20 Eylül 2014 Cumartesi

Antibakteriyel Sıvı Sabun Gerçeği..

Antibakteriyel sıvı sabunlardaki içeriklerin açığa çıkması nedeniyle sıvı sabunlar yeniden sorgulanmaya başladı.. Sıradan bir sıvı sabuna mikroorganizmaları öldüren kimyasallar eklenerek elde edilir antibakteriyel sıvı sabunlar.. Birkaç bakteriye karşı test edilir fakat sanki hepsini öldüyormuş gibi reklamları yapılır.. Maalesef ki normal sıvı sabunlara göre temizlikte daha üstün olduklarını ispat eden herhangi çalışma da bulunmamaktadır.. Bu kadar ağır kimsayalı bünyesinde barındıran antibakteriyel sıvı sabunların içeriğindeki en zararlı maddelerden biri de Triclosan'dır.. Basit bir internet araştırması ile ne kadar zararı olduğunu görebilirsiniz.. Sağlığımızı tehdit etmeden de bakterilerden kurtulabiliriz diye düşünüyorum.. Yıllardır ilaç sektöründe üretim sahalarında çalışmış biri olarak üretime giren herkese (çalışan, misafir farketmez) ilk verilen eğitimin el yıkama eğitimi olduğunu belirtmek isterim.. Bu eğitimlerde el yıkamanın kimyasal değil fiziksel bir işlem olduğu her seferinde vurgulanarak, her üretim sahasına girişte en az 15 saniye ellerin iyice ovalanarak yıkanması gerektiği anlatılır.
Bu anlamda sıvı sabun olarak tavsiyem market raflarından alınan bol kimyasallı sıvı sabunlar yerine moms green gibi tamamen doğal içerikli markalardan yana olacak..  Ben evimde bu markayı kullanıyorum.. Organik marketlerden alacağınız sıvı sabunları da kullanabilirsiniz..
Madem el yıkama konusuna girdik, özellikle uyarmak istediğim bir konu daha var.. Lütfen ama lütfen  alışveriş merkezi, mola yerleri gibi ortak kullanılan tuvaletlerde el kurutucu fanları kullanmayın.. Bakteri ve mikrop açısından zengin o ortamın havasını nemli ellerinize üfleyerek yıkayıp temizlediğiniz ellerinizi daha çok kirletmenize neden oluyor.. Bir de ricam o tür ortamlarda çeşme başları, kapı kolları gibi mikroplar açısından zengin yerlere temas etmememiz yönünde olacak, özellikle de ellerinizi yıkadıktan sonra buna dikkat edin.. Mutlaka bir peçete olsun elinizde..

14 Eylül 2014 Pazar

Fiyat/Performansı En İyi Ürünlerden: Era Izgara Makinesi..

Yıllar önce Tefal marka ızgara makinesine dünya para vermiş biri olmanın yanında ne ızgarasından ne de temizliğinden memnun kalmıştım.. Izgarayı çok seven bir aile olarak, mutfağımızın vazgeçilmezi balığı ızgara yapmak işkenceye dönüşmeye başlayınca ciddi bir araştırmaya giriştim.. Piyasada yine ünlü markaların yüksek rakamlı ızgara makinelerinin reklamları dönüyordu.. Hem temizliği pratik olan hem de dumanı kokusu  olmayan bir ızgara makinesi bulayım ne kadarsa ne kadar vereceğim diye başladım araştırmaya.. İsteklerim doğrultusunda yaptığım araştırmalar Era marka ızgara makinesine çıkmaya başlayınca anladım bu markanın ciddi bir müdavim kitlesi olduğunu.. Daha önce ne adını duymuştum, ne de bir fikrim vardı.. Diğer tarafta kıyaslama yaptığım markalar philips gibi dünya devi markalardı.. Hakkında o kadar o kadar olumlu yorum okuyunca, tüm aradığım özellikleri birarada barındırdığını görünce, bir de 60 TL gibi bir fiyatı olduğunu öğrenince marka ne olursa olsun riske girmeye, bir kere denemeye değer dedim ve hepsiburada üzerinden verdim siparişini.. Geldiği gibi ilk denemeyi yaptık hemen.. Gerçekten çok başarılıydı..
Piyasadaki diğer ızgara makinelerinden en büyük farkı tasarımı.. Diğer makinelerde rezistansın aşağıda olması ve et piştikçe rezistansın üzerine yağ damlatması duman ve kokuya neden oluyor.. Ayrıca rezistans aşağıda olduğu için üzerine yani direkt olarak sıcak yüzeye koyduğunuz et de pişmeden yanma eğiliminde oluyor.. Oysa Era marka rezistansı üst kapağa tasarlamış, alttaki ızgara teline koyduğunuz et üstten usul usul pişiyor, yağıda rezistans üzerine damlamadığı için ne duman ne de koku oluyor.. Alt hazneye az miktar da su koyuyoruz biz, yağ bunun içine damlıyor, temizlik de kolay oluyor.. Balkona falan gerek kalmadan rahatlıkla mutfağın ortasında ızgara yapabiliyorsunuz böylece.. Temizliğe gelince, rezistansın bulunduğu üst kapağı ayırıp alt hazneyi ve ızgara telini bulaşık makinesine atabiliyorsunuz.. Üst kapağının olması da temizlik açısından müthiş bir artı.. Etrafa herhangi bir sıçrama falan da olmuyor böylece..
3 yıl önce 60 TL'ye aldığım bu ürünü hala tam performans kullanmakta olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.. Üstelik haftada 1 ya da 2 defa ızgara yapılan bir mutfağa sahibim.. Evimdeki fiyat performans olarak en iyi ürün diyebilirim.. Eğer siz de ızgara makinesi alma niyetindeyseniz öyle servet harcamaya falan gerek yok, zamanında harcamış biri olarak tavsiyem Era' dan yana olacak..




7 Eylül 2014 Pazar

İçtiğiniz Soda/Maden Suyuna Dikkat..

Sulardan sonra piyasadaki birçok soda/ maden suyu markasının da masum olmadığı ortaya çıktı.. Türk Gıda Maddeleri tüzüğüne göre soda ve maden sularının nitrit ve amonyok içermemesi gerekiyor.. Maalesef ki Sağlık Bakanlığı tarafından yaptırılan analiz sonuçlarına göre 11 markada nitrit ve amonyak tespit edildi, bu markalar:
- Uludağ
- Kızılay
- Kınık
- Askoop Kızılcahamam
- Salihli
- Çınar
- Şifa
- Kula
- Yıldız
- Çamlık
- Kuzuluk

Bu markaların yanında analiz sonuçları temiz çıkan 5 marka ise
- Sırma
- Sarıkız
- Efe
- Beypazarı
- Özkaynak

Maden suyu ya da sodayı içerken vücudumuza yararlı olduğunu düşünerek tüketiyoruz, fakat vucüdumuza verdiğimiz zararın farkında olamıyoruz.. Maalesef ki günümüzde artık hiçbir şey düşündüğümüz kadar masum değil..
Bu arada maden suyu ile soda arasındaki farkı da açıklamakta fayda var:
Soda ile maden suyu aynı şey değildir. Soda, içme suyuna, 1 litreye en az 570 mg bikarbonat ve 1000 mg karbondioksit katılarak elde edilen yapay bir içecektir.
Maden suyu ise doğal bir içecektir. Mineral açısından çok zengindir. İçeriğinde bikarbonat ve karbondioksitin yanısıra magnezyum, kalsiyum, sülfat gibi ana elementler de vardır.

4 Eylül 2014 Perşembe

Tatil Köylerindeki Menülerin İç Yüzü..

Tatil sonrası hoş bir paylaşım olmayacak belki ama herşey dahil sistem tatil köylerinin mutfakları yıllardır konuşulur.. Ben size birinci ağızdan bir yazı paylaşmak istedim.. Aşağıdaki yazı ekşi sözlükten alıntıdır, tatil köyünde aşçılık yapan birinin itiraflarını içeriyor, bir kere daha farkında olup silkelenmekte fayda var.. 
""...
*Eğer her şey dahil sistem in uygulandığı bir otelde tatil yapacaksanız kulak kabartınız. aşağıdakileri peşinen kabul etmiş oluyorsunuz
*Kırmızı et olarak genelde hindi eti kullanırız. bu da yapısı gereği fazla süner. ne kadar pişirirseniz pişirin elastiki bir yapısı vardır. müşteriler genellikle çok az pişmesinden şikayetçidir.
*Balık olarak alabalık ya da kuzu balığı verilir. kuzu balığı da tercihen tuzda pişmiş olarak verilir. aslında tükettiğiniz köpek balığıdır. ben hiç kuzu balığı pişirdiğimizi hatırlamıyorum. tuzde pişirmemizin nedeni lezzet farklılığını ortadan kaldırmaktır. 
*Donmuş balıklardan genelde sudak ve kalamar kullanılır. ahtapot ege bölgesinde daha yoğundur. tabiki bunları biraya bastırıyoruz.
Bir gün akşam büfesinden kalan 50-60 kg eti tabiki çöpe atmıyoruz. bu müsrüflüktür. stajyerlere sosunu yıkatıyoruz ve başka bir sos ile bağlayarak büfeye sunuyoruz. örneğin demiglace sos ile pişmiş bir yemeğin etlerini alıp hollandez sos ile tekrar büfeye sunuyoruz ama hollandez sos öyle kolay degildir. emeğe saygı lütfen.
*Pastane bölümüne girmek bile istemiyorum. onlardan ben bile tiksindim desem yeridir. 
bir pastaneye gittiğinizde vitrindeki o devasa boyuttaki tatlıları gördüğünüzde ve fiyatını sorduğunuzda içinizi tuhaf bir sevinç katlar ya hani.. 
eve gittiğinizde afiyetle tüketirsiniz onları.. tadı çok lezzetlidir ya..
herşey dahil sistemini uygulayan bir otele gittiğinizde büfede devasa boyutlarda krem şanti ile kaplanmış yaş pasta tarzında tatlılar karşılar ya sizi.. kime sorsanız ismini bilmedikleri, herkesin birbirinin yüzüne aval aval baktığı, maşa ile tabağınıza koyarken stajyer çocukları kikirdeyerek sizi izledikleri pastalar vardı ya.. 
evet evet.. onlar işte doğru bildiniz.. 
biz onlara doyuran deriz. 
bir akşam önce kalan artıkları cocuklar büfeden toplar, pastanedeki demi chefler bu tatlıları bir güzel yoğurur ve akabinde üzerine pralin, damla drop, çırpılmış krema ve en sonunda meyve aromalı krem şanti ekleyerek tekrar büfeye gönderirler.. 
bu durumdan müşteriler şikayetçi değildir çünkü ilk önce biten pastamız bu doyuran'dır. hatta takviyesi olmadığından mütevellit, bazı müşteriler şikayet ederler alamadıkları için. 
pastanede bu olay biraz daha hijyeniktir. eğer sahibi çok iğrenç bir adam değilse sadece vitrindeki pastaları kullanır. 
sevgili ustalarım, biliyorum beni yetiştirdiğiniz güne lanet ediyorsunuz, belki şu anda beni kınıyorsunuz, hatta yer yer kalaylıyorsunuz ama baktım kimse bilmiyor. bende sosyal sorumluluğumu yerine getireyim dedim. 
üzgünüm.
*Kasaphanede işler bütün gelen parçalara bakar. genelde köftelerde dana döş ve gerdan kullanılır. eğer adana kebap ya da urfa kebap var ise menüde yemeyiniz. tekrar söylüyorum herşey dahil sistemin olduğu bir otelde adana kebap yemeyiniz. elinizi bile sürmeyiniz. 
*Soğuk bölümünde ise işler çığrından çıkmıştır. genel olarak yapılan portör muayenelerinde gaita oranı çok yüksektir. bunun nedeni mutfak personelinin hijyeninin yanı sıra mayonez içerikli yiyeceklerin bu bakterileri gereğinden fazla üremeye yol açmalarıdır. 2000 kişilik bir otelde yapılan rus salatasında aşçıların elleriyle harmanlamadığını düşünmek birazcık saflıktır.
*Eğer türk gecesi var ise ve menüde çiğ köfte de mevcutsa hemen koşa koşa gidip atlamayın. önce bir düşünün. 1 kg çiğ köfte yaklaşk 2 saatte yapılıyor. orada bulunan çiğ köfte en az 20 kg dir. eğer tam kıvamında oldugunu düşünüyorsanız işler sandıgınızdan daha kötüdür. stajyerler ayaklarına poşet giyer ve büyükçe bir kazanın içinde bir güzel yoğururlar. kıvamı mükemmel oluyor ama tadını bilmiyorum. müşteriler iyi olduğunu söylüyor. o kadar da tarif vermişimdir. 
*Bütün bunlara rağmen büfede hiçbir masraftan kaçılmaz. müşetileri aldatmak için bol bol karpuz ve kabak dekoru yaparız. bir gün saydığımda büfede 20 çeşit yemek olmasına rağmen 50 ye yakın dekor vardı. önce gözünüzü doyurmak nedir bunu çok iyi biliriz.
*Kendim tatile gittiğimde nedense yarım pansiyon otelleri seçerim. yemeğimi otel dışında tüketirim. içecekleri ise tabiki otelde kullanırım. kahvaltı bölümü en sevdigim bölümdür çünkü herşey hazırdır. üreten firmanın günahı boynuna. 
*Patates içeren yemekleri bol kalorilidir ve tokluk hissi verirler. çalıştığım mutfakta en az 3 kişiyi patates çuvalının başına dilkerim. sabahtan akşama kadar patates soydururum ve bir öğünde en az 3 yemeğim patates içeriklidir siz farketmeseniz de patatesi gördügünüzde saldırıyorsunuz. içgüdüsel bir şey galiba. 
*2000 kişilik bir otelde sıcak büfede en az 20 kişi çalışması gerekir. akşamları yemek yediğiniz büfenin önünde bekleyen aşçıların sayısı 4 ü geçmiyorsa ve kılık kıyafetleri temiz ama düzensizse orada işler pek iyi gitmiyor demektir. ben mesleğimi saklayarak hemen muhabbete girerim ve sıcak bölümünün yemeklerinin diğer bölümlerden iyi oldugunu cok yorulduklarını tahmin ettiğimden bahsederim. hemen kaç kişi yapar, nasıl yapar, maaş durumu nedir dökülürler. bu şekilde otel değiştirdiğim çok olmuştur. 
*Mümkün olduğunca şov olarak tabir edilen o anda hazırlanan yemekleri tercih edin. sıra bekliyorsunuz biliyorum, lezzetsiz ama hijyeniktir. 
*Pasta tüketecekseniz dilimlenmiş yaş pastalara ağırlık vermeyiniz. detayına girmicem başım belaya girebilir. 
-- aslında yazıp sildiğim birtakım maddeler de mevcut ama bilmemeniz daha iyi olur. burada noktalamak en iyisi. ileride bir gün kitap çıkarırsam haberdar ederim sizleri.""

Hangi Marka Su..

Daha önce su konusunda derin araştırmalar sonucu uzunca bir yazı yazmıştım.. O dönemde de aradığım özellikler
- Sağlıklı bir ambalajının olması (pet ya da polikarbon yerine cam olması, aslında en sağlıklısı tek kullanımlık cam şişeler)
- Alüminyum, nitrit ve nitrat içermemesi,
- Yüksek kalsiyum, magnezyum içeriğinin olması
- Düşük sodyum oranına sahip olması
- pH oranının 8'in üzerinde olması
- Ozonsuz olması,
- Dolum tarihinin üzerinden en fazla 2 hafta geçmiş olması
gibi özelliklerdi..
pH değerinin 8 ve üzerinde olmasına ayrıca bir parantez açmak lazım ki o da suyun alkali iyonize su olduğunuz gösterir. Alkali su,
- Vücudun pH oranının korunmasına ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur
- Vücuttaki asidik kalıntıları temizler
- Zayıflamaya yardımcı olur
- Birçok hastalığa neden olan serbet radikalleri nötralize eder
- Antioksidan etkiye sahiptir
O dönemde sağlık bakanlığının analiz sonuçlarına göre hazırlanmış su raporundaki ilk 10 su markasında yukarıdaki aradığım özellikleri değerlendirdiğimde Kipa su ön plana çıkmıştı.. O dönemde de paylaştığım gibi bir sudan beklediğim özellikler konusunda nettim de bunların hepsini tek başına karşılayacak bir su markası bulamamıştım yine maalesef.. Bir taraftan Kipa suya devam ederek diğer taraftan araştırmalara devam ediyordum yine.. Biz neyi talep edersek onu karşılamak zorunda kalacaklar konusundaki inancım geç yerini bulsa da her zaman, araştırmaya devam ettim inatla.. Kipa suyu bulamamaya başladıkça da hızlandı bu süreç..
Mayıs ayında güncellenmiş olan sağlık bakanlığı su raporuna 3. sıradan giren, eylül ayındaki listede de 4. sırada kalan Taşkesti isimli su markası yeni keşfim oldu.. Listede içilebilir su olabilmesi için yapılan analiz sonuçlarına göre puan verilmiş su markalarının olduğu Eylül 2014 güncel listesinin linkini burada paylaşıyorum.. Maalesef ki yine sıfırın üzerine çıkabilen 14 marka su olabilmiş.. Onlar da maalesef bildiğimiz büyük ve ünlü su markaları değil, daha çok yerel markalar.. Bunlar sırasıyla Buzdağı, Kızılcahamam Javsu, Munzur, Taşkesti, Tekir, Kalabak, Abant, Nazlı, Kipa, Erpınar, Efemsu, Karlık Madran, Fuska, Şırlan.. Dışarıda her gün elimizin altında olan o ünlü su markaların  su değerlerini eksi mertebesinde görmek yine şaşırtmadı beni..
Taşkesti su, hem cam damacana ve hem de tek kullanımlık cam şişe seçenekleri olan, 8 pH değerinde, yüksek bikarbonat oranı ile sindirime yardımcı, yine yüksek kalsiyum ve magnezyum içeriği olan, düşük sodyum oranı ile tuz diyetine uygun özelliği, yüksek mineral değerleri nedeniyle doğal kaynak suyu değil doğal mineralli su olarak geçmesi ile dikkatimi çeken marka oldu.. 5, 8, 15 litrelik cam şişe seçenekleri var.. Artık her yere yayılan bir de bayi ağı var..
İlk sıradaki Buzdağı da cam damacana seçeneği olan gitgide yayılan bir marka..
Ama yine de dörtdörtlük seçeneğiniz hiç olmuyor bu ülkede, aradığınız bazı özelliklerden feragat etmeniz gerekiyor.. Bu iki markada da su değerleri gerçekten çok iyi olmasına rağmen ozonlama ile dolum yapılıyor, "organik madde için sarf edilen oksijen miktarı" değeri bunu ifade ediyor analiz sertifikasındaki..
Ozonsuz su olsun derseniz Elmacık marka var, o da su değeri açısından çok gerilerde..
Ben yukarıdaki suda olması gereken özelliklerine göre değerlendirdiğimde, bulunduğum yere yakın  bayi durumunuda gözönüne aldığımda Taşkesti suyu tercih ettim..
Su tercihi konusunda Buzdağı, Taşkesti ve Elmacık markalarından yana kullanın yine tercihlerinizi derim, cam damacanalarını alın mutlaka.. Hangisini seçeneğinize de yukarıdaki özelliklere göre değerlendirip, hangi özellikten feragat edeceğinize göre karar verin.. ozonsuz mu olsun, su kalitesi çok iyi mi.. ikisi bir arada mümkün değil maalesef güzel ülkemde..

Son olarak özellikle şunu vurgulamak istiyorum, evimize aldığımız suyu araştırıp her bir değerini kontrol ediyoruz ama dışarıda ayaküstü aldığımız kanser saçan pet şişe sulara dikkat etmiyoruz maalesef.. Dönen mailler sayesinde arabada pet şişe su bekletmeyeye özen gösteriyoruz da büfelerden ayaküstü aldığımız o suların arabada bekletilmiş pet şişelerden hiçbir farkının olmadığını atlıyoruz.. Günlerce, bazen yaz boyunca kolilerinde güneş altında bekletildikten sonra buzdolaplarına alınan bu suları ne olur tüketmeyin, içtiğiniz şey sadece su değil çünkü artık.. Her yerde rahatça bulabileceğiniz cam şişe suları tercih edin, hem kendiniz hem de çocuğunuz için.. Su değeri çok düşük bir markanın cam şişesini de alsanız içiniz rahat olsun.. Emin olun su değeri çok yüksek olan bir markanın güneş altında beklemiş pet şişesinden çok çok sağlıklıdır..






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...