28 Haziran 2016 Salı

Ev Yapımı Anne Pudingi


Takip edenler bilirler çocuklarımı tatlıya alıştırmadım hiç, rutinlerine hiç sokmadım.. Ama diğer taraftan da çocuğun dışarıda patlama yaşamaması için her anlamda doyurulması, tatmin edilmesi gerektiğine inarırım.. Tatlı hem rutine girmeyecek, hem de çocuğun gözünü doyuracak.. Peki nasıl olacak bu??
Ben şöyle bir uygulama yapıyorum:
Haftada bir akşam cuma akşamları keyif akşamı yapıyoruz evde, o akşam sinema akşamı oluyor.. Ev yapımı tatlı, ev yapımı cips, meyve tabakları, kuruyemişlerden bir keyif sofrası kuruyoruz..
Ev yapımı abur cuburlarımızı sadece o akşam yemeye alışkanlık kazandıklarından ve başka zaman olmadığını bildiklerinden rutinde hiç istemiyorlar, akıllarına bile gelmiyor.. Ben de amacıma ulaşmış oluyorum böylece:)
Gelelim keyif akşamlarımızın favori tatlısı pudinge, gerçekten hazır pudinlere taş çıkarır cinsten söyliyim.. İnternetten Oktay Usta üzerinden bulup denemiştim..
1 litre süt
1 su bardağı tozşeker
3 çorba kaşığı kakao
2 silme çorba kaşığı nişasta
2 silme çorba kaşığı un
Tencerede koyulaşana kadar pişiriyoruz, koyulaşınca
1 kaşık tereyağı
ilave edip, ocaktan indiriyoruz ve birkaç dakika blenderdan geçirip kaplara alıyoruz.. Üzerine ceviz, fındık, hindistan cevizi ile süsleyebilirsiniz..
Tarifte vanilya da var ama ben koymuyorum..
Tüm malzemem ipek hanım çiftliğinden yani doğal, kakaoyu ise ekorganikten naturata marka alıyorum, buram buram ensef lezzette bir kakao..

25 Haziran 2016 Cumartesi

Gıdalarda En Zararlı 10 Katkı Maddesi..




www.derki.com isimli web sitesinden alıntıdır.

Gıda üreticileri, doğal katkı maddeleri yerine kimyasal ve sentetik alternatifleri ile bizi gerçekten öldürüyorlar!
Her türlü abur cubur, şeker ve şekerleme; hazır meyve suyu ve reçeller; kola vb boyalı gazlı içecekler, meyve tozları, her türlü boyalı içecek, boyalı hazır meyveli yoğurt ve pudingler; hazır çorbalar, hazır soslar, ketçap, mayonez vb; hazır baharat ve köfte karışımları, her türlü cips, içine katkı maddesi karıştırılan her türlü yiyecek, salam, sucuk, sosis; et, tavuk ve diğer et ürünleri (hamburger vs), tüketilmeye hazır donmuş-donmamış bütün yiyecekler, kısacası bütün ambalajlı (hazır) gıda maddelerinden uzak durup doğal beslenmeye dönmemiz bir lüks değil acil ihtiyaç oldu.
Şu hususa da dikkat!
Gıdaların üzerinde “Hiçbir koruyucu madde içermez” yazısı “Hiçbir katkı maddesi yoktur” anlamına gelmiyor. Örneğin: “Hiçbir koruyucu madde içermez” diye etiketlenen hazır çorbalarda MSG adlı lezzet arttırıcı katkı maddesi bulunuyor.
Her yıl binin üzerinde yeni kimyasal katkı maddesi gıda sektöründe, raflarda ve dolayısıyla bedenimizde yer alıyor.
BU KATKI MADDELERİNİN ÇOĞU ETİKETLERDE BİRTAKIM KODLARLA YER ALIYOR.
Bunların hepsi sağlığa zararlı ama bazıları diğerlerinden çok daha fazla zararlı.
İşte mutlak olarak kaçınmamız gereken on katkı maddesi listesi:
1)Aspartam (Nutrasweet ve Equal olarak da biliniyor)
Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır. Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti.
Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır.
Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, depresyon, korku atakları, huzursuzluk, konvülsiyon, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüleri, MS (Multipıl Sıkleroz) gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler.
Özellikle zayıflamak için suni tatlandırıcı kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olması. On binden fazla gıda maddesinde kullanılıyor.
2) Yüksek Fruktoz Mısır Şurubu
Kötü kolesterol seviyenizi (LDL) hızla yükseltir ve diyabet hastalığının oluşmasında rol oynar. Kansızlık, kalp büyümesi ve obeziteye de neden olur.
Ketçap, krema, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır.)
3) Monosodyum Glutamat (MSG) ya da E621
MSG lezzet arttırıcı bir eksitoksindir. Eksitoksin, hücreleri aşırı uyarır. Bu da hücrelerin zarar görmesine ve ölmesine neden olur.
Yol açtığı hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: merkezi sinir sistemi tahribatı ve buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, sara (epilepsi), retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı), yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite, büyüme hormonu baskılanması, pankreas hasarı, ensülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet; ayrıca böbrek ve karaciğerde hasar yaratır. Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Piyasada tüm cipslerde MSG var; hatta güvenli ve doğal olduğunu iddia edenlerde bile. Uzakdoğu yemeklerinde (Çin ve Japon mutfağı) çoğu soya sosunda, hazır çorbalarda, hazır soslarda, hazır gıdaların hemen hepsinde, gofretlerde, bazı katı yağlarda yaygın olarak kullanılıyor.
Etiketlerde glutamin, glutamat, MSG ve monosodyum glutamat olarak yer alan bu zehir, tatlı-tuzlu her türlü yiyeceğin lezzetini arttırdığı için gıda üreticileri tarafından bolca kullanılıyor. Tehlikeleri halk tarafından bilinmeye başladığından beri bazı üreticiler etikette E621 yazarak gerçeği saklama yoluna gidiyor.
4) Trans Yağ
Trans yağ, kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltir. Kalp krizi, kalp rahatsızlığı ve inme riskini ciddi ölçüde arttırır.
Trans yağlar bağışıklık sistemini zayıflatır, ensülin direncini arttırır, karaciğeri ve üreme sistemini etkiler. Gebelerde düşüğe, doğum ağırlığına neden olur ve anne sütünün kalitesini bozar. Hücre zarına da zarar verir.
Trans yağlar sürülebilir kahvaltılık yağlarda, margarinlerde, katı ve kızartma yağlarında, hazır hayvansal gıdalarda, bunlara bağlı olarak, kızartılmış gıdalarda, fırıncılık ve pastacılık ürünlerinde, tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru, kek, çikolata, gofret, cips, salata sosları, hamur işi, kraker, hazır köfte, tatlılar, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur.
Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa bunun anlamı trans yağ içerdiğidir.
5) Yaygınca Kullanılan Gıda Boyaları
Yapay gıda renklendiricileri çocuklarda davranış bozukluklarına ve önemli ölçüde IQ seviyesinin düşmesine yol açıyor. Hazır gıdalarda bol bol kullanılıyor. Sayıları o kadar çok ki her birinin zararlarını burada yazmaya dosyalar yetmez.
Size midenizi bulandıracak bir örnek vereyim. Carmine (E120) adında bir gıda boyası var. Özellikle salam sucuk ve sosislerin canlı, kırmızı rengini vermekte kullanılıyor. Ev yapımı sucukların kahverengi olmasına karşın hazır sucukların o iştah açıcı görüntüsünü sağlıyor. Bu boya, bir çeşit bitten elde ediliyor. Şeker ve çikolata üretiminde tekstil boyaları kullanan firmalar bile var.
Tükettiğiniz gıdalar;
  • Sunset yellow (E110)
  • Tartrazin ( E102)
  • Karmoisine (E122)
  • Panceau (E124)
  • Quinoline (E104)
  • Allura red (E129)
  • Sodyum Benzoat (E211)
gibi katkı maddeleri içeriyorsa dikkatli olun.
Meyve ezmelerinde, gazlı içeceklerde, hazır pudinglerde, toz kremalarda, çorbalarda, soslarda, dondurmada, tatlılarda, sakızda, jellerde, marmelatlarda, meyveli yoğurtlarda, reçellerde, ketçap, mayonez ve hardalda bu tür boyalar bulunuyor.
6) Sodyum Sülfit
Etiketlerde E250 koduyla yer alan raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) vazgeçilmezi. Özellikle çocukların bolca tükettiği tost, pizza gibi ürünlerde kullanılan sosis, salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etlerde bulunur. Hazır baharat ve köfte karışımlarında da bulunur.
Sülfit duyarlılığı olanlarda baş ağrısı, nefes problemleri, kaşıntı yaratır. Nadir durumlarda da olsa ölüme bile neden olabiliyor. Pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında arttırıyor. Başta kolon kanseri olmak üzere her çeşit kanseri tetikliyor. Çocuklarda beyin tümörü oluşturuyor.
Sodyum nitrit; özellikle cenin, bebek ve çocuklar için tehlikelidir.
Bu zararlar E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 diye belirtilen kodlar için de geçerlidir.
7) Sodyum Nitrat/ Sodyum Nitrit
Bu raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş gıdaların bir başka vazgeçilmezi. Değişik kanser türleriyle bağlantısı var. Kullanım alanları ve zararları sodyum sülfit ile benzerlik taşıyor.
8) BHA ve BHT
Bütilat Hidroksi Anizol (BHA) ve Bütilat Hidroksi Toluen (BHT) adlı koruyucu maddeler beyninizin sinir ağını etkiliyor, davranış değişikliklerini ve kanseri tetikliyor.
Katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılıyor. Tahıl ve tahıl ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır.
9) Sülfür Dioksit
Sülfür içeren katkı maddelerinin Amerika’da çiğ sebze ve meyvelerde kullanılması yasaklanmıştır. Yani bunun zehir olduğu gerçeğini daha fazla görmezden gelemeyince hiç değilse çiğ gıdadan çıkaralım demişler.
Yan etkilerinin içinde bronş problemleri, düşük kan basıncı ve anaflaktik şok var.
Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebiliyor.
SO2, sülfitleyici maddeler (sülfür dioksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerde kullanılır. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunur.
Birçok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.
10) Potasyum Bromat
Bu katkı maddesi, ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak ve ekmeğin rengini beyazlatmak için kullanılıyor. Hayvanlarda kansere neden olduğu biliniyor. Az miktarları bile insanlarda değişik problemlere yol açıyor. ABD ve Japonya dışında bütün dünyada kullanımı yasaklanmış bir maddedir.
Bazı un üreticileri, irmik altı diye adlandırılan kalitesiz unlara kanserojen etkisi yüzünden katılması yasak olan benzol peroksit ve potasyum bromat gibi bazı katkı maddelerini ekleyerek, rengini beyazlatıyor ve ekmeklik unmuş gibi fırınlara pazarlıyor.
Bu katkı maddeleri çakmak tutulduğunda ekmeğin benzin dökülmüş gibi alev almasına yol açıyor.
Beyaz ekmekten uzak kalmamızda yarar var.

24 Haziran 2016 Cuma

Alternatif Tatil Programı: Çadırla Baştan Sona Karadeniz Turu- Kamp Tatilinin İp Uçları

Bu yazıyı çok uzun süredir yazmak istiyordum, hep araya birşeyler girdi..

Geçen yaz yaptığımız bu keyifli turu yapmak isteyenler için gezi notlarımı bu yazın başında paylaşıyorum ki bu yaz için faydalanmak isteyenler faydalanabilsinler.. En başta şunu belirtmeliyim ki çadır kampı gözünüzü korkutmasın, biz bu turu biri 5 aylık diğeri 2.5 yaşında iki çocukla yaptık..

İhtiyacınız olan tek şey iyi kamp ekipmanları.. Hepsini detayıyla yazacağım.. Son yıllardaki tatillerimiz daha doğaçlama daha doğaya yönelik olmaya başladıkça çocukları da buna alıştırmaya başladık.. Balayı yıllarımız dışında tatil köyünde tatil yapmadık hiç.. Rezervasyon yaptırıp tatile çıkmadık.. İlk çocuğuma 6 aylık hamileyken arabayla 2 hafta balkan turu, kızım 8 aylıkken baştan sona arabayla ege akdeniz turu, kızım 2.5 yaşında ve oğlum 5 aylıkken arabayla baştan sona karadeniz turunda da bu böyleydi.. Çadırımız hep yanımızdaydı.. Kalacak bir oda bulamadıysak bir kamp alanında çadırımızı kurduk, kamp alanı yoksa bir odada kaldık.. İkisini de bulamadığımız, ortada kaldığımız olmadı hiç.. Sadece kızım 1.5 yaşında ve oğluma 3 aylık hamileyken düşeşe bulduğumuz Benelux turunu kaçırmak istemedik, oda, uçak ve transferlerinden faydalanıp yine bireysel takılarak tabii.. Turlara dahil olmak hiç bize göre olmadı, biz hep gittiğimiz yerin popüler yerlerinden ziyade sokak aralarına, kültürüne inme isteğinde olduğumuz için belki..

Balkan turu gezi notları ile ilgili ayrı bir yazı yazacağım, ama önce karadeniz turunu detayıyla anlatayım:

Çadır kampı çocukları otel odasına kapatmamak yönüyle çok önemli bence.. Ayrıca otel odasında akşam uykusuna yatan çocuklarla gününüz bitmek zorunda kalıyor, ama çadırda onlar uyuduktan sonra mis gibi havada istediğiniz kadar keyfinizi yapabiliyorsunuz, eğer bizim gibi keyifçi bir çiftseniz.. Ayrıca çocuklar için müthiş bir sosyal ortam oluyor kamp alanları, sabah "anne bak güneş uyandı" deyip çadırın fermuarını çekmesiyle kendini dışarı atan kızım diğer çadırların çocuklarıyla oyuna dalmış oluyordu bile biz kahvaltıyı hazırlarken.. Otelde onlara böyle bir ortam sunamazsınız.. Kaldı ki tüm gece tertemiz havada uyuyan bedenler fazla uykuya gerek duymadan zinde bir şekilde uyanıyorlar, bu harika birşey..

Şunu da belirtmeliyim ki biz kamp alanları dışında hiç kalmadık, "şurada birkaç çadır varmış biz de atıverelim" deyip tesisi olmayan hiçbir açık alanda kalmadık.. Sanıldığının aksine bu işe gönül vermiş, kamp kültürünü yaymaya çalışan öyle iyi tesisler var ki inanamazsınız.. Yurtdışında kamp kültürü çok daha iyi bir seviyede evet.. Türkiyede kamp olayına "ucuz tatil" gözüyle bakan kesim bu işin bir kültür olduğunu anlarsa çok daha fazla yol katedilecektir eminim..

İyi kamp ekipmanlarından bahsetmiştim, marketten alma çadırla, evden alma yatakla yorganla olmaz bu iş.. İyi ekipmanınız olursa hem kurulup toplanmanız pratik olur, hemde komforunuz üst seviyede olur.. Bizim ekipmanlarımız:

Çadır için kolay kurulum, havalandırma ve güneş geçirmeme özelliği konfor açısından çok önemli..Quechua 2 seconds fresh&black 3 kişilik çadır kullandığımız son çadırımız.. 2 seconds özelliği çadırın kılıfından çıkarıldığında kendini atarak kendi kendine 2 saniyede kurulmasını sağlıyor, çıta geçirme derdi falan yok, inanılmaz bir şekilde saniyeler içinde kurulmuş oluyor.. Havalandırma pencereleri çok iyi tasarlanmış.. Gönlümüzü fetheden özelliği ise dışının beyaz içinin siyah yapılarak, dışarıdan güneş ışığını yansıtıp çadırın ısınmaması, siyah kısımla ise içerinin karanlık olması sağlanarak sabah tepenize dikilen güneşe inat uyku konforu sağlaması oldu.. Daha önce bu markanın 2seconds xl air modelini kullanmıştık.. Koyu renk olmadığı için ya gölge bir yere kurmaya çalışıyor ya da üzerine koyu renk bir örtü atıyorduk.. Son aldığımız çadırla bu sıkıntı ortadan kalktı.. Decathlondan 259 tl ye aldık..

Yatak konusunda 3 kişilik şişme yatak kullanıyoruz biz, el pompasıyla 3-4 dakikada şişiyor.. Otomatik pompa da kullandık ama efektif bulmadık.. Yatağı Hepsiburadadan 90 küsür liraya almıştık bestway marka..

Yatak için örtü kısmına gelince, normalde Quechua markasının güzel kamp yatağı örtü setleri var uyku tulumu şeklinde, ama 3 kişilik yatak için böyle bir set yok ne yazık ki.. Bu nedenle ben 2 adet Quechua camping 20 derece uyku tulumu aldım tanesi 50 liraya Decathlondan, içine yatabildiğiniz gibi tamamen açıp örtü şeklinde de kullanabiliyorsunuz ayrıca 2 tulumun birleştirilme özelliği de var, ek olarak kılıfının içini eşya ile doldurup yastık da yapabiliyorsunuz.. Yastık ve örtü konusunu tek üründe çözmüş olduk yani.. Yatak üzerine yaymaya bir de uyku tulumuyla aynı renk nevresim ayarladım, seti tamamladım..

Çadır ve yatak dışında el pompası ve ışığa ihtiyacınız olacak.. Pompayı intex marka aldık 30 tlye, daha önce söylediğim gibi otomatik olanlar iyi çalışmıyor.. Işık konusunda ise Quechua yı tek geçerim yine, küçücük bir pille çalışan, ister çadıra asılan ister sabit durabilen, gece lambası modu da olan bu ışık gerçekten çok kullanışlı.. Decathlondan 33 tlye aldık..

Ocak konusunda ise elektrik kullanabildiğimiz kamp yerlerinde kumtel tek gözlü elektrikli ocağımız elimiz ayağımız.. Bunu sadece kamp için değil otel gibi yerlerdede sıkça kullanıyorum, öyleki kendisiyle pariste tarhana pişirmişliğimiz vardır:) çocuk olunca konu yanımdan erişte ve tarhanamı asla ayırmıyorum seyahatlerimde.. Elektrik olmayan yerler için de ya da yol üstü yemek molaları için de nurgaz troya kamp ocağı kullanıyoruz..

Bir de çadırınızın altına yaymak için branda türü koruyucu almanız gerek, herhangi bir nalbura kestirebileceğiniz gibi bizim gibi decathlondan da alabilirsiniz..3x4 m zemin örtüsünden almıştık biz 60 tl gibi bir fiyata.

Bunların dışında bir de katlanan sandalye ve masaya ihtiyacınız olacak.. Belki plaj şemsiyesine de..

Kamp ekipmanımız tamamsa gelelim karadeniz güzergahında kaldığımız kamp alanlarına:

*Amasra Çakraz Dolunay Camping'in yanındaki Kamp Alanı: Dolunay Campingi pek sevmedik, hem kalabalık hem de fazlaca ticari geldi bize.. Onun yan tarafındaki alana açılmış ve ismini hatırlamadığım yeni camp yeri hem daha tenha hem de daha samimimi geldi bize, tam bir aile işletmesiydi.. Tesisin daha çok eksikleri var ama yeri enfes.. Çakraz zaten çok güzel bi yer..

*Sinop Martı Camping: Kamp işine gönül vermiş biri bu kadar mı iyi tesis kurar, kendine ait kumsalı, her çadırın başındaki elektrik istasyonları, özel mutfağı, tertemiz duşları, tuvaletiyle avrupadaki kamp yerleriyle yarışır cinsten.. Türkiyede şu ana kadar gördüğüm en iyi kamp yeri diyebilirim..

*Ünye Gülen Camping: En iyi manzaraya sahip kamp yeri, ağaçlar altına seyir terasına kurduğunuz çadırınızdan tüm deniz ayaklarınızın altında.. Eksikleri olsa da kumsalı ve denizi harika..

* Keşap Düzköyaltı Kamp Yeri: Mola amaçlı girip konakladığımız tesis.. Daha çok plaj olarak kullanılan tesisin kamp alanı biraz zayıf..

* Uzungöl UDSAG Kamp Alanı: Uzungölün kalan tek yeşili sanırım burası.. Uzungöl ne kadar yağmalandıysa burası bi o kadar başınızı nereye çevirseniz yeşili göreceğiniz, müthiş bir ambiansa uyanabileceğiniz bi yer.. Eksikleri var ama semaver çayı, sucuk ızgarası, dağcı sporcu aydın beyin samimiyeti, eşsiz manzarası yetiyor..

*Ayder Camping: Ayder yaylası tam bir ticarethaneye dönmüşse de burada da kalabileceğiniz bir kamp yeri var, genelde gençlerin takıldığı dipdibe çadırların kurulduğu samimi bir sosyal ortamı var..

Artvin Karagöl görülesi enfes bir yer.. Kamp kurabileceğiniz bir alan da mevcut ama kamp alanı tesisi olmadığından ve arabayı çok uzakta bırakmak zorunda kalacağınızdan dolayı tavsiye etmiyorum.. Gidin görün sadece ama kalmayın..

Bu kamp alanlarının ücretleri ya kişi başı 15-20 tl ya da çadır başına 30-40 tl, yani 50 tlyi geçmez gecelik..

Bunlar dışında da çok fazla kamp yeri bulabilirsiniz internet üzerinde,bunlar bizim kalıp tecrübe ettiklerimiz.. Biz de bunları yolda internet üzerinden bulduk.. Hangi bölgede kalmayı planladıysak o bölgede arattık..

Karadeniz bölgesi görülmesi gereken yerleri internet üzerinden kolaylıkla bulabilirsiniz, biz amasradan batuma kadar gittik görülmesi gereken her yerini geze geze..

Asıl ben size internet üzerinden kolay kolay bulamayacağınız bir konuda tavsiye vermek istiyorum, Lezzet Durakları..

İki amatör gurme olarak her zaman gittiğimiz yerin en iyi ama en fabrikasyon olmayan lezzetini tatmaya çalıştık eşimle.. İnsan kaynayan fabrikasyon tesisler değil küçücük eski bir dükkanda bulduğumuz bir lezzetti bizi bazen saatlerce sokak sokak aratan.. Sora sora bula bula ne lezzetler ekledik yine damak tadımıza bu karadeniz turunda da..

-Bafra Pidecisi Turan Usta: Ne yapın edin bafraya kırın direksiyonu ve turan ustanın kapalı kıymalı pidesinden yiyin.. Bugüne kadar pide yememişim diyeceksiniz, hele hele istanbuldaki bafra pideleri kır pidesi kalır yanında.. Samsunun neredeyse tüm ünlü pidecilerinde yemiş biri olarak turan usta açık ara önde..

-Giresun Espiye Kukul Pide: Pidede 2. Sıraya oturdu bizde, mutlaka denenmeli..

-Trabzon Ayasofya Müzesi Cafesi: Karadeniz lezzetlerini layıkıyla tadabileceğiniz bir yer.. Turşu kızartması, Muhlaması, kara lahana sarması enfes..

-Trabzon Kalkanoğlu Pilavcısı: Enfes bi lezzet, pilavı erkenden bitirip kapatıyorlar bilginiz olsun..

-Hamsiköy Sütlaççısı Murat Usta: Sütlaç sevmem falan demeyin, bu başka bişey..

- Komaroğlu Akçaabat Köfte : Akçaabat köfteyi yol üzerindeki fabrikasyon tesislerde yemeyin sakın, nihat usta cemil usta körfez falan hepsi fabrikasyon.. Yerel halkın tercih ettiği çarşı içindeki komaroğluna gidin, gerçek akçaabat köfteyi tadın, ayranı ve piyazıyla yok böyle bir köfte diyeceksiniz.. Sonra isterseniz o kadar yemenin üzerine yeriniz kalırsa bir de yol üstündeki o ünlü!! yerlerde deneyin bakalım komaroğlunun yanından geçiyor mu.. Ben açıkçası akçaabatta köfte yediğini sanan o tesislerdeki kalabalığa üzülüyorum gerçekten..

- Uzun Saçlının Yeri Bolaman/Perşembe: Tüm aksiliğine rağmen yol üstü keyif duraklarından bir tanesi.. Mutlaka mola verilmeli, ama biraz beklemeyi göze alın, her gelen için yeni demleniyor çay kişiye özel demlikte.. Daha girerken kaç tane içeceksiniz diye soruyor uzun saçlı, ona göre demliyor, daha çok ya da daha az içmek yok bilginiz olsun..

-Vonalı Celal Bolaman Yolu /Perşembe: Taptaze balığı ve manzarası enfes, özellikle günbatımında gidin..

- Giresunda Kümbet yaylasına çıkın, aynı zamanda restoran hizmeti veren kasapların birine dalın ve yayla hayvanının enfes lezzetine bakın..

- Çayeli Hüsrev Kurufasülye: Kurufasülye pilav enfes, bir de turbo adını verdikleri sütlaç üzeri kadayıf denenmeli..

- Zonguldak Devrek Simit: Taş Fırından bol bol alın, yolda tadına doyamayın:)

-Artvin Karagöl Yolu Aile İşletmeleri: çay bahçelerine nazır seyir teraslarında mutlaka çay ve muhlama keyfi yapın..

-Ordu Tostu mutlaka denenmeli, bizim aldığımız kafenin adını hatırlayamadım, ama bizim yaptığımız gibi yapabilir, orada yaşayan halka en iyi nerede yiyebilirim diye sorabilirsiniz..

- Fırtına Deresi Osmanlı Restoran: Kırmızı benekli alabalık, muhlama, mısır ekmekleri, turşu kızartmaları, taş köprü mazarası, ambiansı harika..

Upuzuuunn bi yazı oldu ama umarım böyle keyifli bir rotaya direksiyon kırarsınız bu sezon..

Çocuğum için Hangi Vitaminleri Kullanmalıyım?

Sağlıklı beyin gelişimi için omega şart.. Setini alarak dahil olduğum mega hafıza kaynaklarında şöyle der:

Sonradan telafisi mümkün olmayan 3 olay vardır çocuğun beyin gelişiminde etkin rolü olan:

1- Uzun süre anne sütü ile beslenmek

2- Omega açısından zengin DOĞAL beslenme

3- Beyin gelişimine katkıda bulunacak aktiviteler yapmak

Bunları çocuğunuzun ilk yıllarında yaptınız yaptınız yoksa telafisi mümkün değil sonraki yıllarda..


Birinci madde tamam, kızımı 2 yaşına kadar emzirmiş bir anne olarak oğlumda da aynı yolu izliyorum, kaldı ki hergün bir kez sağıp bir bardakta kızımla paylaşıyoruz sütümüzü hala.. İkiden sonra da hergün bir bardak inek sütü içeceğine anne sütü içiyor fırsat bu fırsat..

Üçüncü madde için de mega hafıza seti ihtiyacımızı karşılıyor, işitsel, görsel, motor gibi temel becerilerin gelişmesine katkıda bulunuyor..

İkinci maddeyi daha geniş açmak istiyorum.. Doğal beslenme tarzını bildiğiniz üzere şiddetle savunanlardanım.. Öyle ki beni takip edenler market raflarından evime birşey girmediğini de bilirler (tuvalet kağıdı, peçete dışında:) ) omega açısından zengin beslenmenin temelinde balık olduğunu herkes bilir.. Ama maalesef artık denizlerimiz öylesine bilinçsizce kirletilmiş durumda ki balığı çocukların rutin menüsüne koymaya gönlüm pek de elvermiyor.. Yurtdışından gelenlerde de şoklanma olayı var.. Bu nedenle omega olayını balık yağı ile garantiye almak bana mantıklı geliyor, balık yine keyif için arada bir alınıp yenebilir ama omega alsınlar diye sürekli yemek zorunda kalmalarını istemiyorum.. Benim balık yağında ilk tercihim mega hafıza firmasının getirttiği megaomega oldu, içerik oldukça masum.. Fakat tedarik edemiyorlar artık, ondan sonra da Möller in balık yağına döndüm.. Hergün değil gün aşırı veriyorum çocuklara..

Çocukların ihtiyacı olan diğer iki şey ise demir ve d vitamini.. Demiri yumurtadan, pekmezden, etten alabilir, evet her gün menüsünde bunlar var ama kilosu başına 1 mg alması gerekiyor hergün.. Topluyorum topluyorum kilosu başına alması gerekeni alamıyor, öyleyse ne yapmalı, iki günde bir 12.5 mg ferromixin durumu dengeler.. Hergün mü demir, hayır olmaz, demirin fazlası iç organlara zarar veriyor çünkü.. Demiri de çözdük, cepte..

D vitaminine gelince, d vitaminini güneşten ve vitaminlerden alabilir sadece.. Bir de balık yağının içinde var, eğer balık yağınız cod liver oil yani a ve d vitamininden zengin balık ciğerinden elde edildiyse.. Balıkyağı verdiğim günler d vitamini vermek yok o zaman.. Balık yağı vermediğim günlerde ise ferromixin ve d vitamini veriyorum.. O gün bol bol güneş aldıysak d vitamini vermiyorum yine d vitamininin fazlası da zarar çünkü..

Vitamin programı oluştu o halde.. Ayın çift günleri demir+d vitamini, tek günleri de balık yağı günlerimiz oldu.. Bu yöntemle dün ne vermiştim diye düşünmek zorunda kalmıyorsunuz, takibi oldukça kolay oluyor..

Bu programı oturturken çok araştırma yaptım, içerikleri aldım önüme, vücudun günlük ihtiyacı olan vitaminlerin ne kadar olduğunu araştırdım.. IUları mglara çevirdim, çarptım böldüm..

Dikkatli olmanız gereken A, D vitaminleri ile demir.. Bunların ihtiyaçtan fazla alınması vücutta zararlı etkiler yapabiliyor.. Ferromixinde de A vitamini ve demir olduğu için, yine A vitamini içeren balıkyağını aynı gün veremezdim.. Demir zengin beslenme alışkanlıkları olduğu için demiri de hergün vermek istemediğimden en uygun yöntem bu oldu.. Ferromixinde d vitamini olmadığı için demir verdiğim günler d vitamini de vermek mantıklıydı.. Şu durumda benim vitamin programım:


Ayın Tek günleri: Möller Balık Yağı

Ayın Çift Günleri: Ferromixin+ Carlson D Vitamini ( o gün güneşe çıktıysak d vitamini vermek yok)


Bunun dışında herhangi bir multivitamin vermiyorum çocuklarıma.. Yeme düzenleri her besinden her türlü vitamin ve minerali alacak şekilde ayarlı.. Nasıl mı? Daha önce de yazmıştım:

SABAH: Yumurta ( hergün değişik şekilde pişiriyorum), peynir, zeytin, domates, salatalık, kuşburnu/keçiboynuzu pekmezi ya da bal, her sabah değişik bir bitki çayı (ıhlamur, adaçayı, kuşburnu vs)

ÖĞLEN: Sebze yemeği, yoğurt- kefir karışımı, mevsim meyveleri ya da kuru meyvelerden kaynatılmış komposto

AKŞAM: Et yemeği, salata, mevsim meyvelerinden sıkılmış taze meyve suyu, günlük vitamin takviyesi ( gününe göre ya balık yağı ya da demir+d vitamini ikilisi)

Vitamin takviyesini akşam yemeğinde veriyorum, sabah ve öğlen menüsünde süt ürünü olduğu için bunlarla birlikte demiri vermemek gerekiyor, bu nedenle geriye sadece akşam yemeği seçeneği kalıyor.. Demirin emilimini azaltıyor çünkü süt ürünleri..

Akşam yatmadan 1 bardak süt

Gün boyunca aralarda atıştırmalık isterlerse taze sebze-meyve ile kuruyemiş veriyorum..


Bu şekildeki bir programla vücut dirençlerinin yüksek olduğunu net bir şekilde gözlemliyorum, etrafındaki tüm çocuklar hastalıktan yıkılırken bizimkiler kolay kolay hasta olmuyorlar hiç..

18 Haziran 2016 Cumartesi

Arabada Güvenlik Konusunda Derleyici Bir Yazı ve 15-36 kg Oto Koltuğu Tavsiyesi

Daha önce de yazdığım üzere 0-12 ay (0-9 kg) arası dönemde bebekler için yapılmış ana kucağı kullanılmalı ve yüzü arka cama bakacak şekilde bağlanmalı.. Biz bu dönemde Chicco Living Travel setin ana kucağını kullandık..
İkinci dönem 1-4 yaş arası (10-18 kg) arası dönemde hareketli, kendi emniyet kemeri olan oto koltuğunda yüzü öne dönük bir şekilde bağlanmalı.. Biz bu dönemde Britax Römer Trifix Isofix kullandık..
Üçüncü dönem için yani 4-12 yaş (15-36 kg) arası dönemde henüz desteksiz emniyet kemeri kullanmaya hazır olmadıklarından emniyet kemerini rahat bağlayacakları yükselticili oto koltukları kullanmalı.. Biz bu dönem için uzun araştırmalar sonucu Besafe İzi Up 3x Comfort Isofix oto koltuğunu tercih ettik.. Tercih nedenlerimizden ilki çarpışma testine gimiş ve geçer not almış bir model olması.. Oto koltuğu alırken aklınızda olsun, her marka her modelini çarpışma testine sokmuyor, alırken mutlaka sorun bu modeli çarpışma testine girmiş mi diye.. İkinci tercih sebebimiz 2 kademeli yatış pozisyonunun diğer modellere göre daha tatmin edici olmasıydı.. Öyle ki uzun seyehatlarimizde uyuyan prensesimizin uyku konforu için gerekli olan bir özellikti bu bizim için.. Arkası olmayan yükselticileri tercih etmememizin nedeni de uyuduğunda rahat edemeyecek olmasıydı.. Üçüncü tercih sebebimiz kumaş kalitesi oldu.. Dördüncü tercih sebebimiz ise çarpma esnasında çarpmanın ters yönüne 20 derecelik bir açıyla dönerek çocuğu korumaya alması özelliğiydi..
Dördüncü dönem için çocuğunuz 150 cm den uzun ya da 36 kg dan fazlaysa ÖN KOLTUĞA OTURMAMAK KOŞULUYLA arka koltukta artık koltuksuz olarak emniyet kemeri takabilir..

Daha önce 12 olan ön koltuğa oturma yaşı 10 yaş olarak değiştirildi.. 10 yaşından küçük çocukları ön koltuğa oturtmak yasak, bilginiz olsun..

8 Haziran 2016 Çarşamba

Çocuklarımız Neler Yiyor?

Tam da böyle bir yazı yazmak üzereyken denk geldim, benim bakış açımla yazılmış derleyici toparlayıcı güzel bir yazı olmuş..

birannedogdu.blogspot.com dan alıntıdır..

"Çocuğunun hiperaktif olduğunu düşünmeyen anne neredeyse kalmadı. "Enerjisini atsın" diyerek parka, bahçeye çıkartılan, yetmeyip spor merkezlerine yazdırılan çocukların sayısı arttıkça biz anneler de "ne oldu da bu çocuklar böyle oldu" diye düşünüp duruyoruz...
"Çok oyuncak aldık, ondan dikkati dağınık."
"Her istediği oluyor, ondan bu kadar yaramaz."
"Evde dört duvar arasında bunalıyor, ondan bu kadar hareketli..."
Bu açıklamaları kendinize ya da başkalarına kaç kez yaptığınızı saydınız mı?
Peki olay tamamen psikolojik mi?
Peki biyolojik olma ihtimali olabilir mi?
Kız ek gıdaya geçecek önümüzdeki ay malum, ne yedireceğim, nasıl yedireceğim, oğlanın zamanında iyi kötü organiklere güvendik yedirdik, sonradan onların da organik olmadığı ortaya çıktı. İyice kafamız karıştı derken; neyin içinde ne var, o içindeki ne anlama geliyor, nedir ne değildir araştırmaya başladım... Araştırdıkça amacımla alakası olmayan bir sonuca doğru ilerledim sonra da... Çocukların huyu suyu yeyip içtiklerinden dolayı değişmiş meğer... Nasıl mı?
İşte böyle;Tartrazine (E102) diye bir katkı maddesi var; şeker, çikolata vesair zararlı bildiğimiz ürünler içinde değil hem de, dondurma ve balık köftelerinde kullanılıyor genellikle ve bu katkı maddesinin hem yalnız başına hem de başka katkı maddeleriyle kombinasyonlarında çocuklarda huysuzluk, hiperaktivite gibi sonuçlara yol açtığı ortaya çıkmış. Sentetik bir azo boyası olan tartrazine çocuklardaki ADHD sendromu (Hiperaktivite) ve astım benzeri belirtiler gösteren alerjik reaksiyonlara kaynak olarak gösteriliyor.
Tartrazine aslında tekstil ve kağıt boyası ancak gıda boyası olarak da kullanılıyormuş... Özellikle "Sarı Renkli" ürünler alırken içindekiler kısmına daha dikkatlı bakmak gerekiyor tartrazine ya da E102 barındırıp barındırmadığını anlamak için.
Bunun dışında çocuklar üzerinde direkt olarak zararlı etkileri olduğu bilinen diğer maddeler;
Ponceau 4R(E124) EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) tarafından kullanımın izin verilmiş, yalnız izin verilen miktar günlük kullanım için 0,4 mg/kg (vücut ağırlığı). Zararsız değil, belirsiz olarak geçiyor rapordaki güvenilirliği yalnız aynı raporda çocuklar üzerindeki etkisi için dikkatbozukluğu ve hiperaktivite verileri için "anlamlı" ibaresi bulunuyor. Hazır içeceklerde, şekerleme ve dondurmalarda, hazır çorbalarda, hazır balıklarda, tuzlu fıstıkta, reçellerde... daha pek çok şeyde mevcut.
Sunset Yellow (E110) Portakal rengi sentetik azo boyası olan bu katkı maddesi, asprin intoleransı olan kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor, kusma, ishal, kurdeşen gibi yan etkileri var ve küçük çocuklarda hiperaktivite ile bağlantılı bulunduğu çeşitli raporlarda yer alıyor.
Carmoisine (E122) Reçeller, yoğurtlar ve bunlar dışında bir çok kırmızı renkli gıdanın renklendirilmesinde kullanılan carmosine için; Hiperaktif Çocuklar Destek Grubu (Hyperactive Children's Support Group ) diyet listesinden çıkartılmalıdır önerisi var.
Quinoline Yellow (E104) EFSA onaylı başka bir katkı maddesi olan sarı gıda boyasının da, yine Hiperaktif çocukların diyet listesinde olmaması öneriliyor. EFSA tarafından önerilen günlük kullanım miktarı 10 mg/kg (vücut ağırlığı)
Allura Red AC(E129) Kırmızı azo boyası olan bu katkı maddesinin de yine yalnız başına ya da diğer katkı maddeleriyle birleşiminde çocuklardaki dikkat bozukluğu ve hiperaktiviteyle ilişkilendirildiği rapor edilmiş.
Bunları okuduktan sonra markette bir çok ürünün içindekiler kısmını inceledim. Fakat katkı maddelerinin kod numaralarını göremedim. Ancak bir iki üründe katkı maddelerinin isim olarak yazıldığını fark ettim. Sanırım kod numaralarına karşı oluşan hassasiyetten sonra böyle bir çözüm buldu firmalar.
Gıda Kodeksine uygun ibaresi, ürün içinde katkı maddesi olmadığı anlamına da gelmiyor ayrıca; zira daha önce de belirttiğim gibi EFSA tarafından kullanımı onaylı bu maddelerin. Ancak günlük kullanım dozajları da belirtilmiş aynı raporlarda ve bir çoğunda bu dozun aşımı halinde karşılaşılabilecek sıkıntılar epeyce ağır tablolar halinde listelenmiş.
Gıda sektöründe tatlandırıcı-koruyucu-aroma verici yaklaşık 6.000 katkı maddesi var. Tamamının zararlı olmadığı yalnızca aralarında zararlı olanların da olduğu şeklinde iddialar olsa da, bu araştırmaların pek çoğu sınırlı tüketim dozajına izin verir şekilde sonuçlanmış ve hiç birinde "kokteyl etkisi" araştırılmamış. Hangi katkı maddesinin hangisiyle birlikte kullanımının ne kadar zararlı olabileceğine dair nadir araştırmalar var ve bunlar da genellikle yalnız başlarına verdikleri zararlardan çok daha kötü neticelerinin olduğu şeklinde sonuçlanmış. Örneğin sodyum sülfit(E221) ile benzoik asit(E210) karıştırıldığında yalnızken verdikleri zararın çok daha fazlasını veriyor.
"Peki ne yiyeceğiz, çocuklarımıza ne yedireceğiz?" "Neyin zararlı olduğunu nerden anlayacağız?" diye düşünüyorsanız yalnızca "raf ömrü" kıstasıyla bile pek çok katkı maddesinden kaçınabilirsiniz. Evde yaptığınız yoğurt üç günde ekşirken bakkaldan aldığınız yoğurt 15 gün dolapta taş gibi duruyorsa elbet vardır bir sebebi...
Katkı maddelerinin listesine buradan ulaşabilirsiniz.
Ayrıca okuduğum bir yazıdan da, paket üzerindeki ibarelere pek itibar etmemem gerektiğini anladım-ki zaten doktorumuz Murat Bey de bu konuda uyarmıştı daha önce bizi.
Bahsettiğim makaleden bir kaç bölüm aktaracağım;
Ürünün içindekiler kısmına bakıyorsun, “yenilebilir jelâtin” yazıyor. Bir de yanında “Ürünlerimizde domuz yağı ve domuzdan elde edilen hiçbir katkı maddesi yoktur”ibaresi gözümüze sokarcasına not ediliyor. Oysa Türkiye’de 1 gr bile jelâtin üretilmez. DTM verilerine göre; Türkiye jelâtini 16’sı batılı, toplam 17 ülkeden ithal ediyor. Dünyada jelâtinin yüzde 70’i domuz derisinden üretilir. Geriye kalan yüzde 30’un ise helâl kesim olduğunun hiçbir garantisi zaten yok. Okumaya devam ediyorsunuz ve üründe “mono digliserit” içeriğini görüyorsunuz. Ne garip ki, çoğu kez buda domuzdan elde edilir...
Bazı ekmek yapımında İngilizce kısaltıcı anlamında “shortening/yağ” ifadesini görürüz. Unlu mâmullerde dünya gıda literatürüne de bu isimle geçen ‘shortening/unlu mâmul yağları’ kullanılır. Bununda en ucuzu ve yaygın olanı, “domuz iç yağı ve kuyruk yağı”(lard) olanıdır. Ekmek satışları çoğunlukla etiketsiz olduğu için, alırken kimse en çok tüketilen gıda maddesinin içeriğini zaten öğrenemez…
Margarin yerine “hidrojenize bitkisel yağ”, dikkat ishal olabilirsiniz yerine “laksatif etki” yazılmalı ki, gönül rahatlığıyla alıp tüketelim.
Fenilalanin vücut için gereklidir. Bu ihtiyaç, proteinli gıdalardan sağlanır. Ancak endüstriyel ürünlerle alınan fenilalanin, -bir amino asidin metobolize edilemeyerek- kanda ve diğer vücut sıvılarında artarak çocuğun gelişmekte olan beynini harap edip, Türkiye’de yaygın görülen ileri derecede zeka özürlü (fenilketonüri) olmasına neden olduğu iddia edilir. Bu soruna ise, çoğunluğu -son günlerin en tartışmalı ürünü olan-mısırdan elde edilen früktoz, glikoz gibi şekerler ile aspartam, sakkarin gibi tatlandırıcıların yol açtığı belirtiliyor. Bu tatlandırıcıları içeren ürünlerin kullanıldığı endüstriyel gıdalarda ‘fenilalanin içerir’uyarısı yer alır. Peki, ürünlerin ambalajında ‘fenilalanin içerir’ yerine; ‘şişmanlığa, diyabete, kansere neden olabilir’ denilse, alır mıydınız? Siz almazsanız kapitalist endüstri bunu kime satardı? Ekonomik istikrar bozulacağına, sizin sağlığınız bozulsa kıyamet mi kopar? Bir iki cazgırlık yapıp, susarsınız nasılsa…
Şeker hastasısınız ve doktorunuz reçetenize tatlandırıcı yazdı. Baktınız ki aspartam, sakkarin veya bir benzeriymiş… Oysa aspartam; yüzde 40 oranında sinirsel bir uyarıcı olan aspartik asit, yüzde 50 oranında beyin için zararlı fenilalanin ve yüzde 10 oranında da metil alkol içerir. Evet, yanlış duymadınız, metil alkol yani kanserojen ispirto... Bu üründe de, “alkol içermez yazıyor”du değil mi?
Güya ülkemizde, bebeklerin ürünlerine GDO’lu ürün eklemek yasak(!) ya… Ama bir bakın, Bebe… diye devam eden markanın -6 aylık bebekler için gerekli- diye pazarladığı gereksiz bebek ürününün etiketinde “modifiye mısır nişastası” yazıyor. Sadece onda mı? Ketçaplar, soslar, çorbalar, çikolatalar vs’lerde de rastlıyoruz aynı ifadeye… Peki, “modifiye” ne demek? ‘Yok canım değildir!’ Tam da tahmin ettiğiniz gibi, yani GDO’lu demek.
Süt, UHT ve pastörize edildiğinde, sindirim ve emilmesi gerekli olan laktaz, galaktaz, fosfataz gibi bazı faydalı enzimlerin yok olmasına neden olur. Pastörize ve UHT sütü sindirebilmek için zorlanan pankreasın kanser/hasar görmesine rağmen, hâlâ birileri bu ürünleri önerir. “Normal süt”ü ise “sokak sütü” olarak küçümser…
Neredeyse her üründe “doğala özdeş aroma”ifadesini görürüz. Kimisi ise “Yapay aroma içermez, doğala özdeş aroma” gibi ifadeler koyuyor. Demek ki yapay yani kimyasal aromada kullanılıyormuş… Peki “doğala özdeş aroma” ne demek? Mesela ürün çilek, fındık, kayısı, şeftali vs aromalarından birini içersin ve üzerinde de “doğala özdeş aroma” yazsın… Peki bu özdeş aroma yanında ifade edildiği gibi doğal mı?

Bir üründen aroma elde etmek her zaman ekonomik olmadığı gibi çok da pahalı olabilir. Ama aromanın, illaki adı geçen meyveden olması gerekmiyor. Bakteri, mantar gibi organizmalar, devasa tanklarda fermante edilip, ‘özdeş aroma’ elde edilir… Fizyoterapist Oğuzhan Söylemez’e göre; bu şekilde 1 kilo özdeş şeftali aroması elde etmek, hem 20 kat daha ucuz, hem de tadı daha keskin...
İşte doğala özdeş denilen meyve aromalarından bazılarının kaynağı:
Sporobolomyces odorus/mantardan doğala özdeş şeftali aroması,
Trichoderma viride/yermantarından doğala özdeş Hindistancevizi aroması,
Trametes odorata/ağaç mantarından doğala özdeş bal aroması,
Bacilus subtilis ve Corynebacterium glutamicum/mikroptan doğala özdeş fındık aroması.

Aslında hazır gıdadan kaçmak pekala mümkün. Paketli ve uzun ömürlü hiçbir şeyi satın almamakla işe başlayabilirsiniz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...