bitkisel yağ alkolü sülfatı) , paraben, sodium hipoklorit, klor, sodium hidroksit, sodium benzoate, titanium dioxide, fenol, amonyak, dimethicone, Methylisothiazolinone, Benzisothiazolinone, fosfanat, PEG, Enzim, perborat, mineral oil, parafin, parfüm ve boya olmamasına dikkat ediyorum ben herhangi bir ürün seçerken.. Biyolojik olarak parçalanır özelliğinin olması da önemli bir artı benim için..

Felsefem hep şu:
"Önce en doğalı.. Buna yetişemediğim dar zamanlarım için de alternatif olarak piyasanın en zararsızı.."

Kullandığım kişisel bakım ürünleri ve makyaj malzemeleri ile ilgili de yazacağım..

23 Şubat 2017 Perşembe

Yeni Eklenen Kitaplarımız..

Daha öncede yazmıştım, kitap vs alımları için D&R internet sitesi gerçekten harika.. Mağaza fiyatlarından çok düşük fiyatlar.. İstediğiniz ürünü de mağazaya kıyasla kolaylıkla buluyorsunuz.. Tek dezavantajı siparişleri hemen çıkaramıyorlar, bir haftayı gözden çıkarmak lazım sipariş verirken..
Ben bunu bilerek sipariş verdiğim için avantajlarının yanında bunu sorun etmiyorum..
Gelelim bu defa aldıklarımıza.. Bu kitaplarımızı da daha önce bir yerlerde incelemiştim hep içerik olarak.. İncelemeden almam asla bilen bilir..
Bekleme süreci çok heyecanlıydı yine.. Şunu bir kez daha anladım ki bizi ve çocuklarımı kitap kadar mutlu eden bi başka şey yok..
onlara ne alsam bu kadar heyecanlanmıyorum..Ya da onlar başkalarından ne hediye alsalar oyuncak dahil böyle mutlu olmuyorlar..
Başlıyorum:)

•Çocukluğumun klasiği.. Kızımın bayılacağımdan emindim.. Geldiğinden beri evde bir "Cimali" dir gidiyor.. Hatta tiyatro akşamlarında Cimali'yi oynayalım diye tutturdu..

•Bu iki ingilizce kitap içeriği oldukça hoşuma gitmişti.. Elimizdekinin de artık herşeyini ezberlediğimizden ve tükettiğimizden yenilerine ihtiyaç doğmuştu, geldi:)
•Aktivite kitaplarından birçok maske biriktirmiş olsakta bunda tiyatro akşamlarında da kullanabileceğimiz değişik maskeler mevcut.. Bayıldık buna da..
• Bu mozaik kitabı da oldukça yaratıcı tasarlanmış.. Çıkartmalı olanı da mevcut ama bizde zaten çıkartmalı başka bir mozaik kitabı daha olduğu için boyamalı olanı tercih ettim.. Küçük prenses bayıldı..
• Bu çizim öğrenme kitaplarının envai çeşidine rastlamak mümkün.. Ben bunun içeriğini daha yalın ve daha keyifli buldum..
• Origami kitaplarından da oldukça fazla bulmak mümkün.. Bunu da daha yalın olduğu için tercih ettim..
• Bunu küçük prens için aldım, normalde böyle kız oğlan dayatmalarını sevmem ama içerik hoşuma gitti..
• Bunlar da yapıştırmaya bayılan küçük prense.. içerik güzel..
• Bu da gölge bulmaya bayılan küçük prens için..
• Bu kitaplardaki fikri beğendim.. Parça parça kesiyorsunuz, sonra da parçaları birleştirip bir resim oluşturuyorsunuz.. ilk kitapta resmin şablonu da var onun üzerine yapıştırıyorsunuz, ikinci biraz daha advanced seviyesinde.. Bunları da çok sevdiler..
• Bu da labirentlere bayılan küçük preses için.. Envai çeşit labirent var içinde.. Gözler döne döne bayılarak yapıyor..
• Bu da eğlenceli bir kitap olmuş.. içeriğini beğendim..
• Yine bu mantikta çok fazla kitap var ama bunu içerik olarak tercih ettim.. Küçük prensesin bayıldığı boyama türlerinden biri..
Daha önce Pia yayınevinin hiçbir yayınını almamıştım, bu defa görüp incelediğim tüm kitaplarını çok beğendim.. Gerçekten iyi tasarlanmış, içi asla boş değil ve diğer önemli bir özelliği de çocuğu içine çekiyor..
Olumsuz tarafı sayfalarda kopmalar olabiliyor.. baskı mı iyi değil yoksa biz mi fazlaca kullandık onu anlayamadım..
Son olarak şunu söylemek istiyorum, piyasada gerçekten çok fazla birbirinin aynı yayın var.. Rengarenk gözükseler de İçerik olarakta çok tatmin edici değiller.. Çocuğunuza bir kitap alırken mutlaka içeriği inceleyin, sayfa sayfa aktivitelerine bakın, yapabilir mi yapamaz mı üzerine kafa yorun.. Yani demek istediğim onun için doğru kitabı bulun ve onu alın, kitaplar vazgeçilmezi olsun istiyorsanız eğer .. Yoksa aldığınız kitap bir kere bakılıp kenara atılmanın ötesine geçmeyecek.. Labirent yapmayı seviyorsa labirenti bol kitaplar alın, boyamayı seviyorsa farklı farklı türde boyama aktiviteleri yaptıran kitaplara bakın, sadece resimleri değişen boyama kitaplarına değil.. yeni şeylerle de tanıştırın mutlaka ama mutlaka onu içine çekecek bir kitap seçerek.. "Bir sürü kitap alıyoruz yüzüne bakmıyor" diyenlerdenseniz yanlış kitaplar seçip yanlış yaklaşımlarla önüne koymuşsunuzdur.. Gelişimlerini ve hangi seviyede olduklarını en iyi siz biliyorsunuz, bir başkası değil.. Bir mağazaya gitseniz size en fazla çocuğun yaşını sorarak o yaşın aktivite kitabını vermek konusunda yardımcı olabilir, o kadar..
Kitaplar herkes için basılmış olabilir ama siz çocuğunuza özeli bulmak zorundasınız..
Bizimkiler günlerinin çoğunu kitaplarla geçiriyorlar, kendi istekleriyle.. Hiçbir zorlama, önlerine koyma olmadan.. Çünkü gerçekten keyif alıyorlar.. Ben bile çok keyif alıyorum ki, keşke çocukluğumda böyle kitaplarım olsaydı demekten alamıyorum kendimi çok defa..
Son olarak; onların dünyadan haberi yok daha, kılavuz sizsiniz, siz neyi sevdirirseniz o onu seçecek.. Öğretirseniz değil, sevdirirseniz..

Minik Bir Pug Sahiplendik..

Yaz döneminde Fethiye Han Kayaköyde yaptığımız kamp esnasında tanışmıştık Burcu Büge'nin köpeği Arthur'la.. Küçük prenses sabahları uyandığı gibi kapılarına dayanıyor, kamp alanında olduğumuz sürece biran olsun yanından ayrılmıyordu.. Kamptan dönünce bütün köpekler Arthur oldu bizim için.. Zaten hayvanlara karşı müthiş bir sevgisi olmuştu hep kızımın.. Öyle ki gittiğimiz her yerde çocuklarımı hayvanlardan korumak yerine hayvanları çocuklarımdan koruduğum oluyordu.. Zamanı geldi herhalde artık diye düşünmeye başladık bu son kamp turundan sonra.. Bir hayvanla birlikte büyüyen çocuğun çok fazla artı değer edindiğine dair çok şey okumuştum.. Bizim de böyle bir sürece iyice hazır olmamız gerekiyordu, öyle ki bir heves alınıp zorluğundan dolayı geri verilen çok hikayeye şahit olmuştuk.. Birde küçük prensin henüz 1.5 yaşında olmasının soru işaretleri vardı.. önce bir balıkla başlasak dedik hayvan edinme sürecine.. Kaptan ile Bıdık alındı, çokta sevildi, yem sorumlulukları falan unutulmadı hiç.. Ama köpek gibi olmadı, bir hayvanı severken dokunmak önemliydi..
Arthur'un cinsi coccer dı.. Sahiplendirme işine gönül vermiş Didem Hanımla konuştuk önce uzun uzun.. Sahiplendirilmeyi bekleyen birkaç coccer vardı elinde.. Düşün taşın, ufaklığın en cafcaflı zamanı.. Hadi biraz daha bekleyelim dedik, en azından 2 yaşında olsun.. Tam bekleme kararını aldığımız o günlerde bu sevimli pug yavrusu sahiplendirilmek üzere yuva arıyordu bir yakınımız tarafından.. Henüz 2 aylık, annesi süt vermeyi bırakmış bir erkek.. Bu bir işaret olsa gerek dedik.. O zaman bu zamanmış demekki diyerek aldık bu yavruyu.. Küçük prenses çıldırdı, gecenin bir yarısı seyahat dönüşü babamızın eve getireceği köpek için daha uyumadan pazarlık yapmıştı, köpek geldiğinde uyandırılacaktı..Sözümü tuttum ama bu seferde köpekten sabaha kadar ayrılmak ve uyumak istemedi.. İsmi belliydi tabii, ARTHUR..


İlk günler zordu tabii.. Benim çocuk sayım bir anda 3 olmuştu..
Ama tuvalet eğitimini hemen aldı, 2 günde çözmüştük.. Şansımız yeni taşındığımız ev büyük olunca kendine ait bir odası olma gibi bir lüksü oldu, hem de banyolu bir oda..
Tuvalet pedini buraya serip eğitimini verdik.. odasında olduğu zaman dilimi içinde gidip oraya yapıyordu, günlük pedi değiştiriyorduk.. Zaten yattığı yere tuvalet yapmama gibi bir prensipleri var..
Aşıları tamamlanıncaya kadar dışarı çıkması yasak.. 2 ay kadar sürüyor..
2. Ayı devirdik bu küçük yavruyla.. Puglar gerçekten çok eğlenceli hayvanlar.. Çok akıllı ve çok oyuncu bir köpek.. Küçük köpek olması da çocuklar açısından büyük bir avantaj.. İyi ki pug sahiplenmişiz diyoruz her seferinde..
Süreçle ilgili şu an için tecrübelerimi paylaşacak olursam:
• ilk etapta alınması gerekenler tuvalet pedi, uyuması için küçük bir yatak, mama, mama ve su kabı, tüylerini toplamak için furminatör, eğitimlerde kullanılmak üzere ödül maması, diş kaşıma ve oyalanma amaçlı doğal kemik, ip, top, içine ödül maması konabilen bir oyuncak.. tasma ve taşıma kabı şimdilik almadık, dışarı çıkma yasağı olduğu için aşıları bitene kadar.. Kokuydu falan kullanmaya sıcak bakmıyoruz.. Banyo da yapamıyoruz hoş aşılar bitmediğinden dolayı.. Ama koku doğrudan mamayla alakalı olduğu için mamayla çözdük süreci, sentetik herhangi birşey kullanmadan.. Tüy dökmemesi için kullanılan takviyeler de doğru gelmiyor bize.. Zaten yılda iki dönem dökecek mevsim geçişlerinde, bu onun doğası..
Tuvalet pedi olarak canped hasta bezi 60x90 oldukça ekonomik.. migroslarda var.. Migrosta aman reyon fiyatına dikkat edin kasaya gelince değişebiliyor fiyatlar.. Bunu artık çok sık yapar oldular.. Market alışverişi yapmayan ben bile farkıdaysam bu durumun sık alışveriş yapanlar iyice dikkatli olsunlar.. Neyse konumuza dönecek olursak , zaten piyasayı incelerseniz genelde hasta bezleri satılıyor tuvalet eğitimleri için.. Köpek eğitim pedi de kullandım ama hem çok pahalı hemde emiciliği daha kötü..
Küçük yuvarlak bir minderimsi yatak uyuması için yetiyor şimdilik..
Mama Proplan small puppy balıklı tahıllı ile başladık, koku problemi çok oldu.. Acana wild coast balıklı tahıllı devam ettik.. Koku problemi ortadan kalktı.. Şimdi Acana pacifica balıklı tahılsıza geçiş yapacağız..
Tüylerin güçlenmesi ve çok fazla dökülmemesi için balıklı tavsiye ediliyor..
Furminatör tüyleri taramak için on numara.. Dökülen ve dökülme aşamasında olan tüyleri topluyor.. Fırçalara boş yere para vermeyin, tüyleri yolduğu için canını acıtıyor hayvanın.. Furminatör pahalı olsa da bir kere alın ondan alın.. Biz bu hatayı yaptık.. Bir de solüsyonu var Furminatör ün, tüyleri ortaya saçılmadan toplanmasını sağlıyor tarama öncesi sıktığınızda..Mama ve su kabı alırken daha sağlıklı diye alacağınız çelik kaplarda gözle görülmeyen çizikler, içine su koyduğunuzda küflenmeye neden olabiliyor dikkat edin..Bunu da yaşadık..
Gelelim alışveriş için sinir bozmayan bir market bulmaya..
İlk etapta tüm eksiklerimizi Beylikdüzü Petburada dan yaptık.. İki ürününde yaşadığım sorun, güvenimi sarstı..Çelik mama ve su kapları su koyunca küflendi, hemde sadece sabaha kadar ki zaman diliminde.. İkinci olarakta verdikleri fırça tüyleri hiç almıyordu, söylediğimizde "açılmış ürün kime satarım ki" cevabı aslında satıcının mantığını sergiliyordu.. 15 tllik bu ürünün yeniden satılabilirliği değil satışından kaldırılabilirliği sorgulanmalıydı önce.. Biz 15 tl zarar ettik, çöpe attık gitti.. Ya o.. Tüm alışverişlerini ondan yapacak bir müşteriyi kaybetti.. Bu çok basit bir muhasebe, insanların bu şekilde düşnmüyor oluşları düşündürücü gerçekten..Bir de o kadar tüy toplama ile ilgili soruma furminatörü hiç söylememeleri enteresan geliyor gerçekten.. Sonradan başka bir pet shoptan öğrendik furminatör diye bir şeyin varlığını..
Sonrasında alışveriş yaptığım Avcılar Atakan Petshop gerçekten iyiydi.. Küçücük bir dükkan ama ürün çeşitliliği, ilgileri, indirimleri falan derken müşteriye yaklaşımları gerçekten iyiydi..
Son mama siparişini de fiyatı daha uygun olduğu ve Atakan petshopun elinde bu ürün olmadığı için pet besinlerinden verdim.. Süreçleri biraz ağır işlese de, bakalım denenebilir sanki sonraki siparişlerde de..
Beylikdüzü nehir petshop ve toriumdaki petshoplar da ürün çeşitliliği aısından çok iyiler, fiyatlar biraz daha yukarıda tabii..
Son olarak eğer bu yola girmek istiyorsanız para vererek satın almayın, o ticaretin bir parçası olmayın..
Ücretsiz sahiplendirme yapan çok fazla gönüllü kişi ve internet sitesi var.. petarkadaş bunlardan biri.. Yuva arayan bir hayvanı sahiplenerek hem de çok büyük bir iyiliğe imza atmış olursunuz..

22 Şubat 2017 Çarşamba

Kuşlar Aç Kalmasın..


Ara ara çocuğunuzla yapın bunu mutlaka..
Tuvalet kağıdı ya da kağıt havlu rulolarına buğday ya da kuş yemlerini yapıştırıp ağaçlara asın..
Başından sonuna onlar için son derece faydalı, söyliyim..
Yapıştırıcı olarak biz reçel kullanıyoruz genelde, ama suyla bol şekeri kaynatıp sizde hazırlayabilirsiniz kendi yapıştırıcınızı.. Yapıştırıcınızı fırçayla ruloya sürün, sonra buğdaylarınızı ya da yemlerinizi döktüğünüz tepside biraz döndürün.. Hepsi bu..
Her taraf yapış yapış oluyor buna baştan hazırlıklı olun :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...