18 Temmuz 2017 Salı

Bir Çocuk Odasında Uyumaya Nasıl Alıştırılır??

Cevabı aslında çok basit: Doğduğu günden itibaren odasında uyutularak..
Bu konuyla çok karşılaşır oldum, çok fazlaca da soru aldım.. Yazmak istedim o yüzden..
Aslında çocuk sahibi olmadan önce daha çevremde sıkça gözlemlediğim bir durumdu bu.. Doğumla birlikte annenin bebeğini alarak kendi yatak odasında uyumaya alıştırması ve sonrasında çocuk büyüdükçe artık kendi odasında uyusun çabaları..
Bebeğin bir defa yatak odasında uyumasını birçok açıdan riskli bulurum.. Bunları zaten burada saymaya gerek yok..
Bu nedenle ben doğdukları günden itibaren hep odalarında olmalarını sağladım.. İlk zamanlar sıklıkla ben de yanlarındaydım.. Dünya bizim yatak odasının değil onların odalarının etrafında dönüyordu evde.. Hamilelik döneminde süslenip püslenip hazırlanmış, sonrasında ıssızlığa terkedilmiş bir oda değil sürekli evin merkezindeki bir odaydı odaları.. Sabah gün orada başlıyor, aralarda nereye gidilirse gidilsin akşam gün orada son buluyordu onlar için.. En önemlisi de anne baba hep ulaşılabilir durumdaydı, hep yanlarında hep odalarında hissediyorlardı.. Böylece daha bebekken benimseyip, ait hissetmişlerdi odalarını..
Sonraları ufak ufak çekilmeye başladım kendi odama doğru.. Süreç sorunsuz bir şekilde tamamlanmıştı.. Akıllarından bir kere bile yatak odasında uyumak geçmedi, böyle bir ihtimale hiç gerek duymadılar çünkü.. Bize sarılıp uyumak istedikleri her zaman biz misafir olduk yataklarına, bazen hala tuvalete kalktığımda yatağıma dönmem kıvrılır sokulurum o mis kokuların yanına.. Birlikte geçebilecek hiçbir fırsatı kaçırmamaya çalışırım, onların da bir birey olduklarını unutmadan ama, kendi özgürlük çemberlerini daraltmadan, üstlerine çökmeden, bize bağımlı yapmadan, kazandıkları bu değerin özgüvenini yaşama keyfini onlardan çalmadan..
Korkuları da oldu bazen, yanlız yatmak istemedikleri de, canavarlar gelir endişesi de.. Korkularını, öfkelerini utanmadan saklamadan başka nedenler gösterip arkasına sığınmadan net bir şekilde ifade etmelerini istedik hep.. Hepsinin insani duygular olduğunu vurguladık.. Hepsinin bir çözümü olduğunu da.. Çözümleri ODALARINDA hep birlikte olarak bulduk, alıp yatağımıza götürüp odalarından kaçırarak değil.. Şimdi artık biliyoruz ki bizimle uyumak istiyorlarsa bu tamamen sarılıp uyumak için, korkular vs gibi başka nedenler için değil.. Bunu net bir şekilde hissettiriyorlar.. Biz de bu fırsatları hiç kaçırmıyoruz.. Bu konuda müthiş bir karşılıklı güven oluşturduk aramızda.. Bilirlerki hep yanlarındayız, bilirlerki herkes kendi yataklarında.. Normali bu, aksi akıllarına bile gelmez.. Hiçbir zaman katı kurallarla, onları yalnız bırakarak, ağlatarak bir uyku eğitimi vermedim, hep sevgiyle sabırla odalarında bekledim uyuyana kadar.. Gece gık dediklerinde yanlarında bittim, her kontrole kalktığımda usul usul hep yanlarında olduğumu fısıldadım.. Ertesi gün, gece kaç kere yanlarına gelip onları ne pozisyonlarda gördüğümü, neler söylediğimi anlattım hep kocaman kocaman dinleyen o gözlere bakarak.. Biz yanlarında uyumasakta hep yanlarında olduğumuzun mesajını verdik böylece.. ilgi zaten hep üzerlerinde olduğu için ilgi çekmek için hiçbir ekstra davranışa, yalana, mazarete hiç gerek duymadılar..
Bazı akşamlar değişik misafirleri olsa da genelde "uyku arkadaşı" ilan edilen oyuncaklarının da çok katkısı oldu odalarını, yataklarını bu kadar çok sevme konusunda.. Kendi özelleri oluştukça yalnız yatma isteği de artıyor.. Anne ve babadan daha keyifli uyku arkadaşlarının olabileceğini biliyorlar.. Daha da keyifli yanı o uyku arkadaşlarının tüm sorumluluğu onlarda, üstünü örtme, yastığın altına konan minik oyuncakların sabaha kadar kaybolmaması vs.. Bu sorumluluk duyguları onları hem daha keyifli hem de daha güçlü yapıyor.. Hep söylerim, herşeylerini siz yaparak kendi başlarına başarmanın yaşatacağı özgüven duygusunun keyfini onlardan çalmayın..
Maalesef ki günümüzde çoğu anne bunu yapıyor.. Çocuğunun yerine yapıyor, onun önünden giderek ortamı hazırlıyor, arkasından giderek dağıttıklarını topluyor, onun yerine konuşuyor, onun yerine karar veriyor..
Uyku konusu da böyle.. Önce anne değil, önce annenin ne istediği değil, önce annenin daha rahat olabilmesi değil, önce çocuk olmalı odak.. İlk zamanlar kurtuluş gibi gelen yatak odasına çocuğu alıştırmak uzun vadede her iki tarafı da mutsuz edeceği gerçeğini unutmamak.. Unutmayın elinizdeki hamurun dünyadan haberi yok, siz nasıl yoğurursanız öyle şekillenecek.. Son söz olarak:
"Onu sizin dünyanıza sokmayın, siz onun dünyasına girin.." Her anlamda ama..

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Nihayet Turkcell'i Hayatımdan Çıkardım..

20 yıla yakın zamandır Turkcell kullanırım.. Bir marka bu kadar uzun süreli müşterisine nasıl sürekli kazık atma telaşında olur aklım almıyor.. Yıllardır fahiş fiyata aldığım hizmeti bir kenara bırakıyorum, yeni gelecek müşteriye sağladığı avantajları bu kadar uzun süre para kazandığı müşterisini elinde tutmak için neden sağlamaz bir mantık kuramıyorum.. Yıllardır yaşadığım sıkıntıları geçiyorum ama son kazık atma girişimleri artık bardağı taşıran son damla oldu..
6 Gb internet paketli tarifeye 59.90 gibi bir fiyat ödüyordum.. telefonumdan interneti sadece birşeyler araştırıp okumak, maillerime bakmak ve bazende bloğa yazı yazmak için kullanırım..bildiğiniz üzere sosyal medyada hiç hesabım yok, dolayısıyla öyle video falan da izlemem.. Ama her ne hikmetse 4 GB ile başladığım yolculuğum, internet paketinin yetmemesi üzerine aldığım ek paketlerle devam etmeye başladı.. tekrar söylüyorum, video yok, birşey indirmek yok.. sonra müşteri hizmetleri aradı size paket yetmiyor, bir üst pakete geçirelim diye.. Düşürmek asla yok, hep daha fazla artsın cebinden çıkan para.. 6 gb lık tarifeye geçince aynı internet kullanımındaki bana ilk birkaç ay paket yeterken sonraki aylarda yine ek paketler almamı gerektirecek şekilde yetmemeye başladı.. tekrar söylüyorum, aynı kullanım, video yok, sosyal medya yok, sadece aç okuyla 10 gb a varan internet kullanımı.. birgün müşteri hizmetlerinden aldığım telefon tepemi iyice attırdı.. 1 yıllık taahhüt sürem bitmiş, 1 yıl daha kalma sözü verirsem 59,90 dan devam edecekmiş 6 gb lık paketim.. yoksa 69.90 olacakmış.. 20 yıllık bir müşteriye sunabileceğiniz tek seçenek bu mu dedim.. Bu bir dayatma ve bunu asla kabul etmiyorum dedim, bugün turkcelle geçiş yapan birine göre zaten fahiş fiyatta hizmet satın alırken, eski müşteri olduğum için daha imtiyazlı olmam gerekirken siz artık iyice işin suyunu çıkarmaya başladınız dedim..yeni müşteriyi çekmek kadar beni de elinde tutmak için avantajlar sunmalısın ki sende kalayım.. telefondaki hanımefendinin paket konusunda yapabileceği birşey yokmuş, müşteri hizmetlerini aramam gerekiyormuş, ama istersem 79,90 a 10 gblik internet paketli tarifeye geçişimi yapabilirmiş.. Bir tek buna yetkisi varmış!! Ha işte tam Turkcell i özetleyen yaklaşım.. cebinden daha fazla para çıkartacak her türlü yetkiye sahipler.. şaka olmalıydı bu.. telefonu kapatınca müşteri hizmetlerini aradım hemen, müşteri temsilcisine ulaşma gibi bir şansın olmayacak şekilde menüyü yapılandırmışlar.. asla ulaşamıyorsun.. internet üzerinden canlı konuşma yapayım dedim, alelacele yazmaya çalıştığım temsilci zaman doldu, yeni oturum açın diyerek beni dışarı attı..
Bam telime dokunmuşlardı artık..
Söylenecek hiçbir kelime bırakmamışlardı..
Bir dakika bile Turkcell çatısı altında yer almak istemiyordum artık..
Hemen o gün Turk Telekom a geçtim, 3-4 gün içinde taşındı numaram.. 10 GB lık internet paketine 39.90 ödüyorum.. Turkcellde her ne hikmet yetmeyen internet kotamda her ay fazla fazla kalıyor, üstelik geçtiğimiz ay yüklüce video indirmiş olmama rağmen.. Turkcelldeki "kotayı tamamlat, üzerine paket alsın, ara üst pakete geçirt, cebinden daha çok para çıkmasını sağla" tezgahının ayrımı net bir şekilde görebiliyorum artık..
Zaten şu durum da iki tarafın zihniyetini gözler önüne seriyor:
Öyle bir tarihte geçiş yaptım ki turkcellde fatura kesimden hat taşınana kadar 15 günlük kullanım yapmış, Turk telekomda da hat taşındıktan sonra fatura kesime 15 gün vardı, Turkcell 15 günlük kullanım için 69.90 tl fatura çıkartırken(paketim 59.90 dı), Turk Telekom kullandığım miktarı paket miktarıyla oranlayıp 10 tl gibi bir fatura çıkarmıştı.. daha ne söylenebilirki..
Diğer taraftan ek internet paketleri de kıyaslanmayacak şekilde avantajlı.. hiç ihtiyacım olmayacak o da ayrı bir konu.. Bir de tarife takibi, kullanım miktarları, aylık gelen ücreti müthiş bir şeffaflıkla sorgulayabiliyorsun, telefon uygulaması gerçekten çok iyi tasarlanmış.. Faturada hiç sürprizleri yok Turkcelldeki gibi..
Turkcell yıllarca çekim gücü dayatmasıyla bizi tuttu elinde, tekel olduğuna inandırdı.. Hiçte öyle değilmiş, aylardır her yerde kullanıyorum Turk Telekomu hiçbir fark yok.. Tek pişmanlığım keşke çok daha önce geçseydim.. Boşuboşuna sinir katsayımı arttırmamış, onlara ulaşıp derdimi anlatmak için bu kadar mesai harcamamış olurdum.. ki onların bana mesai harcamaları gerekirken..
Giden zamanın ve yaşanan stresin vücutta bıraktığı izlerin telafisi yok.. Giden paraya hiçbir zaman üzülmedim, başımın gözümün sadakası olsun der geçerim, ama kayıp zamana ve strese gerçekten acıyorum..

13 Temmuz 2017 Perşembe

Umutsuz..

Maalesef toplum olarak müthiş bir yozlaşmanın ortasında kayboluyoruz.. En alt tabakadan en üst tabakaya kadar bu böyle maalesef.. Hep biraz daha önde olduğunu gösterebilmek için birbirini ezme telaşı, sadece çevreye göstermek için yapılan şeyler, trafiğinden tutta alışverişine kadar hep bir bencillik durumu, ben öne geçeyim de gerideki ne olursa olsun umursamazlığı, vicdanını rahatlatacak bir neden bulup arkasına sığınıp çocukları için bile kolaycılığa kaçma durumları.. "İyi söylüyorsun ama benim şu engelim olduğu için onu yapamam" cümleleri.. En küçüğünden en büyüğüne kadar maddi değerlere sahip olmanın manevi değerlere sahip olmaktan çok daha önemli olduğunun benimsetilmişliği.. Yaşam alanından yol hakkına kadar sürekli bir gasp etme telaşı..
Tutunacak bir Umut arıyorum çocuklarım için.. Paylaşmanın, saygılı olmanın, başkasını rahatsız etmeden birşey yapmanın, kurallara uymanın, öfkesini kontrol etmesinin, sevgiyle yaklaşmanın, vicdanlı olmanın önemini anlatıyorum hep.. Ama örneklendiremiyorum.. Toplum içinde her yer alışlarında doğru diye adlandırdığımız herşeyi ihlal eden, bunu pişkinlikle yapan birsürü insanla karşılaşıyorlar.. biz sıramızda beklerken, çocukları dahi ezip geçmeye çalışan yetişkinleri açıklamakta zorlanıyorum mesela.. yere tükürenlere hayretle bakıyorlar.. annesinin hiç tepki vermediği kaydırağa tersten çıkıp kaymaya çalışan çocuğun yarattığı tehlikeli durumları, kaymak için sıralarında beklerken şaşkınlıkla izliyorlar ve hemen bana dönüyorlar "anne bak yanlış yapıyor" diye, çoğu zaman uyarıyorlar, aldıkları yanıt "sana ne" oluyor, hala iyi niyetle devam ediyor bizimkiler, "ama öyle düşebilirsin, çok tehlikeli", aldıkları yanıt yine içler acısı "ben hep böyle yapıyorum bişey olmuyor".. annesi yanda gülüyor, "bizimkinin önünü alamıyoruz bir türlü".. Buldukları arada kayabilirlerse ne ala.. İzliyorum onları, kendi çözümlerini nasıl yaratacaklar diye.. Bir şekilde keyfini çıkarmanın bir yolunu buluyorlar, başka oyuncağa geçiyorlar vs..Ama onlara herşeyin başka bir çözüm yolu vardır felsefesini öğretirken içimden geçen cümlenin bambaşka olduğunu bilmiyorlar.. "Çözümü yok"!!!..
Sana sormadan kapının önündeki ağacı kesen komşunun çözümü yok, sabaha kadar son ses müzikle bağıra bağıra şarkı söyleyen bir diğer komşunun da.. Kendi çocuğunun üstünlüğünü vurgulamak için sizin çocuğunuzun eksiğini arayan arkadaşının annesinin de çözümü yok, yaptığı yanlışı söylediğinde sorgulamak yerine gereksiz bir özgüvenle savunan milyonlarca kişinin de çözümü yok.. Minibüste küçük bir çocukla güç bela kapının önünde tutunup giderken kapı açık giden şoförün de çözümü yok.. "Anne kapı neden açık, ya düşersek" diye soran 4 yaşındaki çocuğumun sorularına cevap vermekte zorlandığım anların da.. Dahası şoföre bunu kendisi sorduğunda aldığı "çok sıcak çünkü" yanıtı sözün bittiği yer aslında..
Ağlayarak yada öfkelenerek değil bunları kontrol ederek ve sadece konuşarak iletişim kurulabileceklerini öğretirken, iletişim kurulamayacak insanlarla çevrelendiğimizi söyleyemiyorum onlara..
Tutunacak dal arıyorum onlar için.. Ben aradıkça yozlaşmışlığın daha bir çıta atlamış haliyle karşılaşıyorum her seferinde..
Onlara baktıkça umut dolan içim, dışarıya baktıkça tüm umutlarını yitiriyor insanlığa dair.. "Hayat acımasız" diyerek kendimi avutmak istiyorum bazen, "aslında hayat acımasız değil onu acımasız yapan bizleriz" gerçeğini hatırlayıveriyorum hemen..
Yeteneklerini ön plana çıkarıp överek özgüvenini pekiştirecek bir kurum da henüz göremedim, kendi kalıplarına uydurma telaşı hakim her yerde.. "Biz bu işi böyle yaparız, en iyi de biz yaparız" kafasının içinin ne kadar boş olduğuna şahit oluyorum her seferinde.. o kafanın içi kaç kelle gelmiş, kaç para ediyor ile dolu özünde.. Gerisi içi boş janjanlı pazarlama cümleleri.. Çocuğunuza şunu katıyoruz, bunu katıyoruz standartlaştırmasının altında çocuktan neler götürüyor, varolan değerleri yetenekleri belki de köreliyor, bunu çocuğunu çok iyi gözlemleyebilen anne baba görebiliyor sadece..
Kendi küçük dünyamızda dünyanın en mutlu insanlarıyken insanlar içimize girdikçe egolar, hırslar, kıyaslamalar, yozlaşmalar başlıyor.. Buna alışmaları demek bunların kafalarında normalleşmesi sonrasında da yavaş yavaş onlara benzemeleri demek..
Kafamda deli fikirlerle başbaşa kalıyorum her seferinde..
İnsanlığın sonu hayrolsun diyorum..

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Bahçe..

Ekim dikim işlerinin başladığı zamandan bu yana günlük rutinlerimizden biri de bahçe işleri.. iki ufaklığın kazmadan ekmeye kadar boylarına göre sorumlulukları var.. Beni bilenler bilir, evin her türlü işi bıdıklarla birlikte yapılır, onların yapamayacağı türden ev işleri de onlar uyuyunca.. Kariyere ara verdim vereli tek bir dakikalarını kaçırmama telaşındayım, onlar birşeyle ilgilensin bende şu işi yapayım kafası ben de olmadı olamaz da.. Bir iş varsa yapılacak ya hep birlikte yapılır, ya da onlar uyuyunca.. Bahçede de bu böyle oldu.. Hele şimdi bir de emek verdikleri bitkilerin onlara sebze meyve verdiğini gördükçe deymeyin keyiflerine..
Yaklaşık 150 metrekare alan ekimi yaptık bu yıl..


İlk tecrübemdi.. Tohumların hepsini itina ile ata tohum buldum.. Sıfır ilaç kullandım..
Dolayısıyla diktiklerimizden payını almak için bekleyen bir sürü canlıyla ve otlarla mücadele etmek durumunda kaldık..
Ayrık otlarıyla başladı macera.. Ayrık otu öyle ot ki toprağın altı paris metro hattı gibi.. başını koparman hiçbir işe yaramıyor.. Belleyerek toprağın altındaki tüm kollarını çıkarıp topraktan uzaklaştırman lazım.. Toprakta kalan tek bir sap aynı metro ağını anında kuruyor.. ilk başarı ayrık otlarından kurtulmuştuk.. Sonrasında da düzenli çapalamayla kontrol altında tuttuk..
Sonrasında minik çiftçilerin her sabah önüne sıralandığı çileklerde, önceki günden kızarsın diye bıraktığımız yeşil çileklerin yerinde olmaması ve hınzır hınzır tepemizde dolaşan kargalardaydı mücadele sırası..
Uzun araştırmalar sonunda çileklerin üzerine gerdiğimiz misinalar onları engellemeye yetmişti.. uzaktan izler oldular, biz de çilekleri toplar olduk:)
Sonrasında danaburnu süreci.. Danaburnu taze fide kökü ve yumrularıyla beslenen bir canlı.. ilerleyen zamanlarda ise toprak altındaki patates, fıstık gibi ürünlere zarar veriyor..bir heves ekilen fidelerin ertesi gün yan yattığını görmek gerçekten ifade edilemez bir his.. Bu canlı için kıştan önlem almak gerekiyormuş oysaki, bahçenin belli bölümlerinde açılan çukurlara kışın başında danaburnunun çok sevdiği taze hayvan gübresi atıp kapatmak onları kış boyunca buraya topluyor, baharda da çukuru açıp temizleyince kurtulmuş oluyorsun.. biz uygulama için geç kalmıştık.. şimdilik içeriği zararsız bulaşık deterjanını suyla karıştırıp toprağa sıktık ve ardından toprak altındaki açtığı tüneller olan galerileri bozulsun diye bol bol göllenmeli sulama yaptık.. Bir nevi önünü aldık..
Son olarak fasülye, salatalık ve kavunları da yaprak bitleri ele geçirmişti.. Bunda da çareyi bulaşık deterjanı ve zeytinyağı karıştırılmış suyu üzerlerine püskürterek bulduk.. yaprak bitleri trake solunumu yaptığından üzeri yağla kaplanması gerekiyor.. neredeyse gitti dediğimiz fasülyelerin tekrar çiçek açtığını görmek acayip bişey..
Bir mahsülü elde etmek hiç kolay değil, hele hele doğal yollardan..
Hep aynı yaklaşım, yıllardır bu işi yapan insanlara ne yapabilirim diye sorduğumda söyledikleri tek şeyin ilaç ismi olması gerçekten çok acı.. Daha da acısı "nolcak ya, at sen onu, başka türlü kurtulamazsın,hem onun bitkiye bi zararı yok" cahilliği.. İlaçlı 10 kilo domatesim olacağına doğal 1 kilo domatesim olsun kafasında oldum hep..
Demekki neymiş ilaçsız da olabiliyormuş..
Bunlar da ilk mahsüllerimiz:

Patates:


Fıstık:

Nohut:

Domates:

Salatalık:

Kavun:

Fasülye:

Biber:


Bunlar da birkaç gün diktiğimiz 2. parti fasülyeler:

Çiçek açan karpuzlar:

22 Haziran 2017 Perşembe

Çocuğunuza Güneş Kremi Alırken Dikkat Edilecekler..

Bugünlerde bu soru oldukça fazla gelmeye başladı malum güneş sezonunu açtık, daha önce de birkaç yazının içinde paylaşmıştım ama istekleri kırmamak adına tekrar derleyici bir yazı yazmam farz oldu:)
Fazla uzatmadan özet geçeceğim..
Öncelikle herhangi bir kozmetik ürün alırken içeriğinde olmaması gereken kimyasalları yazayım elinizin altında şurada derli toplu dursun:

Oxybenzone, 4-MBC (4-methy-benzylidene camphor), 3-BP (benzophenone), OCM (Octylmethoxycinnamate), Ethylhexylmethoxycinnamate, HMS- Homosalate, Octyldimethyl-PABA, Retinil palmitat –retinol, Titanyum dioksit, carmin, sodium benzoate, benzyl alcohol, benzyl benzoate, mineral oil (PARAFFIN, PARAFFINUM LIQUIDUM, PETROLEUM, PROLATUM OIL, WHITE MINERAL OIL), polisorbate, paraben (Nipagin, Nipazol diye de geçer), sodyum hidroksit, formaldehit, PEG, EDTA, Methylisothiazolinone, diemethicone, sulfate, DMDM hydantoin, talc, DEA (DIETHANOLAMINE), MEA (MONOETHANOLAMIDE), TEA (TRIETHANOLAMINE), BHA (BUTYLATED HYDROXYANISOLE) ve BHT (BUTYLATED HYDROXYTOLUENE), DMDM HYDANTOIN, DIAZOLIDINYL UREA, IMIDAZOLIDINYL UREA, METHENAMINE, veya QUARTERNIUM-15, PETROLATUM, SLES (SODIUM LAURETH SULFATE) ve SLS (SODIUM LAURYL SULFATE), TRICLOSAN, OXYBENZONE, RETINYL PALMITATE, AVOBENZONE, BENZOPHENONE-3, BUTYL METHOXYDIBENZOYLMETHANE, CINOXATE, DIOXYBENZONE, HOMOSALATE, MENTHYL ANTHRANILATEPADIMATE O, PARA AMINO BENZOIC ACID, PHENYLBENZIMIDAZOLE, SULISOBENZONE, ALUMINIUM, KURŞUN, CIVA, KADMİYUM, ARSENİK, NİKEL, Coumarine, Carbomer, Toluen, Isopropyl Palmitate, Myristyl Myristate..

Bunun yanında akneye meyilli ciltlerde gözenek tıkayıcı özelliğinden dolayı aşağıdaki kimyasallara dikkat etmek gerekiyor:
SİLİKON, LANOLİN, GLİSERİN, CETEARYL ALKOL, CETYL ALKOL

Görüldüğü gibi liste epey kabarık.. Güneş kremi söz konusu olduğunda piyasada özellikle titanyum dioksitsiz ürün bulmak neredeyse imkansız..

Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi, bu koşullar altında benim tek tercih edebileceğim ürün Badger güneş kremi.. içerik tertemiz.. Başta baby ve kids serisinden sonra şimdi kokusuz olanı kullanıyoruz biz ailecek..40 dakika kadar ciltte kalma iddiaları var ama benim gözlemim çok daha fazla olduğu yönünde, bazen neredeyse tek sürüşle tüm günü geçirdiğimiz oluyor suya girip çıkılsa bile.. kalıcılığı net farkediliyor.. o nedenle ürün pahalı gibi gözükse de çok uzun süre kullanılabiliyor..

Migros kasalarındaki gizli kazık..

http://biliyomuydun.com/119853

Bu yazıyı okuyun nolur..

Bilenler bilir, rutin ev ihtiyaçlarım için market alışverişi yapmam.. Herşeyi aldığım yer bellidir, doğalı neredeyse oradan alırım.. Arada köpeğimizin ihtiyaçları için ya da misafirliğe giderken biriki bişey almak için girdiğim migrosta istinasız her seferinde reyon fiyatıyla kasa fiyatının hep farklı olduğuna şahit oldum, bunu blogta da dile getirip uyarmaya çalışmıştım hatırlarsanız.. En son dün köpeğim için aldığım kemik reyonda 10.5 tl iken kasada yine 14.5 oluvermişti.. Hemde reyonda 14.5 tllik herhangi bir üründe bulunmazken.. yani karışıklık olma ihtimali sıfır.. ürün indirimli bir ürün de değildi ki indirimi düşmemiş diyebilelim..
Her seferinde aynı şeyi yaşadıkça insan sistemsel hataya inanmak istemiyor, bu artık başka bir yere doğru gidiyor..
Uygulama hep aynı, özür dileyerek aradaki farkı iade ediyorlar, ama bunun için zaman harcamanız gerekiyor ve bu zamanın parayla karşılanabilecek bir telafisi yok.. Onların hatası yüzünden siz koşturmak zorunda kalıyorsunuz, bu zamansızlıkta.. Hızlı hızlı birkaç şey almak için girdiğim markette her seferinde aynı şeyi yaşadım ben.. Kasada farkedebiliyorsanız ne ala, araba dolusu alışveriş yapıp çıkan biri için bu pek mümkün gözükmüyor, istedikleri de tam olarak bu.. Dolayısıyla da geçmiş olsun demekten başka bir seçenek kalmıyor, haksız yoldan elde edilen bir kazanç kapısı oluşturulmuş..
Bas bas bağırdığım bu konunun nihayet birileri daha farkına varmış ve haber yapmış.. Lütfen okuyun.. Ve lütfen fişinizi kontrol edip öyle çıkın migroslardan..

18 Haziran 2017 Pazar

Süper Gıdalar..

Süper gıda kavramı çok popüler olmaya başladı günümüzde..
Benim de mutfağımda çocuklarımın bünyelerini hep güçlü tutmak için kullandığım süper gıdalarım var.. Neler mi??
Kefir, taze ev yapımı yoğurt, mevsim meyvelerinden taze sıkılmış posalı meyve suyu, ceviz, bal, bitki çayı bunlar hergün istinasız menülerinde zaten..
Bunların yanında:
1- Kayısı Çekirdeği İçi: Her kahvaltıda cevizin yanında 1-2 tane veriyorum, müthiş bir antioksidan..
2-Zerdeçal: Yemeklerini yaparken mutlaka biraz ekliyorum, etkileri tartışılmaz..
3- Çörek otu yağı: Birkaç günde bir meyve sularına birer damla damlatıyorum..
4- Hindistan Cevizi Yağı: Kek, puding, kurabiye gibi keyif atıştırmalıklarını bundan yapıyorum..
5- Kinoa: Ununu kullanıyorum ben, çorba terbiyesinden tutunda keke kadar hepsinin içine bir miktar koyuyorum..
6- Chia: Çocuklar için hazırladığım herşeyin içine atıyorum biraz.. Özellikle kurabiyeye çok yakışıyor..
7- Keçiboynuzu tozu: Keklere, kurabiyelere ekliyorum biraz..
8- Dut, Kızılcık, Yanan Mersini, Böğürtlen, kiraz, vişne, erik, üzüm: Mevsiminde dondurup sonrasında bol bol komposto yapıyorum öğlen öğünleri için..
9- Nar ve Portakal: Olmazsa olmazımız.. Mevsimine göre taze sıkılmış meyve sularımızın demirbaşları..
10- Yulaf ve Keten Tohumu: Yaptığım ekmeklere ekliyorum genelde..
11- Sarmısak: Her yemeklerine koyuyorum istisnasız..
12-Zeytinyağı: Herşeyleri bununla yapılıyor.. Vazgeçilmezimiz..
13- Brokoli ve Balkabağı: Mevsiminde dondurup koyuyorum, çorbalarına bir parça ilave ediyorum mutlaka..
14- Kuru Baklagiller: Haftada bir kez mutlaka bir kuru baklagil yemeği yapıyorum..

Bunlar benim mutfağımda çocuklarım için olmazsa olmazlarım.. Doğal olmaları şart.. Doğal değilse süper de değildir zaten,net.. Yazdığım her bir gıdanın doğalı neredeyse araştırıp bulup öyle satın alıyorum, marketten asla almıyorum..
Çocuklarıma doğal yollarla verdiklerimin karşılığını kat be kat fazlasıyla aldım hep.. Öyle güçlü bünyeleri var ki herkes hastalıktan yıkılırken onlar kolay kolay hasta olmazlar, nadiren oldukları zaman da hiç devrilmeden kısa sürede atlatırlar ilaç kullanmadan..
Aşıların yan etkileri konusu da tartışmalıdır yıllardır.. Alerjiler vs.. Güçlü bir beslenmeyle aşıların yan etkileri de atlatılabilmektedir..
Doğru antioksidanlarla vücut aldığı toksinleri daha kolayca temizleyebilmektedir..




17 Haziran 2017 Cumartesi

Çocuklarda İlkyardım Eğitimi

Daha önce mutlaka bir ilkyardım çantasının olması gerektiğini ve içeriğinde olması gerekenleri, benim kullandığım malzemeleri yazmıştım.. Bu haftaki aktivitelerimizden birinde ilkyardım temasını ele aldık.. öyle ya her an her türlü şey yaşanabilir, yanlarındaki yetişkinin de başına birşey gelebilir.. Basit bir ilkyardımı nasıl yapacaklarını biliyor olmak bazen telafisi mümkün olmayan durumları engelleyebilir.. Diğer taraftan ilkyardım bilincini anlamış çocuk size ilk müdahale esnasında da yardımcı olur, zorluk çıkarmaz, o anda yapılan şeyin öneminin farkındadır çünkü.. Acil durumlar için ilk ulaşılması gereken kişinin yani babamızın numarası oyun odamızdaki duvarımızda kocaman yazılı uzun zamandır.. Hergün bir kere telefonu elimize alıp duvarda yazan numaraları çevirerek babamızı aramak günlük aktivitelerimizden biri.. Böylece acil durumlar için de hazırlık yapmış oluyoruz, biliyorlarki evde acil bir durum olduğunda baba aranacak.. Bu hafta da ilkyardım çantamızı inceledik detaylıca.. bazılarına zaten aşinaydılar, ilk yardım esnasında onların da yardımlarını isteyip olaya dahil olmalarını sağladığımız için belki ..
İki küçük kazazede oldular önce.. Kollarına kırmızı board marker ile biraz kan yaptık.. kanın yanına da küçük küçük mikroplar çizdik.. önce pamuğa döktükleri baticon ile birbirilerinin yaralarını mikroplardan temizlediler, mikropların baticon ile çıktığını görünce çok etkilendiler, sürdükleri şey mikropları yok etmişti.. sonra
birbirilerine yarayı iyileştiren kremden sürüp, bandaj yapıp kapattılar.. sıra uyku arkadaşları olan ayılarındaydı.. ayılarının bacaklarına da aynı işlemi yapıp ilkyardım çantamızdaki diğer malzemeler üzerine konuştuk epeyce.. Herbirinin ne işe yaradığına, ne zaman kullanılması gerektiğine.. ilkyardım eğitimimiz bittiğinde daha bir bilinçliydiler, artık ilk müdahalelerde benden hevesli iki küçük asistanım daha var..

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Sağlıklı Tost Makinesi Tavsiye..

Uzun süredir sağlıklı tost makinesi arayışındaydım..
O kadar çok ürünü inceledim ki..
Genel izlenimim alüminyum gövde döküm üzerine yapılan seramik, granit ve teflon kaplama.. Teflona alternatif olarak piyasaya sürülen seramik ve granit ürünlerin sağlıklı olduğunu düşünmediğimden ve altındaki alüminyum gövdenin herhangi bir çizik durumunda zararlı olduğunu bildiğimden hep başka bir alternatif arayışındaydım.. Daha doğrusu demir döküm bir ürün arayışındaydım..
Derken demir döküm gövde olarak piyasaya sürülen Dökümix markası aklıma yattı.. Üzerinde ekstra yapışmaz bir kimyasal kaplama bulunmuyor..
Demir döküm tava ve tencereler gibi yağlayarak kullanıyorsunuz hep..
Birkaç yerde okuduğum yorumlar gözümü korkutmuştu başta, ilk geldiğinde bir bez ve yağ ile üretim esnasında oluşan toz ve kirden arındırmak gerekiyor plakaları diye.. ürün geldiğinde yaptığım bu işlemin adı temizlik değil yağlama oldu sadece.. herhangi bir kir çıkmadı.. Sadece dikkat etmek gereken şey pürüzsüz bir kaplaması olmadığı için yani porozlu yapıda olduğundan tüy bırakan bir bezle yağlama yaparsanız bezin tüyleri takılıp kalabiliyor.. İlk kullanımda sonuç beklentilerin çok çok üzerindeydi.. Çocukluğumda yediğim o büfe tostlarının lezzeti vardı yaptığımız ilk tostlarda.. sağlık desen sağlık, lezzet desen lezzet, fiyat desen piyasadaki çok ürüne göre uygun.. tavsiye edilmez de ne yapılır.. ben inoxun temizlik zorluğundan dolayı siyah rengini aldım n11 den 158 tlye..
minik gurmelerim artık rahatlıkla tost yiyebilir.. bizim için de keyif oldu tekrar tost yemek..










26 Mayıs 2017 Cuma

Geldim..

Uzun süredir ne yazabildim, ne de yorumlara dönebildim.. Ardarda yaşanan olaylar üzerine bazen içinden hiç yazmak gelmeme isteği, düşünceler, alınması gereken önemli kararların araştırmaları, hali hazırda devam eden koşturmacaların daha da ivmelenmesi, gelenler kalanlar gidenler, saniyesini kaçırmadan sürekli takip etmem gereken kocaman bir çark, bahçe ekim dikim işlerinin yoğunluğu, kafada milyon tane projenin olgunlaşma fizibiliteleri süreçlerine bir de çocuklarımdan çalmadan devam etme felsefem eklenince, bloğa yetecek bir ben kalmadı maalesef bir süredir..
Çok fazla soru gelmiş, sırayla hepsine dönmeye çalışacağım..

6 Nisan 2017 Perşembe

Eğitim Sistemi Üzerine 3 Müthiş Film..

Çocukların uyuduğu her zaman dilimi potansiyel film izleme fırsatımızdır bizim..
Bugüne kadar etkilendiğim çok sayıda film olmuştur.. Vakit kaybı dediğim film de çoktur.. Ama her film bazen yönetmeniyle, bazen bir sahnesiyle, bazen müziğiyle, bazen oyuncusuyla mutlaka bir iz bırakmıştır bende.. Oyunculuğunu izlemekten keyif aldığım, bakış açısını izlemeye bayıldığım yönetmenler yok değil..
Ama bunlar içinde Aamir Khan çok ayrı yerdedir bende.. Hollywood'un ticari yapaylığına inat Bollywood'un gösterişsiz doğallığının temsili..
Başlamadan bir de şunu paylaşmak istiyorum.. Yıllardır her sezon birden fazla yabancı takip eden biri olarak, son dönemde şiddet ve cinsellik ana temalı olmayan bir dizi bulamıyorum desem yeridir.. iyi kurgular, iyi senaryolar yok.. Birileri bunlara şiddet ve cinsellik tutar demiş, abarttıkça abartılıyor durum.. Zaten diziseverler için çok fazla seçenek yokken, arayış içindeki seyircinin tercih etmek zorunda kaldığı diziler, rekor kırıyor diye pazarlanarak türevlerini doğuruyor.. Bu bir dayatma bana göre, seçim şansı verilmeyen, trendin bu olduğuna ve en iyisinin bu olduğuna inandırılmış bir seyirci kitlesi oluşturma çabası.. Hollywood'un insan içinde gizli kalmış bu duyguları gözler önüne serip seyirci kitlesi yaratma kaygısını ve böyle bir trend oluşturmasını bir sinemasever olarak doğru bulmuyorum..
Gelelim eğitim sistemine benim bakış açımla bakarak, sorgulanması gereken noktaları gözler önüne seren film tavsiyelerime:
1. Yerdeki Yıldızlar : Bir Aamir Khan filmi.. Eğitim sisteminin dayatmalarına ailesi tarafından teslim edilmiş ve kaybedilmiş bir çocuk ile ona özel olduğunu anlatmaya çalışan öğretmenin çocuğu geri kazanma çabası.. Mutlaka izlenmeli..


2. Captain Fantastic: 6 çocuğunu toplumun dayatmalarından uzakta okulsuz eğiterek büyüten bir çiftin hikayesi..


3. 3 idiots: Yine Aamir Khan.. Eğitim sistemi bu kadar güzel sorgulanabilirdi..

Çocuklar gerçekten çok özeller.. Onlar söz konusu olduğunda hep farklı düşünürüm, yaklaşımların hep farklı olması gerektiğini savunurum..benim gibi düşünen birine daha rastlamadım maalesef bugüne kadar.. Konuştuğumda hep onay cümleleri duyarım da, kendiliğinden bu cümleleri söyleyenine ya da uygulayanına şahit olmadım daha.. o nedenle bu filmler özel benim için, kendimden o kadar çok cümle duydum ki bu filmlerde.. Bugüne kadar hep savunduğum, hep anlatmaya çalıştığım..
İzleyin mutlaka..

3 Nisan 2017 Pazartesi

Ek Gıdaya Nasıl Başladık..

Bu soru sıkça gelir oldu.. Şunu sakın aklınızdan çıkarmayın, ek gıda adı üzerinde ek öğünlerdir, ana öğün anne sütüdür.. Daha detaylı tüyolar için ek gıdaya geçiş 1/2/3 yazılarımı okuyabilirsiniz..
İstenildiği gibi, ek gıdaya nasıl bir geçiş yaptığımı adım adım yazıyorum:

6. AY SONRASI

•Uyanınca emzirme

• Saat 10:00 gibi meyve püresi 60-90 ml
- elma
- armut
- havuç (mevsimine göre şeftali, erik, kayısı)
den biri cam rendeden geçirip 3 gün kuralına göre verdim, yani sadece birini verip 3 gün ona devam ettim, döküntü, gaz, kusma, kaka durumuna dikkat ederek.. 3er gün sonunda hiçbir meyve alerjik durum yaratmadıysa meyve menüsü oluşmuş demektir..
Su niyetine ek gıda sonrası emzirme

•Aralarda Anne sütü

•Saat 15:00 gibi sebze çorbası
-patates
-kabak
-havuç
-enginar
2 hafta sonra pirinç/irmik/bulgur ilavesi
3 hafta sonra pazı/taze fasülye/brokoli/balkabağı/semizotu/bezelye/kereviz/yer elması ilavesi
4 hafta sonra yağsız kıyma ilavesi günlük 30 gram kadar
(Bakla/Ispanak/Patlıcan/Domates/bamya yasak,lahana/pırasa/karnabahar/kuru baklagiller gaz sıkıntısı nedeniyle uzak durulmalı ilk etapta)
Su niyetine ek gıda sonrası emzirme

•Akşam anne sütüne devam

İlk etapta su ve yoğurtta ekleniyor menüye ama anne sütü performansımız çok iyi olduğu için iki çocuğumda da yoğurt ve suya 1 ay geç başladım..

YAKLAŞIK 1 AY SONRA:
Gün içinde ufak ufak su vermeye başlama

•Uyanınca Anne Sütü

•Kahvaltı (10:00 gibi)
Beyaz peynir
Üzüm pekmezi (1 çay kaşığı)
Katı pişmiş Yumurta Sarısı:
-ilk hafta 1/8 i hergün
-2 ve 3. hafta 1/4 ü hergün
-4. hafta 1/2si her gün
-Sonrasında sarının tamamı (yumurta akı bir yaşından sonra)
Kahvaltı sonrası emzirme..

Kahvaltıya zamanla salatalık, anne yapımı bebek bisküvisi (çayla ıslatılmış), bitki çayı(rezene,papatya,ıhlamur vs), şekersiz marmelat, kuru meyve püresi, doğal zeytin, ev ekmeği ilave edilebilir..

•12:00 gibi yoğurt ya da kefir
Emzirme

•15:00 gibi sebze çorbası
Emzirme

•18:00 gibi meyve püresi
Emzirme

•Akşam anne sütüne devam

Gitgide bu sistem bizde dengeli bir günlük menüye dönüştü:
•kahvaltı
•yoğurt+ sebze yemeğinden oluşan öğle yemeği
•meyve püresi+et yemeğinden oluşan akşam yemeği

Ceviz, badem, balık 8. Aydan sonra..

İnek sütü, bal, yumurta akı, domates 1 yaşından sonra..

31 Mart 2017 Cuma

Yolun Yarısı..

Şaka maka 35'ime girdim geçtiğimiz günlerde, sürpriz bir partiyle.. insan hep hissettiği yaştaymış ya, içimdeki çocuğun yaşıma dair bir fikri yok hala:)
Neler sığmadı ki bu 34 yıla.. Mutluluklar, mutsuzluklar, hayal kırıklıkları, hayatıma girdiği için şükrettiklerim, bazen yüreğim acıyarak bazen de arkama bile bakmadan hayatımdan çıkardıklarım.. kısacası herşeyin doğalını aradığım, doğalını yaşamaya çalıştığım, doğal gelmeyen herşeye de mesafemi koruduğum koca bir 34 yıl..

Çok erken yaşta idrak ettiğim çok değerli tecrübelerim oldu, bunları hayat felsefem yaptım, başucumdan hiç ayırmadım.. Bunları çok erken yaşta farkettiğim için de hep şanslı saydım kendimi, hep şükrettim.. Her geçen yılda da doğruluğunu perçinledim.. Sıralayacak olursam;
• İş amaç değil araçtır.. Araçtan amaca dönmeye başlamışsa dur demek lazım..
• Ailen herşey gittikten sonra geriye kalan tek şeyin olacaktır.. Birşeyler için ailenden çalıyorsan durup düşünmek lazım.. Bu işin olabilir, arkadaşların olabilir.. Hiçbirşeyin ailenle geçecek vakitten çalmasına izin verme.. Kim ne derse desin..
• Hayatında ne kadar az insan o kadar çok mutluluk..
• Teknoloji teslim olmak için değil, gerektiğinde nimetlerinden faydalanmak için var..
• Çocukluk bir insan hayatındaki en önemli dönem, gideceği okula kafa yorulduğundan çok daha fazlasının onların çocukluklarını en iyi, en mutlu şekilde geçirmeleri için yapılması gerekiyor.. onları bizim hayatımıza değil, bizi onların hayatına adapte etmek gerekiyor..
• Hayallerinin peşinden koş ve aralarda hayatın sana gönderdiği işaretleri görmezden gelme, dikkate al..
Kim ne derse desin, ne kadar eleştirirse eleştirsin, alman gereken risk büyükte olsa ne istediğini bil ve git.. Kimseler senin gibi yapmıyor olabilir, bu senin değil onların eksikliği.. Kararını açıkladığında seni eleştirenler sen gidince etrafına gururlana gururlana seni anlatacaklar emin ol, başaramazsan bile önemli değil, "en azından denedim" diyebilmenin vicdani hafifliğini yaşayacaksın bir ömür boyu, yapamadım demenin ağırlığındansa..
Bu bir insan da olabilir, o duyguyu ilk kez hissettirdiyse sana, yüreğin değdiğine inanıyorsa git peşinden, kapıyı kapatsa bacadan gir.. Sürekli mazeretler koyuyorsan önüne gerçekten istemiyorsun demektir.. İstediğinde alırsın çünkü, bunu defalarca yaşadım ben..
Bir defa aşık olduğum adam hayatıma böyle girdi.. Onu tanımak için ona hiç şans vermediğim halde o bütün yolları denedi.. iyi ki de denemiş.. Ve sonunda onu tanıma fırsatım olduğunda gerçekten ilk kez aşık olmuştum bir adama.. İyi ki hayallerinin peşinden gitmiş diye şükrederim hala..
Ya çocuklarım.. Hayatıma giren iki meleğe kadar son sürat hızda devam eden hayatım birden durmuştu sanki ilk doğumumda.. Etrafımdaki sesler, gürültüler, koşturmacalar birden kaybolarak bir uğultuya dönüştü sanki, bir anda sessiz, slow motion bir boyuta geçtim.. İçimde yıllardır dışarı çıkmayı bekleyen bir annenin varlığına şahit oldum önce.. Bir de çocuk varmış meğer içerde, çocuklarımla birlikte büyümek için can atan.. Aslında yıllardır beklediğim istediğim şeymiş bu.. Egolardan maskelerden uzak bir canlının varlığına şahit olabilmek.. Tam da aradığım.. Sonrası tazelenme mi dersiniz meditasyon mu yeniden doğma mı.. Ne derseniz deyin.. Kendimi daha da bulduğum bir milat.. Gitgide insanlardan daha da uzaklaşarak bu iki melekle yarattığım saf bir dünya.. Yalan yok, maske yok, hayalkırıklığı yok, ego yok.. Sadece biz varız.. Toplumun dayatmalarından, dış dünyanın kirliliklerinden uzak büyüyen sadece güzelliklerle şekillenen, güçlenen, bir çocuktan ziyade birer birey olan iki küçük beden, iki kocaman yürek, iki mutlu kardeş.. Bir insanın böyle güzel şekillendiğini gördükçe daha bir bu kadar doğurmak isteği..
Şunu anladım ki hayatına giren insan sayısı arttıkça mutsuzlukta artıyor.. Az insan çok mutluluk demem ondan..
Düşününce baştan beri hep farklıydım aslında.. Birşeyi göstermelik yapma telaşında olmadım hiç.. Hep özümseyerek en iyisini yapma telaşında oldum.. Bu iş hayatında da böyleydi, okulda da, mutfakta da, din anlayışımda da, mesleğimde de, anneliğimde de..
Tam olarak yaptığımı hissetmediğimde o işi yaptım saymadım hiç..
İçime sinmediğimde, olduğu kadarıyla ortaya koymak varken sıfırdan başlayıp daha iyisini yapmaya çalıştım.. Yaptım da her seferinde.. Zaman en büyük rakibim olsa da üstesinden geldim onun da..
Toplumun peşinden koştuğu şeyleri hep reddettim.. Cep telefonuna hala alıştığım söylenemez, insanın özgürlüğünü kısıtladığını düşünürüm çünkü.. Hep duymak zorunda olduğun birşey.. Onsuz adım atmana izin verilmeyen bir dayatma.. Hep cevap vermek zorunda olduğun, isteyip istemediğin sorulmaksızın..
Sosyal medyada hiç hesabım olmadı.. Arkadaşlığın ve dostluğun bundan öte birşey olduğuna inanırım.. Görüşmek istediğimle zaten görüşürüm.. Emek ederek ulaşılan şeyler daha değerlidir hep bana göre.. Gerisi insanların hayatlarını birbirine gösterme çabası gibi geliyor bana.. Yani ana felsefem olan "doğal"lıktan uzak..
Bundan sonra nasıl bir yarı beni bekliyor bilinmez ama hayatın çok önemli tüyolarını erken yaşta idrak etmiş olmanın servetiyle geçeceği kesin yine..
Hedefler arasında çocuklarla dünya turu, 3. çocuk, yurtdışında yaşam gibi idealler olsa da bakalım hayat daha ne gibi sürprizler sunacak bize..
Bugüne kadar olduğu gibi hayallerimin peşinde koşmaya, denemeye devam..
Çocuklarıma hep söylediğim gibi:
"Denemezsen yapamazsın.."

26 Mart 2017 Pazar

Makyaj malzemelerim..

Nihayet dediğinizi duyar gibiyim:)
O kadar uzun süredir soruluyor ki bu konu.. Ancak sıra geldi.. Çok uzatmadan hemen başlıyorum:

Cilt Temizliği:

• Peeling: Duruma göre haftada bir bu üçünden birini kullanıyorum:
-Bade natural tazeleyici yüz peelingi.. içerik çok temiz.. uygulaması biraz zor ama, parça parça dökülmeler oluyor peeling esnasında..
-İpek kese ile haftada bir banyo sonunda nazikçe temizleme operasyonu..
-Portakal kabuğu rendesi ve yoğurdu karıştırarak yapılan peeling..

• Temizleme: Rossmanlardaki Alterra markasının sensitive yüz temizleme sütü.. ister suyla ister pamukla kullanılabiliyor.. Ben suyla yıkamayı sevdiğim için cildimi suyla kullanıyorum.. hassas cilt ürünü olduğu için içerik çok temiz, parfüm bile yok.. zaten ecolabel etiketli.. hassas dışındaki seriler sodyum hidroksit vs içerebiliyor.. cildi gerçekten pırıl pırıl yapıyor.. Alterra nın hassas serisinde zaten 3 tane ürün var: Temizleme sütü, göz kremi, yüz kremi.. Fiyatları da gerçekten çok uygun piyasadaki diğer ürünlere göre, 15-20 tl mertebesinde..
Bir de bade natural in doğal peeling sabunu denemeyi düşündüğüm ürünlerden biri temizlik için, içerik iyi..
Acil makyaj temizliği durumlarında ise hindistan cevizi yağını pamuğa sürerek çıkarıyorum makyajımı..

• Tonik: Temizlik sonrası tonik için lavanta suyu, gül suyu ya da maden suyunu tonik olarak kullanıyorum duruma göre..
Doa kozmetiğin lavanta suyu da güzel..
Bir de Alterra'nın misel suyunu seviyorum..
Bade natural tonik sodium benzoate içerdiği için tercih etmiyorum..

• Nemlendirme: Göz ve cilt bakım kremim yine Alterra hassas serisi.. öyle yoğun ve öyle güzel bir kıvamı varki.. İçerik çok temiz, titanyum dioksit yok bir kere, parfüm yok..Fiyat olarakta çok uygun.. hassas serisi dışındaki seriler titanyum dioksit, benzyl alcohol, benzyl benzoate, sodyum hidroksit içerebiliyor.. Alırken dikkat etmek lazım..
Bunun yanında ara ara hindistan cevizi yağı ve shea butter sürüyorum cildime..
Güneşe çıkarken ise Badger güneş kremi sürüyorum..
Kremler ile ilgili olarak şu uyarıyı yapmak istiyorum:
Şu kadar SPF koruma faktörü var diyerek üzerine atlanarak alınan tüm kremler titanyum dioksit içeriyor.. o nedenle ben badger güneş kremi kullanıyorum güneşe çıkacaksam, titanyum dioksitsiz.. rutin bakımda ise yukarıda söylediğim gibi alterra hassas göz ve yüz kremini kullanıyorum.. hem onu yapsın hem bunu yapsın dedikçe o üründeki kimyasallar çoğalıyor maalesef..

Makyaj:

• Fondöten: Gelelim en acı konulardan birine: Fondöten.. Aklınıza gelebilecek tüm markalara baktım, en ucuzundan en pahalısına en organiğine kadar.. Maalesef ki titanyum dioksit içermeyen bir ürün yok güneş koruma özelliğinden dolayı..
"yaw kardeşim ben güneş koruması istemiyorum, fondöten altına sürüyorum zaten ben güneş koruyucumu" demek istiyor ama diyemiyorsunuz..
Bu koşullar altında ben içeriği en az girdiye sahip ve titanyum dioksit içerebilir ibaresi olan Alterra all in one make up fondöteni kullanıyorum makyaj yaptığım zamanlarda.. Ama olurda titanyum dioksit içermeyen bir ürünle karşılaşırsanız ne olur yazın.. Bunun yanında yine Alterra mineral pudra, kompakt pudra da var.. piyasanın olabilecek en iyisi bu işte, keşke daha iyisini yapabilseler..

• Maskara: Maskara yine Alterra marka kullanıyorum, XXL length olanı, içerik güzel.. Titanyum dioksit içeren maskaraları da var, dikkat etmek gerekir.. İçeriğinde paraben yazan çok maskara gördüm birçok ünlü markaya ait.. Alırken bakın mutlaka..
Sante'nin maskaraları da içerik olarak fena değil..

• Kalem: Göz kalemi ve kaş kaleminde durum yine içler acısı.. Paraben ya da titanyum dioksit genel olarak var.. Kötünün iyisi yine alterra, en azından paraben yok ve diğer girdileri temiz ve daha az.. Titanyum dioksit içerebilir dese de en azından dünyanın parasını vermiyorsunuz bir de üstüne.. Olur da titanyum dioksitsiz bir ürünle karşılarsınız bırada da lütfen yazın..

• Lipstick: Bir diğer acı konu ise lipstick meselesi.. Titanyum dioksit ve carmin içermeyen ürün yok.. Ben Rossmanlardaki İsana markasının çilekli dudak roll on ununu kullanıyorum, parlatıcı olarak.. tek temiz içerik sanırım.. Ne burts bee, blistex, sante vs.. Başka bir ürün bulamadım henüz, yukarıdaki ürünleri içermeyen.. olur da karşılaşırsanız bir yerlerde ne olur yine beni haberdar edin..

Bu şartlar altında en güzel çözüm mecbur kalınmadığı sürece makyaj yapmamak bence.. Cildinizin bakımını aksatmayın yeter.. Cilt bakımınızı yapın, kreminizi sürün, üzerine bir de maskara ve dudaklara da parlatıcı.. Ohh miss.. En doğal içerik işte.. Hem bakımlı, hem doğal..

Son olarak "makyaj malzemesi alırken hangi kimyasalların olmamasına bakıyorsunuz" sorusu geliyor sıkça, derli toplu yazayım:
Titanyum dioksit, carmin, sodium benzoate, benzyl alcohol, benzyl benzoate, mineral oil, likit parafin, polisorbate, paraben, BHA, BHT, likit parafin, sodyum hidroksit, formaldehit, PEG, EDTA, Methylisothiazolinone, triclosan, diemethicone, sulfate, SLS,SLES,ALS vs.... Uzar gider..

Zaman geçtikçe, kimyasalları irdeledikçe, yapılan araştırmalar arttıkça sık sık ben de daha fazla güncellemek zorunda kalıyorum kendimi günden güne.. Dün iyi gelen bir içerik bugün rahatsız etmeye başlayabiliyor.. O yüzden kullandığım ürünleri de ara ara tekrar bir gözden geçiririm.. İlk zamanlardaki kurtarıcı gibi gelen organik piyasasını irdeledikçe güvenim her geçen gün sarsılıyor maalesef.. iyi ürünler de var evet, ama beklentim hepsinin iyi olmasından yana..
Bir de Doa kozmetik var ilgimi çeken.. organik değiller ama uygun fiyatlı içeriği temiz ürün yapma prensibindeler gördüğüm kadarıyla..
Son bir ricam da bloglarında yazsınlar diye firmalar tarafından fabrika ziyaretleri yaptırılan, hediye deneme ürünleri gönderilen bloggerların yazılarını da tartıp biçerek karar verin lütfen..
İnternet üzerinde çok fazla taraflı yazı görüyorum çünkü..

24 Mart 2017 Cuma

Kişisel Bakım Ürünlerinde Neler Kullanıyorum?

Bu konu da çok sorulanlardan biriydi, buyrun..

Vücudumuza sürerek kullandığımız herhangi birşey kısa sürede emilerek kana karışmakta..
Bu nedenle o sanki hep dışarıda kalacakmış, hiç vücudumuza girmeyecekmiş gibi düşünmemek gerekiyor.. Aksine buram buram zararlı kimyasal kaynayan piyasadaki kişisel bakım ürünlerine karşı çok dikkatli olmak gerekiyor..

Diş Macunu: Organik markalardan içerik olarak en fazla içime sinen urtekram.. Naneli olanını kullanıyoruz hem kendimiz hemde çocuklar için.. Alırken florür, titanyum dioksit (CI 77891 olarak ta geçer), Sodium Benzoate, özellikle kırmızı renkli çocuk diş macunlarında Carmine (CI 75470) içermemesine dikkat edin.. Birçok organik markada bunlar var hala..

Çocuk Şampuan & Duş Jeli: Şampuan olarak Urtekram baby kullanıyorum, kokusuz olan beyaz şişe.. Kids olan turuncu şişede çok fazla girdi ve sülfat olduğu için tercih etmiyorum.. Vücut temizliklerinde ise sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunu duş jeli olarak kullanıyorum.. Yine urtekram şampuan da duş jeli olarak kullanılabilir.. Banyoda çocuklarım için lif kullanmıyorum..

Yetişkin Şampuan & Duş Jeli: Şampuan olarak umudumu kestiğim anda son keşfim Logona oldu, ballı olanı kullanıyorum
, içerik temiz.. Piyasaki çoğu şampuan ve duş jelinde organik markalar da dahil olmak üzere sülfat var hala, SLS ve SLES olmasa da türevleri var.. Saç kremi olarak üzerine urtekram conditioner no perfume kullanıyorum, Alterranın saç kremi de iyi içerik olarak.. Duş jeli olarakta sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunu.. Bade Naturalin ipek kesesini kullanıyorum bir de kendim için..

Saç Ürünleri: Alterra jöle ve sprey..

Roll-on: Sante açai özlü olanı kullanıyorum, dry olanı içerik nedeniyle tercih etmiyorum..
Desert essence in dry olanı da içerik olarak iyi..

Son dönemde popüler olan kristal tuz içeren ürünleri yine alüminyum içerdiği için tercih etmiyorum..

Güneş kremi: Badger tek geçerim.. baby ürünlerini kullanıyorum kendim ve çocuklar için.. Titanyum dioksit olmayan tek güneş kremi..

Pişik Kremi vs: Pişik için ipek hanım çiftliği pişik kremi, herhangi bir tahriş için de ipek hanım çiftliği egzama kremi kullanıyorum sadece.. çok etkili ve içerik masum piyasadakilere göre..

21 Mart 2017 Salı

Doğanın uyanışı..

Haftasonu vurduk yine kendimizi dağ bayır.. taze taze uyanmaya çalışan doğa, kırçiçeklerini seyredalarken eşlik eden kekik kokusu..
Bundan daha iyi bir meditasyon olamaz dedirtiyor insana.. Uzun uzun düşüncelere dalıyor sonra insan.. insanoğlu yeşili bu kadar umarsızca katlederken lüks içinde yaşamak için, buradaki huzuru hiçbir tasarım harikası yapının veremeyeceğini de biliyor aslında..

Orman tam bir nimet.. Bu defa da bu nimetten, bahçemize dikilmek üzere birkaç kök aldığımız kekik ve kuzukulaklarıyla ayrıldık.. Kuzukulağın bizdeki adı "değişik limon acı":) Bahçedeki mevcut kuzukulakları sömürülünce ufaklıklar tarafından, artık yenilerini dikmenin vakti gelmişti..

Ufaklıklara da bol bol odun toplamak düştü, her adımda değişik limon acı ata ata ağızlarına..
Mis gibi bir gün daha anılardaki yerini almış oldu böylece..

12 Mart 2017 Pazar

Kıştan Geri Kalanlar..

Bu bahar günlerinde yüzünü göstermeye başlayan güneş içimizi ısıtsa da havalar hala inatla bahara girmemeye direnerek üştmeye devam ediyor..
Kışın o en sert günlerinde herbir aile bireyi için yaptığımız mutlu kardanadamlar unutulup kalmış telefonun bir köşesinde.. Kıyamadım hallerine:) Paylaşayım istedim..

1 Mart 2017 Çarşamba

Kreş Üzerine..

Uzunca bir yazı olacak, baştan söyliyim:)

Çocukluk, hayatımızın geniş zamanları olan tek dönemi.. Bol bol kayıtlar yaptığımız, özgüvenimizi oturttuğumuz, kişiliğimizi oluşturduğumuz çok önemli bir dönem.. Anılarımızın çok büyük bir bölümü bu döneme ait.. Olumlu ya da olumsuz yaşadığımız tecrübelerin çarpı 2 katsayısıyla karakterimize etki ettiği dönem yine bu dönem.. Böyle önemli adımlar atılırken çocukların en güvendiği kişilerin yanında olması ve onların ilgisiyle şekillenmeleri sağlam temelleri atmalarında en büyük etken oluyor.. Yoksa karakteri daha oturmamış bir çocuğun, çocukların o acımasız dünyasına salınması sosyalleşmesinden çok kalıpların içine sokularak farklılaşmalarına izin verilmemesine neden oluyor.. Disiplini öğrenme adı altında çocuk sessiz kalarak ortamın kalıbı neyse ona girmeye çalışıyor..
çocukların bu dönemde susturulmaları değil konuşturulmaları lazım.. Kalıplara sokulmak yerine farklı yönlerini gözlemleyip ön plana çıkarmak lazım.. Bakınız finlandiya eğitim sistemi:)
Kreş konusunda hep farklı düşünürüm başından beri.. Tam zamanlı kreşe zaten hep karşıydım.. Çocuğun bu kadar erken yaşta daha evinden kopması çok doğru gelmiyor bana.. Doya doya çocukluklarını yaşamaları lazım.. Bunun içindir ki ikinci çocuğumdan sonra, herhalde kimsenin feda edemeyeceği lüksteki işimden ayrılarak kariyerime ara verdim, gözümü bile kırpmadan.. iyi ki yapmışım..
Çevreme de beni mazur görün diyerek hayatımın en önemli mesaisinde olduğumu söylüyorum.. Hiçbir şey için onların bu güzel günlerinden çalamam..
Onların ikinci bir çocuklukları olmayacak, işe tekrar geri dönebilirim ama bir daha onların çocukluklarına dönme şansım peki ?? Sıfır.. Bu birkaç yıl dışında onlarla geçireceğim bu genişlikte bir zaman dilimi de olmayacak hiç bundan sonraki hayatımızda..
İlgiye sevgiye en aç oldukları bu dönemi kaçıramazdım.. Hem de anlam veremediğim bu kapitalist düzenin mantığıyla.. Çalış, parayı evine ve çocuğuna bakana ver.. Sen çocuğunu, çocuğun seni görmesin.. Sen ve çocuğunun arasına giren herkes kazansın.. Sen ve çocukların hep yarım.. Tüketim toplumunun kalıplarına göre, kazandığın parayı harcayıp tükettikçe mutlu olacağına inandırıl..
Kızımı bu kapsamda büyük şehrin dayatmalarından uzak büyüttüm.. Çocuklu aileler nereye koşuyorsa tam ters yöne götürdüm hep onu.. Şehir aktiviteleri yerine kimselerin olmadığı doğanın içinde aktiviteler yaptık hep.. Herkesin sırtsırta piknik yaptığı yerler yerine kimselerin bilmediği küçük bir köy bulduk hep gidip koşturup eğlenecek, uçurtma uçuracak.. Kalabalığın yozlaşmışlığın ticariliğin yemeksizliğin bol olduğu tatil köyleri yerine kamp alanlarında çadır kurarak yaptı tüm tatillerini.. Ateşte yaktı, üşüdü de, acıkıp yemeğin pişmesini de bekledi sabırla.. Cesareti, korkmamayı, hazıra konmamayı, elde etmek için çaba ve sabırın olması gerektiğini, denemezse asla yapamayacağını, bazen de bir denemenin yeterli olmayacağını buralarda öğrendi hep.. Bunca zorluğun üzerine bir de her kamp alanında "mutlu çocuk" etiketi yapıştırıldı hep üzerine.. Çünkü mutluydu, sen yapamazsın denilip kenarda oturtulan, herşeyin önüne geldiği bir çocuk değil, başaracağına inanılıp çabalamasına izin verilen bir çocuk oldu hep.. Öyleki bazen boyunu aşan yardımları oluyordu bize.. Üzerine bir de başarıyor olmanın getirdiği gözlerindeki o ışıltı ve mutlulukta cabası.. Yoldan alıp ormanın içine koyduğu kaplumbağa ile hayvanların gözünden bakmaya öğrendi dünyaya..
Aslında öyle önemli değerlere sahipler ki kalıpların içine sokarak bunları unutturuyoruz onlara, sonrada bu kalıpları, ötekiler gibi olmasını normalleştiriyoruz..
Onların yüreklendirilmeye, bitip tükenmek bilmeyen enerjilerini doğru yönlendirmeye ihtiyaçları var, dur sus yapma ile durdurulmaya değil..
Sosyalleşsin diye çabam olmadı hiç.. Sosyal olması onunla ilgili en son kaygı duyacağım şeydi.. Buna rağmen girdiği her ortamın en rahatı oldu, düşüncelerini korkusuzca dile getireni, her kamp alanında sayısız arkadaş edineni.. Öyle ki çoğu yerde nereye kreşe gönderiyorsunuz sorusunu hep aldım.. Göndermiyorum dediğimde şaşkın bakan o gözlerle çok karşılaştım.. Biliyordum ki özgüveni oturtulan, farklı yönleri ön plana çıkarılan, yaratıcılığının önü diğerleri gibi olsun diye kesilmeyen, ailesinin maddi değil manevi olarak arkasında durduğu çocuk zaten sosyal de bir çocuk olacaktı.. Peki diğerleriyle aynı kalıplara sokulmaya çalışılarak farklılıkları törpülenen, uyum sağlasın diye sindirilen hep uyarılma korkusu taşıyan çocuğun sosyallik anlayışı ne olacak.. Sadece o ortamda durmayı kanıksayacak, ama düşündüklerini o kadar da kolay dile getiremeyecekti kabul görmeyecek korkusuyla.. Artı orada kendini dizginlemeye çalıştıkça akşam anne baba yanındaki ilgi çekme çabaları da artacak.. Buna da çok şahit oldum..
Gelelim bizim kreş üzerine yaşadıklarımıza..
Sitede kendi yaşıtı hiç olmadığı için hergün bahçeye çıkarmak yerine yaşıtlarının yanına götüreyim onu bahçe saatlerinde fikriyle çıktı kreş.. Hemen evin karşısındaydı çünkü.. Sadece branş derslerine haftanın 3 günü ikişer saat gitmeye başladık.. Kreşin kadrosu da ticaretten ziyade bu işe gönül vermiş insanlardan oluşuyordu.. Ona rağmen velilerin birbiriyle yarışan gösterişteki doğum günü partileriyle ya da hergün değişik bir şaşalı oyuncak ya da kıyafetle gelen çocuklarla özendirilmeye teşvik edilen ve maddiyatçılığın, bencilliğin pekiştirildiği bir düzen var maalesef genelde.. Dur sus yapma larla kalıplara sokulan, susmanın öğretildiği bir sistem..
Kızımın da değer yargılarının değişmeye başladığını, eski özgüvenini yitirdiğini, artık girdiği ortamlarda eskisi kadar rahat olmadığını gözlemlemeye başladıkça kreşin verdiği deformasyonu anlamıştım.. Son olarak parkta gördüğü çocuklarla tanısın tanımasın sorgusuz sualsiz oyun kuran çocuk "niye yanlarına gitmiyorsun dediğimde "ya beni istemezlerse" cevabını verdiğinde nokta koymanın zamanı geldi diye düşündüm kreş olayına.. Karar aşaması aslında çok kısa da bir zaman dilimi değildi, çok uzun süre gözlemledim, defalarca kreşe gittim gizli gizli izledim, evde dışarıda da bol bol .. Kreşte bir kez bile uyarı almamış, kurallara en riayet eden çocuktu.. Ama mutlu değildi.. Burada şunu diyebilirsiniz, okulda da aynı şeyleri yaşayacak, o zaman ne yapacaksınız?? 6 yaşına kadar ki dönem milat niteliğinde.. 6 yaşına kadar özgüvenli, kendini ve duygularını iyi ifade edebilen, her anlamda doyurulmuş bir çocuk yetiştirmeyi başardıysanız sonrasında o çocuğu hiçbir ortamın yıkacağını düşünmüyorum.. Ama daha özgüvenini oturtamadığı ve kendini iyi ifade edemediği bir dönemde o ortamın içine girerlerse o ortamla birlikte şekillenecek herşeyleri.. Bunu çevremde de çok gözlemledim..Bir de kreşte gözlemlediğim bir başka şey de çocukların gerçekten özlerinde mutlu olmadığı yönünde, yüzlerinde gizlenen orada olma mecburiyeti gerçekten hissediliyor derinde.. Ki benim götürdüğüm kreş çokta ilgili bir yerdi.. Aslında hepsinde kızımdaki durum vardı.. Ben kızımı çok iyi tanıdığım ve çok iyi gözlemdiğim için farkındaydım durumun.. Ama diğer anne babalara göre farklı bir durum yoktu.. Çünkü büyük şehrin çarkı bu, herkes bunun içinde adapte olarak çocuklarını da adapte ederek dönmeye çalışıyor.. Normal olduğuna inanılan şey buydu, çocuklar kreşe gidiyor sosyalleşiyor birlikte yaşamaya alışıyorlar.. Peki mutlulular mı?? Sabahları uyandırılmak yerine kendi istedikleri zaman kalkmak hakları değil mi?? Kaldı ki sürekli erken kalkmak zorunda olacakları bir hayatları olacak zaten önlerinde.. Anneyle, o en güvendiği insanla sıcacık bir kahvaltıyla güne başlamak.. Gün boyu canlarının istediğini yapacakları geniş çocukluk zamanları peki.. çocukluk haricinde bir daha hiç böyle geniş zamanlarının olmayacağını düşünürsek.. Bize en çok ihtiyaç duydukları bu dönemde yanlarında olamamak..
Mutlaka bir yolu var bunun.. Sadece büyük şehrin çalışan anne üzerindeki dayatmasından çıkıp düşünmeyi deneyin.. Çocuğa bakıcı bakması ya da kreşe gitmesi dışında başka bir alternatif düşünülmüyor olması ve normal olanın artık bu olması çok acı geliyor bana..
Bir çocuğun iyi yetiştirilmesi için öyle çok müthiş imkanlara gerek yok.. O kurstan buna koşup, herşeyle donatılıp iletişim bile kuramayan çocuklar gördüğüm gibi sadece taş üstüne taş koyarak etrafında birsürü insan toplayan çocukta gördüm.. Önemli olan sunulan imkanların fazlalığı değil mutlu ve özgüvenli çocuk olmaları.. Onlara imkan sunmak için para kazanmak odağında değil mutlu olmaları için vakit yaratmak odağında olmak gerekiyor..
Kreşten sonraki dönemimiz tam bir özüne dönme dönemiydi.. Yine eski rahatlığımızı, özgüvenimizi, maddiyatçılığın o şıpsevdi mutluluğundan uzaklaşarak doğalımızın keyfini yakalamıştık.. Yine aynı soruları duymaya başlamıştım: Hangi kreşe gönderiyorsunuz??"
Göndermiyorum diyorum göğsümü gere gere..
Ama her konuda da oyun odaklı iyi bir eğitim veriyorum evde.. Sihirli kelime "oyun odaklı".. ingilizceden müziğe spordan dansa el becerilerinden sorumluluk almaya tiyatrodan belgesele kadar keyifli ama dolu dolu bir programımız var.. Akşamları babamızı da dahil edip devam ediyoruz yatana kadar.. Programımızı da bir ara paylaşacağım..
Evde bir kardeşin olması da çok önemli, mümkünse yaş farkı çok açılmamış..
biz kardeşin lansmanını hep "küçük arkadaş" diye yaptık, evde abla , kardeş kelimesi hiç kullanılmadı.. Doğduğu günden itibaren de her aktivitemizde boyuna göre bir rol verdik ufaklığa, hem arkadaş olarak kabul görmesi hem de çabucak ekibe dahil olması için.. Aralarında tam iki yaş var, ufaklık şu anda 2 yaşında olmasına rağmen kızımın en iyi arkadaşı, acayip oyun kuruyorlar, bir üçüncü kişi arayışında olmuyorlar hiç.. Bazen dışarı çıkmasak evde oynasak olur mu sorusu bile geliyor..
ufaklığın şansı da çocuk olan bir eve gelmesi oldu, herşeye dahil etmemle gelişimi yaşının çok üzerinde şu anda..
Okul zamanı için ne düşündüğüme gelecek olursam, ebeveynlerin ve çocuklarının maddi yarış içine girdiği o prestijli özel okullardan ziyade bir köy ilkokulu tüm isteğim ya da bir birey olarak kabul göreceği bir eğitim sistemi içinde yurtdışında olabilirse.. Aslında gönlümden geçen ise filmlere konu olmuş bir durum, okulsuz eğitim..
Diğer bir uyarım da:
6 yaşına kadar disiplinle eğitimi savunan her yerden uzak durun.. 6 yaşına kadar disiplin eğitimi olmaz, çocuğun daha dikkati, odaklanması dağınıktır.. Girdiği yeni bir ortamda önce keşfetmek isteyecektir, bu onun en doğal hakkı, dur sus yapmayla disiplin edemezsiniz.. Kaldı ki çocuk disiplin eğitimini yani neyi nerede yapması ve yapmaması gerektiği mantığını sadece ailede öğrenebilir.. Dışarıda disiplin adıyla öğrenilen şey korkudan başka birşey değildir.. 6 yaşına kadar tüm eğitimler oyunla olmalı.. Bu onların bir kaçışı aslında.. Çocuğu oyunla kazanmak zor geldiğinden, disiplin adı altında korkutarak kontrol etmek kolaylarına geliyor.. Bu yöntemi de "disiplin" adıyla pazarlıyorlar..
Bir de bilinçsizce yapılan "çocuğunuzun gelişimi çok iyi onu bir üst sınıfa alalım" yaklaşımı ebeveynleri cezbetse de sakın böyle bir yaklaşıma prim vermeyin.. Bırakın sınıfının yıldızı olsun, onun özgüveninde olsun.. Bir üst sınıfın içinde kaybolanı değil..
Çocuğunuzu gönderdiğiniz her yeri sorgulayın, gözlemleyin, çocuğunuzu nasıl işin içine çekmeye çalışıyorlar bu çok önemli, disiplinle otorite kurarak mı oyunla sevdirerek mi.. sevdirildiyse bir ömür ona yönelmek isteyecektir, disiplin adı altındaysa bir süre devam eder, sonra bir ömür o şeyin adını bile duymak istemez.. o nedenle götürdüğünüz yerin yaklaşımı önemli diyorum, ömrüne etki edecek çünkü.. Belki çok iyi bir jimnastikçi olabilecekken o bir daha gitmeyi istemeyecek.. onları nasıl uyarıyorlar.. Dur sus yapmalar ne sıklıkta.. Bunlarla ilgili çocuğunuzu emanet ettiğiniz yeri uyarmaktan lütfen sakınmayın.. Bugüne kadar ki gözlemlerim en prestijli yerlerin bile bazen işlerinin çocuklar olduğunun farkında olmadıkları yönünde..
Uzun bir yazı olacak demiştim.. Daha da sayfalarca yazabilirim konu çocuklar olunca.. Dünyaları küçücük olunca büyükler tarafından yapılan her yaklaşım çok fazla yankılanıyor içeride.. Özellikle onlarla ilgili bir iş yapan insanların bunun gerçekten farkında olmaları lazım..
Sözün özü sağlam çocuklar yetiştirmede en önemli şeyin aile özellikle de anne sevgisi ve ilgisi olduğuna inancım tam.. Bu uzun yıllarki gözlemlerimin de bir sonucu aynı zamanda.. Gönüllerince çocukluklarını yaşayacak bir ortam sağlayın onlara.. Bu hayatınız boyunca yapacağınız en önemli şey.. İnanın hayatlarının en büyük ve en unutamayacakları hediyesi olacak bu.. Zaten ömürleri boyunca okula gidecekler.. Okulla birlikte zaten istesenizde onlarla geçireceğiniz geniş zamanlarınız olmayacak bir daha hiç..
Çocuk eğitiminde çaresiz kaldığınız anlarda tek kılavuzunuz onların gözünden bakmak olsun dünyaya, onların yerine koyun kendinizi ve öyle düşünün.. Tüm soruların cevabı orada, çok yakınınızda aslında..

24 Şubat 2017 Cuma

Evimde Kullandığım Temizleyiciler..

Uzun zamandır soruluyor bu konu, ancak sıra geldi..
Uzunca bir süredir evimdeki doğal temizleyiciler olan doğal sabun tozu, sirke ve sabun cevizine alternatif olarak dönüşümlü olarak moms green ürünleri kullanmaktaydım.. Ama son dönemde moms green in kişisel bakım ürünleriyle markaya giriş yapan sodium benzoate bu markaya karşı güvenimi sarstı.. Konuyla ilgili kendileriyle yazışmış olsam da gelen cevaplardan tatmin olamadım maalesef.. Sıvı sabundaki ALS konusu da eklenince artık kullanmama kararı aldım.. Ayrıca başlarda SLS grubuna göre daha masum gelen hindistan cevizi yağı alkol sülfatı içime sinmemeye başlayınca bu kararım daha da netleşti..

Yine iş başa düşmüştü.. Doğal temizlik ürünlerime bir alternatif yaratmam gerekiyordu yine dar zamanlarım için..

Yukarıda da bahsettiğim gibi evimin temizlik için temel vazgeçilmezleri sabun cevizi, doğal sabun tozu, sirke ve karbonat..
İpek hanım çiftliğinden aldığım sabun tozunu sıcak suda eriterek hazırladığım sıvı sabunum vazgeçilmezim oldu artık. Sabun cevizini kaynattığınız suda da eriterek hazırlayabilirsiniz bunu..
Çamaşır makinesinde, elde bulaşık yıkamada, el sıvı sabunu olarak, duş jeli olarak neredeyse her yerde kullanmaktayım.. Daha doğalı yok..

Şimdi gelelim uzun zamandır sorulan soruya, evde hangi temizlik ürünlerini kullandığımı detaylıca anlatıyorum:

Çamaşır: Sabun rendesinden eriterek hazırladığım sıvı sabunumu kullanıyorum günlük renkli yıkamalarımda.. Yumuşatıcı kısmına evdeki esansiyel yağlardan ne varsa (elma, lavanta) ya da sirke ekliyorum bazen.. Acil durumlar ve beyazlar için alternatifim Sonett toz deterjan neutral (Sıvı olanı değil).. İçeriği diğer organik ürünlere kıyasla daha İyi, enzim içermiyor.. beyazlar için sonett beyazlatıcı çamaşır tozu kullanıyorum bazen grileşmelerini önlemek için.. yumuşatıcı ve kireç önleyici hiçbir zaman kullanmadım..

Domol sensitive toz ya da sensitive sıvı deterjanı ise alternatif olarak son sıraya koyabilirim.. mecbur kalındığında sadece ama, enzim içeriyor olması nedeniyle.. o da sadece sensitive olanı..

Bulaşık: Elde yıkama için yine sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunu kullanıyorum.. Piyasa deterjanları kadar köpürmüyor baştan söyliyim.. Sodasan sensitive ya da domol sensitive alternatif olabilir.. Ama sensitive olanları sadece.. Sonett ya da domol arap sabunu kullanılabilir bir de elde yıkama için.. Arap sabunu lavabo içinde yağlı bir görüntü bırakıyor baştan söyliyim.. Diğer arap sabunlarını tavsiye etmiyorum atık yağlardan yapılma ihtimalleri olduğu için..

Makine için de şu an elimdeki moms green ürünlerini bitirmeye çalışıyorum, sabun ceviziyle dönüşümlü olarak.. Sonrasında Sonet toz deterjan denemeyi planlıyorum, tableti değil.. Domolün de toz yada tablet makine deterjanlarını tercih etmiyorum fosfanat içeriği nedeniyle..
Makine için sabun cevizinin yanında alternatifim tek maalesef o da sonett toz deterjan..
Parlatıcım elma sirkesi.. Tuz genelde kullanmıyorum ama toz deterjana geçince ihtiyaç olursa yine Sonett ya da almawin marka alırım..
Sabun cevizinin iyi temizlemediğine dair yazılıyor bazen.. ben deterjanlarımdan hiçbir zaman mucizeler beklemediğim için piyasa deterjanları gibi, elde bulaşık deterjanıyla iyice süngerleyip makineye koymayı alışkanlık haline getirmişim yıllar içinde.. o nedenle bir sıkıntı yaşamıyorum sabun ceviziyle yıkama yaptığımda.. Kirli bulaşığı olduğu gibi makineye koydurup mucize temizlik vaadeden deterjanlardan korkun her zaman..

Yer Temizliği: Ya Fakir steam mopla buharlı temizlik ya da elma sirkeli su..

Toz Alma, Cam, Ayna Temizliği: Yine elma sirkeli su.. Sprey şişeye su sirke karışımını koyuyorum, günlük her türlü kullanım için hep elimin altında.. Sirkeli su her alanda temizlik için mucize bence..

Banyo tuvalet temizliği: Şu an için elimde kalan moms green ürünlerini bitirmeye çalışıyorum.. Ama bitince sirkeli su fısfısım burada da imdadıma yetişir.. Tuvalet, lavabo ve banyo içi için sabun cevizi suyuna eklediğim sirkeli karışım sonrasında karbonatlı temizlik en doğalı.. Sirke ve karbonat bir araya gelirse köpürmesinden korkmayın, karbondioksit çıkışı sadece.. Ev yapımı doğal temizleyicilerde boraks, limon tuzu kullanmaktan özellikle kaçınıyorum.. Acil durumlar için de muhtemelen Sonett banyo temizleyici ya da Sonett kireç Çözücü alırım.. ama Wc temizleyicisini değil..
Domol sirke asidi ve ecolabel beyaz kutu ile lacivert kutu tuvalet temizleyicisi de içerik olarak iyi.. Domol tuvalet temizleyici tablet ekolojik olanı da iyi bir alternatif olabilir..

Sıvı Sabun: Sıvı sabun olarak yine sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunu kullanıyorum.. Doğal kalıp sabunlardan da kullanılabilir.. Piyasadan Sıvı sabun alternatifim sadece sodasan sensitive şu an için, organikler de dahil sülfat içeriyorlar dikkat etmek lazım,SLS olmasa da başka başka versiyonlarını..

Ben evim için bu araştırmaları yaparken tüm organik markaları inceledim, sodasan, klar, frendly, ecover, u green clean, sonett, almawin.. Her kategorideki tüm ürünlerini tek tek inceledim.. violey.com bu anlamda biçilmiş kaftan, tüm ürün içerikleri net bir şekilde yazıyor.. Tüm ürünleri baştan sona içerik olarak içime sinen bir marka yok maalesef.. Sonett enzim içermemesiyle sadece biraz daha önde o kadar, onun da yine tüm ürünlerini kullanırım diyemem..

Daha ekonomik alternatif olarak en azından rossmanlardaki domol markası da bir seçenek olabilir, ama sadece ecolabel etiketi olan ürünleri.. Diğer ürünleri değil.. Ecolabel etiketli ürünlerin bazı organik markalardan daha iyi bir içeriğe sahip olduğunu söyleyebilirim hatta.. Sensitive ve kokusuz olan ürünler bunlar, üzerinde yeşil ecolabel etiketini görürsünüz zaten.. Diğer ürünleri Methylisothiazolinone, Benzisothiazolinone ve fosfanat içerdiği için ben tercih etmiyorum.. Ecolabel etiketi olan elde yıkama bulaşık sensitive, sıvı ya da toz çamaşır sensitive, banyo sirke asidi, ekolojik olan tuvalet tableti, tuvalet temizleyici ecolabel beyaz olanı tercih edilebilir..

Market deterjanından vazgeçemem diyorsanız (ki bence biran önce vazgeçmelisiniz) en azından marketten frosch ya da u green clean alın.. Bol kimyasallı deterjanlara kıyasla en azından yine de birşey yapmış olursunuz..

Ama en doğalı evde hazırlayacağınız içerikler olacaktır.. Bunun için doğallığına güvendiğiniz sabun tozu ve sirke ile biraz karbonat ve sabun cevizi gerekiyor.. o kadar.. Benim her zaman elimin altında sirkeli su fısfısım ve sabun rendesinden hazırladığım sıvı sabunum kullanımı kolay bir deterjan kabında duruyor..

Son olarak şunu da eklemeliyim, soranlar oluyor, SLS ( Sodium Lauryl Sulfate), SLES (Sodium Laureth Sulfate), ALS (amonum lauryl sulfhate), coconut oil alcohol sulfate (yada herhangi bir bitkisel yağ alkolü sülfatı) , paraben, sodium hipoklorit, klor, sodium hidroksit, sodium benzoate, titanium dioxide, fenol, amonyak, dimethicone, Methylisothiazolinone, Benzisothiazolinone, fosfanat, PEG, Enzim, perborat, mineral oil, parafin, parfüm ve boya olmamasına dikkat ediyorum ben herhangi bir ürün seçerken.. Biyolojik olarak parçalanır özelliğinin olması da önemli bir artı benim için..

Felsefem hep şu:
"Önce en doğalı.. Buna yetişemediğim dar zamanlarım için de alternatif olarak piyasanın en zararsızı.."

Kullandığım kişisel bakım ürünleri ve makyaj malzemeleri ile ilgili de yazacağım..

23 Şubat 2017 Perşembe

Yeni Eklenen Kitaplarımız..

Daha öncede yazmıştım, kitap vs alımları için D&R internet sitesi gerçekten harika.. Mağaza fiyatlarından çok düşük fiyatlar.. İstediğiniz ürünü de mağazaya kıyasla kolaylıkla buluyorsunuz.. Tek dezavantajı siparişleri hemen çıkaramıyorlar, bir haftayı gözden çıkarmak lazım sipariş verirken..
Ben bunu bilerek sipariş verdiğim için avantajlarının yanında bunu sorun etmiyorum..
Gelelim bu defa aldıklarımıza.. Bu kitaplarımızı da daha önce bir yerlerde incelemiştim hep içerik olarak.. İncelemeden almam asla bilen bilir..
Bekleme süreci çok heyecanlıydı yine.. Şunu bir kez daha anladım ki bizi ve çocuklarımı kitap kadar mutlu eden bi başka şey yok..
onlara ne alsam bu kadar heyecanlanmıyorum..Ya da onlar başkalarından ne hediye alsalar oyuncak dahil böyle mutlu olmuyorlar..
Başlıyorum:)

•Çocukluğumun klasiği.. Kızımın bayılacağımdan emindim.. Geldiğinden beri evde bir "Cimali" dir gidiyor.. Hatta tiyatro akşamlarında Cimali'yi oynayalım diye tutturdu..

•Bu iki ingilizce kitap içeriği oldukça hoşuma gitmişti.. Elimizdekinin de artık herşeyini ezberlediğimizden ve tükettiğimizden yenilerine ihtiyaç doğmuştu, geldi:)
•Aktivite kitaplarından birçok maske biriktirmiş olsakta bunda tiyatro akşamlarında da kullanabileceğimiz değişik maskeler mevcut.. Bayıldık buna da..
• Bu mozaik kitabı da oldukça yaratıcı tasarlanmış.. Çıkartmalı olanı da mevcut ama bizde zaten çıkartmalı başka bir mozaik kitabı daha olduğu için boyamalı olanı tercih ettim.. Küçük prenses bayıldı..
• Bu çizim öğrenme kitaplarının envai çeşidine rastlamak mümkün.. Ben bunun içeriğini daha yalın ve daha keyifli buldum..
• Origami kitaplarından da oldukça fazla bulmak mümkün.. Bunu da daha yalın olduğu için tercih ettim..
• Bunu küçük prens için aldım, normalde böyle kız oğlan dayatmalarını sevmem ama içerik hoşuma gitti..
• Bunlar da yapıştırmaya bayılan küçük prense.. içerik güzel..
• Bu da gölge bulmaya bayılan küçük prens için..
• Bu kitaplardaki fikri beğendim.. Parça parça kesiyorsunuz, sonra da parçaları birleştirip bir resim oluşturuyorsunuz.. ilk kitapta resmin şablonu da var onun üzerine yapıştırıyorsunuz, ikinci biraz daha advanced seviyesinde.. Bunları da çok sevdiler..
• Bu da labirentlere bayılan küçük preses için.. Envai çeşit labirent var içinde.. Gözler döne döne bayılarak yapıyor..
• Bu da eğlenceli bir kitap olmuş.. içeriğini beğendim..
• Yine bu mantikta çok fazla kitap var ama bunu içerik olarak tercih ettim.. Küçük prensesin bayıldığı boyama türlerinden biri..
Daha önce Pia yayınevinin hiçbir yayınını almamıştım, bu defa görüp incelediğim tüm kitaplarını çok beğendim.. Gerçekten iyi tasarlanmış, içi asla boş değil ve diğer önemli bir özelliği de çocuğu içine çekiyor..
Olumsuz tarafı sayfalarda kopmalar olabiliyor.. baskı mı iyi değil yoksa biz mi fazlaca kullandık onu anlayamadım..
Son olarak şunu söylemek istiyorum, piyasada gerçekten çok fazla birbirinin aynı yayın var.. Rengarenk gözükseler de İçerik olarakta çok tatmin edici değiller.. Çocuğunuza bir kitap alırken mutlaka içeriği inceleyin, sayfa sayfa aktivitelerine bakın, yapabilir mi yapamaz mı üzerine kafa yorun.. Yani demek istediğim onun için doğru kitabı bulun ve onu alın, kitaplar vazgeçilmezi olsun istiyorsanız eğer .. Yoksa aldığınız kitap bir kere bakılıp kenara atılmanın ötesine geçmeyecek.. Labirent yapmayı seviyorsa labirenti bol kitaplar alın, boyamayı seviyorsa farklı farklı türde boyama aktiviteleri yaptıran kitaplara bakın, sadece resimleri değişen boyama kitaplarına değil.. yeni şeylerle de tanıştırın mutlaka ama mutlaka onu içine çekecek bir kitap seçerek.. "Bir sürü kitap alıyoruz yüzüne bakmıyor" diyenlerdenseniz yanlış kitaplar seçip yanlış yaklaşımlarla önüne koymuşsunuzdur.. Gelişimlerini ve hangi seviyede olduklarını en iyi siz biliyorsunuz, bir başkası değil.. Bir mağazaya gitseniz size en fazla çocuğun yaşını sorarak o yaşın aktivite kitabını vermek konusunda yardımcı olabilir, o kadar..
Kitaplar herkes için basılmış olabilir ama siz çocuğunuza özeli bulmak zorundasınız..
Bizimkiler günlerinin çoğunu kitaplarla geçiriyorlar, kendi istekleriyle.. Hiçbir zorlama, önlerine koyma olmadan.. Çünkü gerçekten keyif alıyorlar.. Ben bile çok keyif alıyorum ki, keşke çocukluğumda böyle kitaplarım olsaydı demekten alamıyorum kendimi çok defa..
Son olarak; onların dünyadan haberi yok daha, kılavuz sizsiniz, siz neyi sevdirirseniz o onu seçecek.. Öğretirseniz değil, sevdirirseniz..

Minik Bir Pug Sahiplendik..

Yaz döneminde Fethiye Han Kayaköyde yaptığımız kamp esnasında tanışmıştık Burcu Büge'nin köpeği Arthur'la.. Küçük prenses sabahları uyandığı gibi kapılarına dayanıyor, kamp alanında olduğumuz sürece biran olsun yanından ayrılmıyordu.. Kamptan dönünce bütün köpekler Arthur oldu bizim için.. Zaten hayvanlara karşı müthiş bir sevgisi olmuştu hep kızımın.. Öyle ki gittiğimiz her yerde çocuklarımı hayvanlardan korumak yerine hayvanları çocuklarımdan koruduğum oluyordu.. Zamanı geldi herhalde artık diye düşünmeye başladık bu son kamp turundan sonra.. Bir hayvanla birlikte büyüyen çocuğun çok fazla artı değer edindiğine dair çok şey okumuştum.. Bizim de böyle bir sürece iyice hazır olmamız gerekiyordu, öyle ki bir heves alınıp zorluğundan dolayı geri verilen çok hikayeye şahit olmuştuk.. Birde küçük prensin henüz 1.5 yaşında olmasının soru işaretleri vardı.. önce bir balıkla başlasak dedik hayvan edinme sürecine.. Kaptan ile Bıdık alındı, çokta sevildi, yem sorumlulukları falan unutulmadı hiç.. Ama köpek gibi olmadı, bir hayvanı severken dokunmak önemliydi..
Arthur'un cinsi coccer dı.. Sahiplendirme işine gönül vermiş Didem Hanımla konuştuk önce uzun uzun.. Sahiplendirilmeyi bekleyen birkaç coccer vardı elinde.. Düşün taşın, ufaklığın en cafcaflı zamanı.. Hadi biraz daha bekleyelim dedik, en azından 2 yaşında olsun.. Tam bekleme kararını aldığımız o günlerde bu sevimli pug yavrusu sahiplendirilmek üzere yuva arıyordu bir yakınımız tarafından.. Henüz 2 aylık, annesi süt vermeyi bırakmış bir erkek.. Bu bir işaret olsa gerek dedik.. O zaman bu zamanmış demekki diyerek aldık bu yavruyu.. Küçük prenses çıldırdı, gecenin bir yarısı seyahat dönüşü babamızın eve getireceği köpek için daha uyumadan pazarlık yapmıştı, köpek geldiğinde uyandırılacaktı..Sözümü tuttum ama bu seferde köpekten sabaha kadar ayrılmak ve uyumak istemedi.. İsmi belliydi tabii, ARTHUR..


İlk günler zordu tabii.. Benim çocuk sayım bir anda 3 olmuştu..
Ama tuvalet eğitimini hemen aldı, 2 günde çözmüştük.. Şansımız yeni taşındığımız ev büyük olunca kendine ait bir odası olma gibi bir lüksü oldu, hem de banyolu bir oda..
Tuvalet pedini buraya serip eğitimini verdik.. odasında olduğu zaman dilimi içinde gidip oraya yapıyordu, günlük pedi değiştiriyorduk.. Zaten yattığı yere tuvalet yapmama gibi bir prensipleri var..
Aşıları tamamlanıncaya kadar dışarı çıkması yasak.. 2 ay kadar sürüyor..
2. Ayı devirdik bu küçük yavruyla.. Puglar gerçekten çok eğlenceli hayvanlar.. Çok akıllı ve çok oyuncu bir köpek.. Küçük köpek olması da çocuklar açısından büyük bir avantaj.. İyi ki pug sahiplenmişiz diyoruz her seferinde..
Süreçle ilgili şu an için tecrübelerimi paylaşacak olursam:
• ilk etapta alınması gerekenler tuvalet pedi, uyuması için küçük bir yatak, mama, mama ve su kabı, tüylerini toplamak için furminatör, eğitimlerde kullanılmak üzere ödül maması, diş kaşıma ve oyalanma amaçlı doğal kemik, ip, top, içine ödül maması konabilen bir oyuncak.. tasma ve taşıma kabı şimdilik almadık, dışarı çıkma yasağı olduğu için aşıları bitene kadar.. Kokuydu falan kullanmaya sıcak bakmıyoruz.. Banyo da yapamıyoruz hoş aşılar bitmediğinden dolayı.. Ama koku doğrudan mamayla alakalı olduğu için mamayla çözdük süreci, sentetik herhangi birşey kullanmadan.. Tüy dökmemesi için kullanılan takviyeler de doğru gelmiyor bize.. Zaten yılda iki dönem dökecek mevsim geçişlerinde, bu onun doğası..
Tuvalet pedi olarak canped hasta bezi 60x90 oldukça ekonomik.. migroslarda var.. Migrosta aman reyon fiyatına dikkat edin kasaya gelince değişebiliyor fiyatlar.. Bunu artık çok sık yapar oldular.. Market alışverişi yapmayan ben bile farkıdaysam bu durumun sık alışveriş yapanlar iyice dikkatli olsunlar.. Neyse konumuza dönecek olursak , zaten piyasayı incelerseniz genelde hasta bezleri satılıyor tuvalet eğitimleri için.. Köpek eğitim pedi de kullandım ama hem çok pahalı hemde emiciliği daha kötü..
Küçük yuvarlak bir minderimsi yatak uyuması için yetiyor şimdilik..
Mama Proplan small puppy balıklı tahıllı ile başladık, koku problemi çok oldu.. Acana wild coast balıklı tahıllı devam ettik.. Koku problemi ortadan kalktı.. Şimdi Acana pacifica balıklı tahılsıza geçiş yapacağız..
Tüylerin güçlenmesi ve çok fazla dökülmemesi için balıklı tavsiye ediliyor..
Furminatör tüyleri taramak için on numara.. Dökülen ve dökülme aşamasında olan tüyleri topluyor.. Fırçalara boş yere para vermeyin, tüyleri yolduğu için canını acıtıyor hayvanın.. Furminatör pahalı olsa da bir kere alın ondan alın.. Biz bu hatayı yaptık.. Bir de solüsyonu var Furminatör ün, tüyleri ortaya saçılmadan toplanmasını sağlıyor tarama öncesi sıktığınızda..Mama ve su kabı alırken daha sağlıklı diye alacağınız çelik kaplarda gözle görülmeyen çizikler, içine su koyduğunuzda küflenmeye neden olabiliyor dikkat edin..Bunu da yaşadık..
Gelelim alışveriş için sinir bozmayan bir market bulmaya..
İlk etapta tüm eksiklerimizi Beylikdüzü Petburada dan yaptık.. İki ürününde yaşadığım sorun, güvenimi sarstı..Çelik mama ve su kapları su koyunca küflendi, hemde sadece sabaha kadar ki zaman diliminde.. İkinci olarakta verdikleri fırça tüyleri hiç almıyordu, söylediğimizde "açılmış ürün kime satarım ki" cevabı aslında satıcının mantığını sergiliyordu.. 15 tllik bu ürünün yeniden satılabilirliği değil satışından kaldırılabilirliği sorgulanmalıydı önce.. Biz 15 tl zarar ettik, çöpe attık gitti.. Ya o.. Tüm alışverişlerini ondan yapacak bir müşteriyi kaybetti.. Bu çok basit bir muhasebe, insanların bu şekilde düşnmüyor oluşları düşündürücü gerçekten..Bir de o kadar tüy toplama ile ilgili soruma furminatörü hiç söylememeleri enteresan geliyor gerçekten.. Sonradan başka bir pet shoptan öğrendik furminatör diye bir şeyin varlığını..
Sonrasında alışveriş yaptığım Avcılar Atakan Petshop gerçekten iyiydi.. Küçücük bir dükkan ama ürün çeşitliliği, ilgileri, indirimleri falan derken müşteriye yaklaşımları gerçekten iyiydi..
Son mama siparişini de fiyatı daha uygun olduğu ve Atakan petshopun elinde bu ürün olmadığı için pet besinlerinden verdim.. Süreçleri biraz ağır işlese de, bakalım denenebilir sanki sonraki siparişlerde de..
Beylikdüzü nehir petshop ve toriumdaki petshoplar da ürün çeşitliliği aısından çok iyiler, fiyatlar biraz daha yukarıda tabii..
Son olarak eğer bu yola girmek istiyorsanız para vererek satın almayın, o ticaretin bir parçası olmayın..
Ücretsiz sahiplendirme yapan çok fazla gönüllü kişi ve internet sitesi var.. petarkadaş bunlardan biri.. Yuva arayan bir hayvanı sahiplenerek hem de çok büyük bir iyiliğe imza atmış olursunuz..

22 Şubat 2017 Çarşamba

Kuşlar Aç Kalmasın..


Ara ara çocuğunuzla yapın bunu mutlaka..
Tuvalet kağıdı ya da kağıt havlu rulolarına buğday ya da kuş yemlerini yapıştırıp ağaçlara asın..
Başından sonuna onlar için son derece faydalı, söyliyim..
Yapıştırıcı olarak biz reçel kullanıyoruz genelde, ama suyla bol şekeri kaynatıp sizde hazırlayabilirsiniz kendi yapıştırıcınızı.. Yapıştırıcınızı fırçayla ruloya sürün, sonra buğdaylarınızı ya da yemlerinizi döktüğünüz tepside biraz döndürün.. Hepsi bu..
Her taraf yapış yapış oluyor buna baştan hazırlıklı olun :)

21 Şubat 2017 Salı

Güneşlenme Takvimi..

Ne zamandır paylaşmak istiyordum araya sürekli birşeyler girdi..
D vitamini ve güneşlenme üzerine çok faydalı bir yazı, okumanızı tavsiye ediyorum..

9 Şubat 2017 Perşembe

Montessori Çılgınlığı..

Aslında bir çocuğun özgüvenle, kendi kendine yeterek yetiştirilmesi için onların gözleriyle dünyaya bakarak destek vermek değil mi bir ebeveynin görevi.. Yıllardır çocuk yetiştirirken tek klavuzum "Onların gözüyle dünyaya bakmak" oldu hep.. Onlar için her yaptığım şeyde, her yaklaşımımda odağım hep bu cümle oldu.. Bu yöntemle, çevrelerince hep mutlu ve özgüvenli olarak etiketlenen iki çocuk yetiştirdim ilk günden itibaren..
Montessorinin temelinde de bu var.. Tüm montessori etkinliklerine açıp baktığımda aslında benim yıllardır yaptığım şeyleri görüyorum..Ama benim anlamadığım ebeveynler neden bu kavramı hayatımıza yeni girmiş gibi dillendiriyor??
Montessori gelmeden önce, biz çocuklarımızın gözünden bakamıyor muyduk dünyaya da o geldikten sonra evi ona göre düzenlemeyi konuşur olduk??
Kendi işini görebilmek, kendi kendine yetebilmek, ev işlerinde sorumluluk alabilmek, 2 taştan oyun yaratabilmek, el becerilerini geliştirmek Montessori'den önce de vardı.. Bunlar yeni kavramlar değil, ama ne hikmetse bunlar hayatımıza sanki Montessori ile birlikte girmiş, yeni duymuş gibi davranıyoruz.. En basiti dizlerinizin üzerinde tüm evinizi bir dolaşın, en temel ihtiyaçlarınız olan su içme, tuvaletinizi yapma, elinizi yıkama, kurulama gibi şeylerin hangilerini rahatlıkla yapabiliyorsunuz?? Yapamadığınız her bir şey için çocuğunuzu bir başkasına bağlı ve ihtiyaçlarının hep başkaları tarafından karşılanacağına alıştırarak büyütüyorsunuz demektir.. Birşeyi kendi başına yapabiliyor olmanın özgüveninden ve mutluluğundan mahrum bırakarak aynı zamanda.. Sırf bu gözlemi yapmak için bile herhangi bir eğitim akımına ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum..
Çocukların gözüyle dünyaya bakarak, kendinizi onun yerine koyarak, ilaveten öğrenme, merak etme, sorma, sorgulama ihtiyaçlarının bilincinde olarak yaptığınız, verdiğiniz herşey Montessoriyi oluşturuyor aslında.. Montessori için çok uzaklara gitmeye, paralı etkinlik araştırmaya, anaokulu aramaya gerek yok bana göre.. Montessori kelimesinden önce, tercih edeceğiniz yerin ya da etkinliğin çocuklara bakış açısı, yaklaşım mantığı sorgulanmalı bence.. Yoksa artık ticari bir kelime olarak kullanılan Montessori yi göstermelik birkaç uygulamayla pazarlamak öyle kolay ki..
Bize gelince.. Bugüne kadar Montessori üzerine ne yapabilirim diye bir kere araştırma yapmamış olmama rağmen, çocuklarım giyinmelerinden tuvaletlerine kendi işlerini görme, ev işlerinde bulaşık makinesi boşaltmadan çamaşır asmaya kadar yardımcı olma, bahçe çapalamadan yaprak toplamaya evdeki hayvanların beslenmesine kadar sorumluluk alma, sık sık evdeki materyallerden yaptığımız değişik aktivitelerde kesmeden yapıştırmaya takmadan çıkarmaya gruplamadan ayırmaya el becerilerinin yüksek olması, günlük hayatta yaptığımız dikkat oyunlarıyla detayları kaçırmama; müzik, yabancı dil, bilim, dans, matematik, resim konularında oyunlarla sonsuz keyif alarak meraklarını giderme konusunda yaşıtlarına kıyasla epey yol aldıklarını görüyorum..
Tek yaptığım şey o küçücük bedenlerin yerine kendimi koyarak onların gözleriyle bu kocaman dünyaya bakmak oldu ilk günden itibaren..
İşte o zaman onlara gerçek anlamda yardımcı ve destek olabildim..
Montessoriye karşıyım gibi bir yanlış anlaşılma olmasın lütfen, aksine benim çocuklarımı yetiştirme felsefemle birebir örtüşüyor kendisi.. Sonuçta yıllardır çocuklarım için yaptığım herşey aslında Montessori nin bir parçası şu anda bakıyorum da.. Ama özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Montessori temelinde kendi kendine yetebilecek bir çocuk yetiştirme FELSEFEsi.. Bu felsefeyi anlamadan, altını doldurmadan üzerine Montessori Montessori diye ortalıkta dolaşmak doğru gelmiyor bana..
"Bizim çocuk montessori eğitimi alıyor" hava atmasında kullanılmaktan çok daha ötede çok daha derin bir felsefe.. Çocuğunu anlama, onu tanıma felsefesi.. Dışarıdan parayla satın alınacak, internette aranacak değil; içeride, çok yakında, çocuğunla senin aranda olması gereken bir felsefe..
Sadece anlatmak istediğim bu..
Bu kadar konuşmuşken günlük rutin etkinliklerimizden bugünkü mesela:

25 Ocak 2017 Çarşamba

İstanbul'dan Kaçış..

İstanbul dışında yaşadığımız dönemlerde tüm hafta sonlarını hatta hafta içi iş çıkışlarını istanbula kaçarak değerlendiren iki istanbul aşığıydık.. keşfedilmemiş mekan, denenmemiş lezzet bırakmamıştık.. o kadar trafiği yapmak istediğimiz birşeye ulaşmak için çektiğimizden hiç de gözümüze batmıyordu.. Ve birgün gelen bir iş teklifiyle istanbula yerleşmeye karar verdik.. Hamileliğimin son haftaları karnım burnumda ev ararken farkettik ilk aslında daha önce yaşadığımız yerde refah seviyemizin ne kadar yüksek olduğunu.. spor salonu var mı var, ücra bir yerde 2 alet, yeşil alan var mı var, 2 ağaç.. herşey sembolik.. Var diyebilmek için sadece.. ne kadar farklı kelimelerle süslenseler de tüm projeler birbirinin aynı.. o kısıtlı zamanda eşimin işyerine yakın, şehre uzak bir bölgede biraz daha formalitenin üzerinde bir ev bulabildik nihayet.. Taşındık doğuma bir hafta kala.. Sonrası yavaş yavaş farkına vardığımız bir topluluk savaşı.. herkesin sadece bir adım önde olabilmek için çırpındığı, halbuki hepsinin aynı yerde olduğu kalıba sokulmuş bir insan topluluğu.. hep aynı şeyleri yapan ama bunun farkında olmayan, farklılaşmalarına izin verilmeyen bir düzen.. hep bir varolma savaşı.. her türlü imkanın olupta trafik nedeniyle ulaşılamayan, ulaşılsa bile o imkanı kapasitesinden fazla insanla paylaşmak durumunda kalınan bir şehir.. Ne kadar çok tüketirsen ne kadar çok para harcarsan mutlu olursuna inandırılmış bir çark.. Bencillik diz boyu, maddiyatçılık hat safhada.. herkes parasını vererek mutlu olmanın peşinde.. Hele hele bu düzenin içinde çocuk sahibi olmak.. anne baba yanında sahip oldukları o kocaman yüreğin, o inanılmaz doğallığın; evin dışına çıktıkça, insanların davranışlarını gördükçe anlamsız bakışlara dönüştüğünü görmek.. Bu doğallığı koruyabildiğimiz yere kadar korumamız gerektiğine hüküm getirdik, yoksa buradaki herkes gibi olacaklardı, çocukluğunu özgür bir şekilde geçirmek yerine büyük şehirin kalıplaşmış dayatmalarına yenik düşmelerine göz yumamazdık.. hafta sonları da istanbul dışına kaçmaya başladığımızı farkettiğimizde karar verdik istanbuldan kaçmaya.. işler ayarlandı önce.. sonra miss gibi bahçeli bir ev.. Kaçtık geldik tası tarağı toplayıp.. küçükte bir anaokulu kurdum bir odamıza küçük prens ve prenses için.. Gönüllerince çocukluklarını yaşıyorlar.. Dayatma yok, kalıplar yok.. maddi gücün yarıştırıldığı, çocukların özendirilmeye alıştırıldıkları doğum günü partileri yok.. Sadece biz varız ve doyasıya yaşanan bir çocukluk.. yapmak istedikleri herşeye ben değil, kendileri karar veriyor.. Onların ömürleri boyunca hatırlayacakları, karakterlerinin şekilleneceği tek dönem olan çocukluk için öyle müthiş imkanlara gerek yok bana göre.. Bol bol sevgi ve ilgi, sağlam bir çocuk yetiştirmek için tek formül..
Şunu itiraf etmeliyim ki uzun süredir ilk kez nefes aldığımızı hissediyorum..
Sadece bir hayatımız var.. onların da ömürleri boyunca hatırlayacakları sadece bir çocuklukları.. istanbulun hayatımızı ipotek altına almasına daha fazla izin veremedik..
Bunu neden yazdım, yapılabilir birşey olduğunu anlatmak için..herkesin böyle bir planı var eminim.. Ama bu şehre sürekli söylenerek enerji harcamaktansa, o enerjiyi kaçış için fizibilite yapmaya harcayın.. Emin olun sizin için de uygun biryer var..
Şunu da söyliyim kararı almamız ile taşınmamız arasında geçen süre 1 ay bile değil.. daha hayalini bile doğru düzgün kuramadan hayallerimizin içinde bulduk birden kendimizi.. yani sandığınız kadar zor değil, zor olan kalıplarınızı yıkmak..
Biz kendi cennetimizi yarattık, sıra sizde..

İçerikler ve Palm Yağı Üzerine..

Bugüne kadar içerik olarak içime sinen ve kendim kullandığım ürünleri paylaştım sizlerle.. içerikler konusunda bilinçlendirdiğim çok sayıda insan oldu, bunu net bir şekilde görebiliyorum.. Ama diğer taraftan art niyetli sorulara da maruz kalmadım değil..
Bu blogtan bugüne kadar tek bir kuruşluk kazanç ya da ürün cebime girmiş değildir.. Buna zaten ihtiyacım da yok.. Eğer bir kazanç elde etmek isteseydim zaten net bir şekilde bloğum üzerinden yapardım, diğer bloglarda olduğu gibi.. Çocuklarımla dolu dolu geçen bir günün ardından onlarla yatıp uyumak varken, geceleri uykumdan feragat ederek birşeyler yazmaya çalışıyorum.. Net olarak gördüğüm şeyleri, hiç farkında olmayan insanlara ulaştırmaya çalışıyorum.. Bir nevi vicdani bir sorumluluk olarak gördüğümden.. Bugüne kadar yeteri kadar bilinç oluşturduğumu düşünüyorum.. Yani herhangi bir içeriğe baktığında kullanıp kullanmaması gerektiğine karar verecek bilinçte insanlar oluşturduğumu düşünüyorum.. o nedenle bundan sonra vitamin takviyesi anlamında herhangi bir tavsiye ya da yorumda bulunmayacağımı belirtmek istiyorum.. Bugüne kadar yazdığım herşeyin sonuna kadar arkasındayım, hala çocuklarıma bu ürünleri kullanmaya devam ediyorum.. Edeceğim de..
Palm yağı konusuna gelecek olursak, gerçekten acınacak durumda olduğumuzu düşünüyorum.. yıllardır doymuş bir bitkisel yağ olduğunu, bu özelliğiyle de kalp ve damar sağlığı açısından zararlı olabileceğini, ucuz ve yeniden kullanılabilirliği yüksek bir yağ olduğu için defalarca kızartmalarda kullanılmasının da kanserojen ve toksik etkiler yapabileceğini belirttik hep.. Bunu bir kez bile dikkate almayan insanların nutella krizi patladıktan sonra panik olmalarını anlayamıyorum bir türlü.. Biz sabah öğle akşam nutella mı yiyorduk ki bu kadar tedirgin olduk birden.. Diğer taraftan içinde palm kelimesi(yağı bile değil) geçen içeriklere savaş açıp , market alışverişlerine, pastane alışverişlerine, dışarıda yemek yemeğe hiçbir şey olmamış gibi devam edilmesi de beni düşündürüyor gerçekten.. pastanelerde ya da dışarıda yenildiğinde bir içerik bilgisi yok tabii..
Rica ediyorum sizlerden: Evinize ve vücudunuza giren herşeyi sorgulayın..
Ben buna nutelladan önce de dikkat ediyordum, sonrasında da aynı şekilde devam ediyorum.. İsteyen istediğini tartışsın dursun televizyonlarda orada burada, benim hayatımda değişen birşey olmadı. NOKTA.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...